Kasım 12 09:59

Cumhurbaşkanı ve Başbakan Olmak Kolaydı; ZOR OLAN, ERBAKAN OLMAKTI!

Cumhurbaşkanı ve Başbakan Olmak Kolaydı; ZOR OLAN, ERBAKAN OLMAKTI!

Cumhurbaşkanı ve Başbakan Olmak Kolaydı;

ZOR OLAN, ERBAKAN OLMAKTI!

          

Bismillahirrahmanirrahim

“İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.”

        

“Biz Allah’a ait (kullarız, O’nun rızası için yaşarız) ve şüphesiz yine O’na dönüp (kavuşacağız)” (Bakara: 156)

 “(Hz.) Muhammed (Aleyhisselatü Vesselam) ancak bir elçidir. Ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir. Şimdi O ölürse veya öldürülürse, siz (Hakk yoldan ve davanızdan) topuklarınız üzerine gerisin geriye mi döneceksiniz?” (Al-i İmran: 144)

“Ve sakın Allah yolunda (Hakk’a itaat ve cihad uğrunda iken ölenlere ve) öldürülenlere; “ölüler” demeyin; bilakis onlar diridir. Fakat siz bunun şuurunda ve farkında değilsinizdir.” (Bakara: 154)

 İslam’ın bayraktarı, Milli Görüş davamızın Muhterem ve Mücahit komutanı, Aziz Hocamız sonunda Hakk’a yürümüşlerdi. Sakın mü’minler üzülüp ye'se düşmesin, hainler ve zalimler sevinmesin, Siyonist ve emperyalist güçler kurtulduk zannetmesindi!  Çünkü İslam (Barış ve Bereket) devrimi; Kur’an-ı Kerim’in işaretleri, Hz. Peygamber Efendimizin müjdeleri ve Aziz Hocamızın hedefleri ve projeleri istikametinde, mutlaka ve inşaallah en yakın zamanda gerçekleşecekti. O’nun ruhaniyeti ve şefaati bizimle beraberdi. Erbakan’ın aramızdan çekilişi ve sonraki süreci; zalimlerin ve nankörlerin başında bomba gibi patlayacak mutlu gelişmelere gebeydi.

Allah Bâki’dir, Kur’an hakikattir, davamız mübarek ve daimidir. Sadakatimiz süreklidir.

“Yarın elbet bizim; elbet bizimdir

Gün doğmuş, gün batmış; ebed bizimdir.”

Bu arada, henüz sağlığında, O’nun evine çekilmesi ve artık istirahat etmesi gerektiğini savunanların: “Erbakan görevini tamamlamış, nihai hedefine ulaşmış ve zaferi kazanmıştır” iddiaları yanlıştı ve yanıltıcıydı. Bunun yerine “Hoca, Hak’kı hâkim kılmak yolunda her türlü hazırlığını ve programını titizlikle yapmış, üstün bir gayretle çalışmış ve büyük başarılara imza atmıştır.” demek lazımdı.

Evet, Hocamız;

Türkiye’de 41 yıldır çok büyük atılımlar başlatmış, çok önemli değişim ve düzelmelere öncülük yapmıştı. Bu tarihi ve şerefli hizmetlerin bir tanesi bile, bunca emek ve zahmete değer bulunmaktaydı. Erbakan, inançlarından ve yaşam tarzından dolayı yıllarca ezilen ve hor görülen halk kesimlerini diriltip bilinçlendirerek, onların ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda yeniden etkin ve yetkin olmalarını sağlamış, toplumu; düşürüldükleri aşağılık duygusundan ve başaramama korkusundan kurtarıp, öz güven kazandırmış ve O’nun okulundan ve ekolünden yetişenlerden ikisini Cumhurbaşkanlığa, dördünü Başbakanlığa, onlarcasını Bakanlığa, yüzlercesini Belediye Başkanlığına taşıma mecburiyetinde kalınmıştır.

Ancak; Müslümanların ve mazlumların inancı ve ihtiyacı olan asıl hedefine ve arzuladığı fethe henüz ulaşılmamıştı ama oldukça yaklaşılmıştı. Ve bu talihli gelişmeler inşaallah bundan sonra “O’nun kutlu projeleri ve prensipleri doğrultusunda” yaşanacaktı. Çünkü;

• İsrail çıbanı deşilmeden,

• ABD ve AB’yi güden Siyonist Yahudi Lobileri açıkça deşifre edilip çökertilmeden,

• ABD ve NATO, kesin bir hezimetle yenilip Ortadoğu’dan çekilmeden,

• Barbar Batı’lılar 2. Yalta anlaşmasına mecbur bırakılıp, bütün yeryüzünde ADİL DÜZEN’e geçilmeden,

• Bugünkü Batı medeniyetinden her yönden üstün ve huzurlu bir İslam-Barış ve Bereket medeniyeti mutlu meyvelerini vermeden;

Va’ad olunan fetih yerine gelmiş ve Erbakan Hoca’mızın hedefine ve hayaline erişilmiş sayılamazdı. Bunlar gerçekleşmeden, Erbakan’ın sağ kalıp sadece Başbakan ve Devlet Başkanı olması bile, hiçbir anlam taşımayacaktı.

Bazı Yahudilerin, dünya hâkimiyetini ele geçirme ve küreselleşme kılıfıyla tüm insanlığı demokrat köleler haline getirip, sömürü saltanatını yerleştirme hedefi olan SİYONİZM’in:

a- Hile ve hıyanet projelerini en iyi bilen ve karşı tedbirler ve haklı sistemler geliştiren,

b- BM, NATO, IMF gibi Deccalizmin dünya çapındaki şeytani şebekelerini ve bunların masonik şubelerini etkisiz bırakacak siyaset ve stratejiler belirleyen ve hayata geçiren,

c- Sadece Müslümanların değil, tüm mazlumların; farklı din, düşünce ve kökenden bütün insanlığın huzur ve hürriyet içinde yaşayacakları adil bir düzenin temel prensiplerini, başarı yöntemlerini ve çarelerini gösteren ERBAKAN Hocamız ve sadık bağlıları dışında; bugün yeryüzünde başka hiçbir hareket ve şahsiyet bulunmamaktadır. Elbette her ülkede İslami ve insani gayretli girişimler, yöresel ve tepkisel gelişmeler vardı; ancak kanser hücreleri gibi insanlık bünyesini saran Siyonizm illetini kökünden kurutacak, yeni ve adil bir dünyayı kuracak kutlu ve evrensel bir oluşuma rastlanmamaktaydı.

Demek ki, Sünnetullah gereği, zafer Milli Görüşçülerin vesilesiyle ortaya konulacaktı. Her şeyin en doğrusunu bilen ve kader planını yürüten Cenab-ı Hak’tı!

“Erbakan’ın hedefleri gerçekleşmiş ve zafere erişilmiştir. Bütün zulüm sistemlerinin çökertilmesi ve Adil Düzen’in yerleştirilmesi yönündeki gayret ve girişimler gereksizdir.” iddiaları:

1- Ya beyin kısırlığı ve bilgi noksanlığından kaynaklanmaktaydı. Böylece gerçekleri saptırma ve mücahid mü’minleri yolundan alıkoyma amaçlıydı.

2- Veya iman pilinin; yani, Allah’ın izniyle Erbakan’ın evrensel programlarının ve sadık bağlılarının, Süper Güçleri yeneceği, yeni adil bir dünya düzeninin inşa edileceği ümidinin iflasıydı.

Yetkilendirme ve görevlendirme konusunda ehliyet ve liyakat ölçüsünü; şartlara ve ihtiyaçlara uygunluk yanında, mevcut duruma ve ortama intibak yeteneğine göre de değerlendirip öyle karar veren ve tabi o konuda yaptığı istişare ve tavsiyelere de riayet eden Hocamız; teknik ve taktik görevlerle, siyasi ve stratejik görevleri de özellikle birbirinden ayırıyordu. Erbakan Hocamızla ilgili:

“Partiyi aile şirketi gibi yönetiyor; hep yakınlarını ve yağcılarını işbaşına getiriyor, layık ve sadık olanları geri plana itiyor” şeklindeki itham ve iddialar ya asılsız ve kasıtlıydı veya verilen hizmet ve etiketlerin stratejik önem ve önceliğini kavrayamamaktan kaynaklanmaktaydı.

