Eylül 20 07:25

AKP’NİN EKONOMİK VE AHLÂKİ TAHRİBATLARI VE İSTİSMAR SALTANATI

AKP’NİN EKONOMİK VE AHLÂKİ TAHRİBATLARI VE İSTİSMAR SALTANATI

AKP’nin ekonomik iflası!

Mevcut ekonomi ve toplumsal politikaların yanlışlığı, resmi rakamlar ve sonuçlarla teyit ediliyordu. Üretime değil de borca dayalı ekonomi politikaları faizcileri memnun ederken, kâğıt üstünde kalan ekonomik büyüme rakamları da işsiz sayısını azaltacağı yerde daha da artırıyordu. Toplumsal politikalardaki sıkıntılar; kendisini ahlâksızlığın ve suç oranlarının artması, dolayısıyla da cezaevlerinin dolup taşması olarak gösteriyordu. 2019 yılında tüm bunların Türkiye’ye faturası; 117,3 milyar TL faize akan para, resmi rakamlara göre 4 milyon 544 bin işsiz ve dolup taşan cezaevleri olarak dönüyordu.

AKP düzeni sadece faizciye yaramaktaydı!

Faize bütçeden 2019 yılında 117,3 milyar TL aktarılacaktı.

AKP’nin yanlış ekonomi politikaları vatandaşın belini bükerken, rantiyeyi ihya ediyordu. 17 yılda rantiye, yani bankalar ihya olurken; AKP’nin işbaşına geldiği 2002 yılındaki bankacılık sektörünün net kârı 2,9 milyar TL, 2015’te 26 milyar TL, 2016’da 37.5 milyar TL, 2017 yılında 48,7 milyar TL ve 2018 yılında ise bankacılık sektörü “tüm zamanların en yüksek” net kâr rakamı olan 54,1 milyar liraya yükseliyordu. 2018 yılında bankaların elde ettiği net faiz geliri ise 146,2 milyar liraya oluyordu. Türkiye bütçesinden 2019’da faiz ödemelerine ayrılan 117,3 milyar TL rakamı da dikkat çekiyordu.

Borç gelirin yarısını aşmıştı.

2003 yılında milli gelire oranı %37 seviyesinde olan Türkiye’nin dış borcu, 2017’de 14 yıllık tırmanışın ardından ilk kez %53’e, 2019 Mart sonu itibariyle de milli gelirin %60’ına yükselmişti.

Üreterek değil de borçlanarak büyüme politikalarının Türkiye’yi getirdiği nokta, borcun her geçen yıl kabarması oluyordu. 2003 senesinde dış borcun milli gelire oranı %37.6 iken, geçen sürede borç mütemadiyen artıyor ve sonunda milli gelirin yarısını da aşıyordu. Türkiye’nin 2017 Haziran sonu itibarıyla brüt dış borç stoku, yılın ikinci çeyreğinde 20 milyar dolardan fazla artarak 432.4 milyar dolara çıkıyordu. “Kamunun borcu yok” iddiaları yalandı! 2019 yılı itibariyle Türkiye’nin net dış borç stoku da Haziran itibarıyla 453,4 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Hazine garantili dış borç stoku da 14,8 milyar dolar oluyordu. Kamunun net borç stoku ise bu dönemde 567,2 milyar lira olarak gerçekleşmişti ve milli gelire oranı da %14.8 olarak belirlenmişti.

Bütçe açığı rekor kırmıştı.

Türkiye'nin cari açığı 2017 Ağustos ayında 37 milyar dolara çıkıyordu. Geçen yıl 2018 bütçesini Meclis’e sunan Maliye Bakanı Naci Ağbal, bunun gerekçesini ithalat-ihracat dengesizliğindeki kalemlerden sadece enerji fiyatlarının yüksekliğine bağlıyordu. Meclis’te iki aya yakın süren bütçe maratonu, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2018 bütçesini TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'ndaki sunumuyla start alıyordu. Bakan Naci Ağbal, önümüzdeki yıla ilişkin beklentilerini başlıklar halinde sıralıyor, bütçede ilk göze çarpan ise cari açıktaki rekor büyüme oluyordu.

Gıda fiyatlarına çözüm bulunamamış, enflasyon yeniden azıtmıştı.

2016 yılında %8,5 olan enflasyon, 2017 yılında da genel artış eylemini sürdürüyordu. Bu seyirde gıda fiyatları, TL’nin değer kaybının birikimi, ithalat fiyatlarının yükselişi etkili oluyordu. Bu kapsamda yıl sonu enflasyonu %9,5 olarak bekleniyor ama %10’u geçiyordu. Ve 2018 yıllık enflasyon ise %20,30 oluyordu.

Rantın son durağı yaylalardı. Türkiye’yi betona boğanlar, gözlerini şimdi de Karadeniz yaylalarına dikmiş durumdaydı.

Sonunda “imar rantı”, gözünü Doğu Karadeniz yaylalarına dikiyordu. Yaylalar ile ilgili hükümetin yaptığı düzenleme, bölgede dev otellerin ve lüks villaların yapılmasının önünü açıyordu. Maalesef yaylalar gerçek sahiplerinin elinden alınıp, rantçılara teslim edilmeye başlanıyordu. Doğu Karadeniz’in doğal güzellikleri ve turizmin kalbi olan yaylalar, sözde düzenleme adı altında imar kıskacına alınıyordu. Hükümetin tarım alanlarını korumak için kanun çıkarmasına rağmen, Trabzon’da bulunan yaylaları ranta açması tepkilere neden oluyordu. Düzenlemeyle birlikte betonlaşma ve çarpık yapılaşma oranının artacağına dikkat çekilirken, yıkımına başlanan yayla evlerini Arap milyarderlerin satın aldığı ifade ediliyordu.

Yaylalar derhal kayıt altına alınmalıydı!

Tapusuz yaylalarda önemli bir sorun olduğuna değinen uzmanlar, “Kayıt altına alınmayan bölgelerde satışlar yaylacılarımızı olumsuz etkiliyor. Bu durum daha büyük problemlere yol açacak. Bir yetkilinin popülist birkaç cümlesi ile yaylalarda düzenleme yapılmaz. Planlama çalışmalarının yapılması, bu çalışmaların bölge halkına iyi anlatılması ve bölge insanını üzmeyecek düzenlemelerin başlaması gerekmektedir” diye konuşuyordu.

Cumhurbaşkanı; “başkanlık ettiği” Hükümetin ekonomi politikalarını ve 'onun sonucu' olan “yüksek faizi” eleştirirken, faiz mikrobunu meşrulaştırmaya çalışmaktaydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada, “15 yıllık” AKP iktidarının ekonomi politikalarını eleştiriyordu. AKP iktidarlarının uyguladığı ekonomi politikaları neticesinde “tarihlerinin en kârlı” dönemlerini yaşayan bankalara veryansın eden Erdoğan, “yüksek faiz oranlarını” eleştirirken, başkanlık ettiği hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program’dan çıkan MTV artışından da dert yanıyordu. “Küçük sarsıntılar” dışında ekonomiyi kontrolde tuttuklarını söyleyen Erdoğan, “Faizlerdeki düşüş, istediğimiz noktada hâlâ değil. Faizlerdeki düşüşü başaramazsak, birçok musibet bizi beklemektedir. Piyasa faizinin yüzde 20 olduğu ülkede, yatırımcı yatırım yapabilir mi? Ondan sonra lanetle de karşı karşıya kalırız. Birçok sefil ailelerle de karşı karşıya kalırız. Biz faizci akıllarla, faiz lobilerinin yaklaşımlarıyla adım atarsak, sadece onları ihya ederiz” diyerek halkımızı oyalıyor ama faizsiz sisteme geçmek hususunda ciddi ve gerçekçi hiçbir adım atmıyordu.

“Çıkar bir KHK 'Ben faizleri sıfırladım' de” bakalım.

Kemal Kılıçdaroğlu bile: “İkide bir; ‘Faizler yüksek!.. Faize karşıyız!..’ diyorlar. Faize karşıysan indir. Sanki memleketi başkası yönetiyor. Bu da doğru değil. Tamamen faiz lobisine çalışan bir hükümet. 142 milyar dolar faiz ödeyeceksin, sonra vatandaşa faiz yüksek diyeceksin. Kardeşim faize karşıysan, çıkar bir KHK faizi sıfır yap. Gücün yetiyorsa çıkar bir KHK ‘ben faizleri sıfırladım’ de. Yapabilir mi, yapamaz. Sen faizi ve faizcileri destekliyorsun. Faize kim karşı?” diye çıkışıyor ama iktidardan hiçbir yanıt gelmiyordu.

Diyanet “katılım bankalarını” uyarmıştı: “Faizli yöntemden farkınız kalmamıştır!”

Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Dr. Muhlis Akar, Katılım bankalarının temsilcilerine; malı satan, müşteriye karşı nasıl sorumluysa; katılım bankalarının da satıcı gibi sorumlu tutulmasını ve ancak bu şekildeki yöntemlerin caiz olacağını hatırlatmıştı. Çünkü eğer; katılım bankası doğrudan vatandaşa para verirse, faizli yöntemden farkı kalmayacaktı. Sn. Muhlis Akar, "Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı"nda katılım bankalarının temsilcileriyle görüştüklerinde bu konuyu gündeme taşımıştı. Akar, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından bu yıl yedincisi düzenlenen "Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı"nda konunun uzmanları ve temsilcileri ile TOKİ, tasarrufa dayalı faizsiz finansman sistemleri (elbirliği sistemi) gibi uygulamaları ele aldıklarını açıklamıştı.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz