Ocak 17 21:23
AHMET AKGÜL :
  • ♦ Sadece kendisini ve ailesini düşünenler ve “başkasından bana ne” diyenler, şeytanın taifesidir. Çünkü şeytan da benlik ve bencillik yüzünden lanete uğramıştır. ♦ Herkesin kıymeti gayreti kadardır; gayreti ise gayesi ve hedefi oranındadır. Hedefleri ve hayalleri kutsal ve kuşatıcı olanlar, büyük adamlardır. Gayesi ve gailesi (derdi) küçük olanlar da, ayarı düşük insanlardır. Kalbinde Allah korkusu ve hesap gününe kavuşma inancı olan kimseler, Allah’ın kendisine bolca ikram ettiği nimetlerden, Allah’ın muhtaç kullarına da ihsanda bulunmaktan ve herkesin insanca yaşayacağı şartları oluşturacak Adil bir Düzen kurmaktan, asla imtina etmeyeceklerdir. Gerçek mü’minler, bütün nimetleri emanet olarak görürler ve nimetin gerçek sahibinin istediği yerlerde tasarrufta bulunmaktan çekinmezler. Dünyada en çok gözetilecek kimseler ise, himayeye en çok muhtaç olan sahipsiz, kimsesiz, yetim ve muhtaç kimselerdir. Bunlar, Allah’ın insanlara taksim ettiği nimetlere ulaşmada birtakım mahrumiyetler içindedirler. Fil ve Kureyş Sureleri, ahiret gününün delillerindendir. Bu iki surenin arkasından fert ve toplum hayatıyla ilgili esasların zikredilmesi, dünya-ahiret devamlılığını göstermektedir. Çünkü ahiret inancı, dünya hayatını da disipline etmektedir. Giderek batmakta olan Batı’nın hukuk ve ahlâk sistemine şekil veren zalim Roma kültürüyle yozlaşmış Hristiyanlık düşüncesi, bugünkü batılı insan tipini oluşturmuştur. Hürriyet, insana şahsiyet ve haysiyet kazandıran en önemli özelliktir. Fıtri (doğal ve sosyal) bir gerçek olarak, her insanın birincil gereksinimi EKMEK, ikincisi HÜRRİYET’tir. Batı’nın geliştirdiği ve bizden bazılarının da heveslendiği hürriyet anlayışı ise; her türlü sorumluluktan kaçmayı, tamamen başıboş davranmayı ve bütünüyle hayvani ve nefsani duyguların esiri olmayı ifade etmektedir. Hürriyet; nefsani ve şeytani dürtülere ve insanın kendi iradesine hâkim olarak, her türlü zillet ve esaretten ve başkaları tarafından güdülmekten bağımsız ve özgür kalma halidir. Evet; kanaatimce, çok kullanılan Demokrasi ve Laiklik gibi "Kelime"lerin artık izahı ve ıslahı gerekmektedir. Yeniden yorumlanması bir ihtiyaç haline gelmiştir. Her türlü istismar ve suiistimalden korunacak şekilde sağlam kalıplara ve tanımlara kavuşturulması icap etmektedir. Bilindiği gibi, toplumların arzuladığı ve ulaşmaya çalıştığı bazı değerleri ve dengeleri ifade etmek için, yeni kelime ve kavramlar türetilmiştir. İşte "Laiklik ve Demokrasi" de bunlardan birisidir Laiklik; "Devlet düzenini, din adamları sınıfının ve din istismarının güdümünden kurtarmak, farklı din ve mezhep mensuplarının, birlikte barış içinde yaşama şartlarını hazırlamak" amacını ve anlamını belirten, evrensel bir kurum ve kavram olarak düşünülmekte ve düşlenmektedir, ki bu anlamda güzel ve gereklidir.