Örneğin: “Kendisinin yerine oğlu Fatih Bey’i hazırlıyor” şeklindeki yorum ve yaklaşımların yanlış ve yakıştırma olduğunu, Hocamız defalarca ve açıkça ortaya koymuşlardı. Bunun son örneğini Radikal Gazetesiyle yaptığı röportajda, AKP’lilerin; Allah vergisi olan:

1- Bilgi ve marifet.

2- Tecrübe ve ibret.

3- Hidayet ve imani hassasiyet.

4- Feraset ve fazilet.

5- Dirayet ve cesaret.

6- Şuur ve basiret.

7- Vizyon, ileri görüşlülük ve milli hassasiyet.

Gibi özelliklerden nasipsiz olduklarından, yani avami tabirle “çoluk çocuk”sayıldıklarından ülkeyi selamete çıkaramayacaklarını ve sorunları azdırmaktan başka işe yaramayacaklarını vurgulandıktan sonra, kendisine yöneltilen:

“Sizden sonra partinin başına oğlunuz Fatih Bey’i hazırladığınız iddiaları konusunda ne buyuracaksınız?” sorusuna; “NE YANİ, BİR ÇOCUKTAN ALIP, DİĞERİNE Mİ AKTARACAĞIZ?! HAYIR. BU DEDİKODULARIN ASLI ASTARI BULUNMAMAKTADIR!” anlamındaki çarpıcı yanıtı, Hocamızın asla bir hanedanlık ve aile saltanatı peşinde olmadığının ispatıydı.

2 Ocak 2011 tarihli Radikal’de Hoca’nın son röportajındaki ilgili bölüm şöyle aktarılmıştı:

“Bazı sözlerinizden, oğlunuz Fatih Erbakan’a şans tanıyacağınız sanılmıştı?..”sorusunu Hocamız şöyle yanıtlamıştı:

“Evet, Biz talebelerimize şans tanıdık, baktık 8 yıldır yapamadılar. O zaman tekrar idareyi ele almak mecburiyetindeyim. Sizin dediğiniz gibi olsa… İdareyi bir çocuktan alıp, diğer çocuğa verecek değilim.”

Şimdi Aziz Hocamızın vasiyet niteliğindeki bu son sözlerini aktardığımız için bize kızacak olanların, demek ki asıl hıncı ve hesabı Erbakan’laydı… O’nun tespit ve tavsiyelerini hatırlatmamızdan rahatsızlık duyanların, kim olursa olsun bu tavırları, ya anlayış kısırlıklarını veya şeytanlık kasıtlarını yansıtmaktaydı.

Hocamızın çocukları, O’nun yüksek terbiyesi ve himayesi altında yetişmiş, cihat ve itaat ocağında pişmiş olmanın haklı şeref ve faziletini taşımaktaydı. Onlara yakışan, hayat tarzları ve ahlaki davranışları bakımından camiamızın yüz akı olmalarıydı. Ama davamıza ve Hocamızın manevi mirasına aykırı ve nefsi hesaplı çıkışlar yapılırsa, bu da kendi aleyhlerine olacaktı. Bütün bunlara rağmen, Aziz Hocamız, Milli Görüş gibi; Siyonizm’in zulüm sistemini yıkacak ve yeryüzünde Adil Düzen’i kuracak oldukça önemli ve stratejik bu hareketin başına geçecek, bağımsız ve başarılı kararlar verecek kimselerin yüksek bilgi ve birikimine, üstün basiret, dirayet ve deneyimine henüz ulaşmadan, evlatları ve akrabaları dahi olsa, o makama layık bulmamış ve bunu açıklamaktan sakınmamıştı. Çünkü o her yerde ve her meselede; Allah’ın rızasını, Kur’an’ın kurallarını, Hz. Peygamber Aleyhisselamın buyruklarını ve davanın hatırını her şeyin üstünde tutardı. Bize düşen de Hocamızın bu örnek tavrına ve manevi mirasına sahip çıkmak, hissi ve hamasi değil, imani ve vicdani bir duyarlılıkla davranmaktı.

Erbakan Hoca’nın vefat ettiği gün, öğlen sonrası, Amerika’nın borazanı Samanyolu TV spikerinin sunduğu programa katılanlara: “Hoca’nın bu hayalleri için neler söyleyeceksiniz?!” şeklinde, Erbakan’ın “İslam Birliği, D-8’ler girişimi ve faizsiz Adil Düzen projelerini, gereksiz ve geçersiz hayali heves” olarak gösterme seviyesizlikleri…

Taha Akyol’un da bu sorulara karşılık: “Hoca’nın romantik hayalleri” diyerek, çoğu gerçekleşen tarihi atılım ve programları küçümseme ve basite indirgeme yönündeki terbiyesiz tabirleri ve fikir züppelikleri…

Başka bir TV programında, Erbakan Hoca’yı: “Çok yüksek egosu nedeniyle (yani benlik ve bencillik damarıyla kıskanması yüzünden) Recep T. Erdoğan’ı hazmedemediğini… Ve yine “Erbakan da iktidarda iken, eğer Erdoğan gibi çetelerin ve askerlerin üzerine cesaretle gitseymiş, 28 Şubat’ların meydana gelmeyeceğini ve Türkiye’nin bugünkü sıkıntıları çekmeyeceğini” belirtip tam bir Sabataist sünepe tavrı sergileyen Mehmet Barlas’ın gerçekleri tersyüz etmesi;

Hocanın Siyonist odaklara ve şeytanın dostlarına attığı kazığın acısını, kiralık kuklalarının hâlâ unutmadığını gösteriyor ve hepsi AKP şakşakçısı olan bu uşak kafaların ayarını ortaya koyuyordu. Oysa büyük hayaller kuramayanlar, asla büyük hedeflere ulaşamıyordu ve Erbakan sadece Kur’an’a, inancımıza ve insanlığın ihtiyacına tercümanlık yapıyordu. Ama Siyonist odaklara secdeye kapanan ve Amerika’ya tapınan kiralık ruhlar bu gerçekleri kavrayamıyordu!

“Eh, bekleyip görelim, yarınlar ne inkılaplara gebe bulunuyordu!?”(Secde:30)

Emin Çölaşan derin bir kinle şunları kusmakta ve TSK’yı masonik-sabataist kesimin emir eri sanan bir şımarıklıkla şöyle sataşmaktaydı![1]

Ordumuza Helal Olsun!

Necmettin Erbakan’ın cenazesi, Ankara ve İstanbul’da düzenlenen törenlerle kaldırıldı. Benim gözüm, İstanbul’daki törende yer alan görkemli bir çelenge takıldı: “Türk Silahlı Kuvvetleri.”

Erbakan da her fani gibi bir gün ölecekti. Ama Onun ölümü sonrasında Genelkurmay’ın üzüntü bildirisi yayınlayacağını, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin cenaze töreninde, 1. Ordu Komutanı düzeyinde temsil edileceğini, bazı general ve üst rütbeli subaylar tarafından uğurlanacağını, kırk yıl düşünsem aklıma getiremezdim… Demek ki ben çok safmışım! Türkiye’de benim gibi düşünen milyonlarca insanımız da çok safmış! Demek artık devir değişmiş. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu ülkede ömrünü şeriat düzeni kurmak için çalışan bir siyasetçinin ardından saygı gösterileri yapabiliyormuş... Bir düşünün… Erbakan vefat ediyor ve hemen o gün Genelkurmay Başkanı üzüntülerini dile getiren bir mesaj yayınlıyor. Cenaze töreninde Türk ordusunun çelengi!.. Ve aynı törende 1. Ordu Komutanı düzeyinde temsil edilen Türk Silahlı Kuvvetleri! (1. Ordu eski komutanı Çetin Doğan Paşa’nın Silivri cezaevinde kulakları çınlasın.) Devlet töreni olsa, diyecek bir şeyim olmaz.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz