Eylül 20 07:31

DEMOKRATİK OLGUNLUK, SİYASİ SORUMLULUK VE FİKRİ UYUŞUKLUK

DEMOKRATİK OLGUNLUK, SİYASİ SORUMLULUK VE FİKRİ UYUŞUKLUK

DEMOKRATİK OLGUNLUK,

SİYASİ SORUMLULUK VE FİKRİ UYUŞUKLUK

        

Ülkenin ve Milletin bütünlüğü “AB’ye gireceğiz!” aldatmacası uğruna tehlikeye atılmaktadır. Bu isteklerin değil kabul edilmesi, müzakere edilmesi dahi yıkımdır. Mevcut AKP Hükümeti, bu konuda tamamen teslimiyetçi bir tavır takınmaktadır. AKP Hükümeti'nin bu tehlikeli tuzaklar karşısında acziyet ve yetersizliği ortadadır. Artık oynanan oyunu görmek ve tuzağa düşmemek lazımdır. Açıkça Sevr yeniden hortlatılmaktadır ve AB süreci bunun bir parçasıdır! Ekonomik bağımlılık süreci, Kıbrıs’ın verilmesi, toprak devirleri ve ülkenin parsellenmesi, azınlık meselesi, misyonerlik ve ruhban okulu sinsiliği geleceğimizi karartmaktadır. Evet, varlığımızı yok eden bu tavizleri kabul etmek intihardır!

İşte, AB'nin istekleri ve iktidarın onayladıkları:

Dicle-Fırat havzası ve GAP'ın uluslararası bir idareye devredilmesi. (Büyük İsrail'e ilk adım.)

Yabancılara toprak alım hakkının sınırsız ve kontrolsüz bir şekilde sürdürülmesi.

AB Güvenlik konsepti gereğince, Türk Ordusuna AB'nin Lejyoner’i görevi verilmesi.

Uzlaşma adı altında, Ermenilerin isteklerinin yerine getirilmesi.

Ruhban Okulu ve Ekümenlik dahil, Yunanlıların taleplerine boyun eğilmesi.

Kıbrıs Rum Kesimi’nin; AB içinde, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınmasına müsaade edilmesi.

Kürtlerin ve Alevilerin, azınlık olarak tanınmasının teklifi.

Mali yardımların en az 10 yıl askıya alınması ve daha önce yapılmış anlaşmalara rağmen serbest dolaşım hakkının esirgenmesi.

Görüşmeler neticesinde Türkiye, AB’nin istediği bütün şartları yerine getirse bile, üyeliğinin yine garanti edilmemesi gibi hakaretleri içinize sindirebilecek misiniz? Efendi olmak varken, köle olmak niyetinde misiniz?

Bunların sonuçları, uykularımızı kaçırmalıdır.

Kendi öz kaynaklarımız; ABD ve İsrail başta olmak üzere, yabancıların kontrolüne devredilecek ve bölgede siyasi bir yapılanmaya kadar gidilebilecektir. Parça parça alınan topraklarla ve bir oldubitti dayatmasıyla, Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail projesine hizmet edilecektir. Çünkü Filistin’in böyle işgal edildiği, İsrail’in böyle kurulduğu bilinmektedir.

Savunma konsepti gereği Milli Ordumuz, AB'nin emrine girecektir ve AB’nin korunması görevini üstlenecektir. Sözde Ermeni soykırımı tanınacak, haksız ve borçlu duruma düşürülen Türkiye, Ermenilerin “Büyük Ermenistan” hayalinin gerçekleşmesine taşeronluk edecektir.

İstanbul içinde dinsel anlamda üstün ve bağımsız bir otorite tesis edilecek, Yunanlıların Bizans’ı kurma (Helenizm) hayallerine geçit verilecektir. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti tanınarak, Kıbrıs’taki Türk Birliği geri çekilecek ve Ada'daki Türk varlığı Girit'teki gibi yok edilecektir. İleride İsrail’in emrinde ve Güneydoğu’yu da içine alan Büyük İsrail Devleti'nin kurulması sağlanacak ve Türkiye parçalanma sürecine itilecektir. AB uğruna gerçekleşecek bütün bu tehlikelerin sonucunda, Türkiye yumuşak lokma haline getirilecek ve II. Sevr'e gidilecektir.

Lütfen hatırlayınız!

Çok uzun bir süre geçmiş sayılmazdı. Ülkemiz 1996 yılında Milli Görüş (Refah-Yol) iktidarı yani 54. Erbakan hükümeti ile tanıştı. 54. Erbakan hükümeti kurulduğu zaman ülkenin durumu yine bugünkü gibi perişandı. Kalkınmayı ve refahı sağlamak için kolları sıvayan Prof. Dr. Necmettin Erbakan; halkımızı vergi, zam ve faizlerle ezen politikalar yerine, ülkenin ekonomik potansiyellerini harekete geçirerek; rant ekonomisini değil, reel ekonomiyi uyguladı. Ülkede üretim, istihdam ve ihracat seferberliğini başlattı.

Geçinme sıkıntısı içerisinde olan memurlara; 11 aylık iktidarı döneminde %135 zam vererek, 30 milyon memur ve ailesini huzura çıkarttı. Asgari ücretle çalışan işçilere; enflasyonun üzerinde %100 artış yaparak, asgari ücretlileri açlıktan kurtardı. Sendikalı işçilerle ilk defa grevsiz ve lokavtsız sözleşme yapıldı, sendikacıların taleplerinin üzerine çıkılarak %103 zamla işçilere sahip çıktı.

BAĞ-KUR çalışanlarına %300 zam yaparak nefes aldırdı. İşçi emeklilerine; %121, memur emeklilerine %116 zam yaptı. Önceden 99.000 öğrenciye burs verilirken, bu sayı 200.000 öğrenciye çıkartıldı. Fakir-Fukara Fonu’na ayrılan pay; %170 artırılarak, ülkede yardım almayan fakir fukara kalmadı. Fındığın 50 bin TL olan taban fiyatı; 210 bin TL'ye çıkartılarak, 6 milyon fındık üreticisi sevindirildi ve ülkeye 1 milyar dolar döviz kazandırıldı.

Pancar taban fiyatı; 4500 TL’den, 11.250 TL'ye çıkartıldı. Buğday; 8500 TL’den 24.000.TL’ye çıkartılıp, köylü büyük ölçüde rahatlatıldı. Esnaf Kredileri artırıldı ve kredi almaları kolaylaştırıldı. Kapalı olan Irak-Türkiye petrol boru hattı, tekrar hizmete açıldı. Sınır ticareti canlandırıldı ve kamyoncu esnafı rahat nefes aldı. Amerika tarafından Kuzey Irak'a yerleştirilen, Türkiye ve Bölge ülkelerinin baş belası Çekiç Güç’ü ve ajanlık yapan adamlarını o bölgeden uzaklaştırdı.

Erbakan, nüfusu 800 milyonu aşan sekiz ülke ile tarihi D-8’leri kurmayı başardı.

İlk ziyaretlerini Asya ve Afrika'daki Müslüman ülkelerine yaparak, dış ticaret hacmini 3 milyardan 14 milyar dolara ulaştırdı. Kamu Tek Hesabı (yani Havuz Sistemi) oluşturuldu. Bu çok önemli bir olaydır. Havuz Sistemi ile getirilen şudur: Devletin parası rantiyecinin bankasına ucuz faizle yatırılmayacak; devletin kâr eden, para toplayan kuruluşları; paralarını oluşturulan "Havuz"a yatıracak. Yine; para lazım olan yatırımcı devlet kuruluşları, rantiyecilerin bankalarından yüksek faizle para almayacak; devletin kurduğu "Havuz Sistemi”nden alacak demektir. Bu sistem, rantiyecilerin işine gelmediği için, sonradan gelen hükümetlerin ilk işleri; "Havuz Sistemi”ni kaldırmaktı.

Cumhuriyet tarihinde ilk defa Erbakan hükümeti döneminde denk bütçe hazırlanmıştı ve ilk üç ayı bunu ispatladı. 54. Hükümet, 30 milyar dolarlık ilave kaynak sağlamıştı. Bunlar: 13 milyar dolar kaynak paketlerinden, 10 milyar dolar faizden kurtarılan ve 7 milyar dolar da KİT’lerin kâra geçirilmesi ile toplam 30 milyar dolardı. Erbakan Hükümeti döneminde; IMF elamanları Türkiye'ye geldikleri gibi geri yollanmışlardı, hiçbir programları uygulanmamıştı.

54. Hükümetin bu başarılı icraatlarından rahatsız olan dış güçler ve içerideki rantiyeci güçler; kasıtlı yaygaralar kopararak, 28 Şubat senaryolarını hazırlamıştı.

Akarı ve çıkarı kesilen medya grupları menfi yayınlar yaparak, kamuoyunda sanal irtica tehlikeleri pompalandı. Rantiyecilerin kışkırtmalarıyla ortaya çıkıp brifingler veren kamu görevlileri, toplumu kışkırtmaya çalıştı. Bütün bu yaygaralarla beraber, 54. Hükümetin ortağı olan DYP ve Tansu Çiller üzerinde baskılar oluşturularak, DYP'den istifalar başlatıldı. Tansu Çiller, partisinin dağılmasını önlemek için Erbakan Hoca’dan ısrarla Başbakanlık görevini istedi. Bu gelişmelere olumlu bakan Süleyman DEMİREL; daha sonra çark etti ve Hükümet kurma görevini Tansu Çiller yerine Mesut Yılmaz'a vererek, milli iradeyi hiçe saydı. Ülkede kaos, o tarihlerde başladı ve 1999 Genel Seçimlerine kadar devam etti. Bu arada bir parti; terörden dolayı şehit edilen vatandaşları, her platformda milliyetçilik ve şehitlik duygularını istismar ederek gösteriler düzenledi. Kendileri; ürkeklik yerine, erkeklik yapacaklarını millete lanse ettiler. Sonunda titreyen birisinin kabinesinde, ne oldukları herkesçe anlaşıldı. Kullanma süresi bittiğinden, paketlenerek Türkiye'ye gönderilen PKK'nın başı Apo'nun yakalanması gerekçesi ile bir parti -kahraman edasıyla- seçimlerde birinci yapıldı. Neticede rantiyecilerin organizesi ile 57. ANASOL-M Hükümeti kuruldu ve AKP’ye zemin hazırlandı.

Bu nedenle IMF'ci partilere oy vermek ve böyle bir vebale girmek, ülke için en büyük zarardır.

Unutmayınız ki; oy kullanan birisi olarak, İmam Hatip Okulu mağdurlarının üzerimizde hakları vardır.

Çöplükten ekmek toplayanların ve aç insanların üzerimizde hakları vardır.

Sokaklarda yaşayan, Bally çeken, kapkaççılık yapan, vücudunu satan insanların üzerimizde hakları vardır.

Bu ülkede borçlu doğan bebelerin, bu ülkeyi bizlere emanet eden şehitlerin üzerimizde hakları vardır.

Unutmayınız ki; devleti hükümetler idare ederler. Hükümetleri de bizler oylarımızla belirleriz. Devleti idare edenlerin olumlu ve olumsuz icraatlarından oy verenler de sorumlu tutulacaktır.

Hâlâ uyanmayacak mıyız?

"AKP ilklerin iktidarı olacak" dediler, doğru çıktı!

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz