Kasım 20 09:11

FAİZ VE ZİNA SERBESTLİĞİ ŞİRK DÜZENİDİR Bunları Hoş Görenler de Müşriktir

FAİZ VE ZİNA SERBESTLİĞİ ŞİRK DÜZENİDİR Bunları Hoş Görenler de Müşriktir

Kâfir (münkir); Cenab-ı Allah’ı ve diğer iman esaslarını, (Kur’an’ı, Resulüllah’ı, Melâike-i Kiram’ı, ahiret hayatını ve hesaplaşmayı, İlahi kader programını, (Allah’ın tayin, takdir ve taksim plan ve kararını) kısmen veya tamamen ve alenen inkâr eden kimselere denir.

Müşrik ise, Allah’a ve diğer iman esaslarına inandıklarını söyledikleri, çevrelerinde mü’min ve Müslüman bilindikleri, işlerine gelen ve reklâma giren birçok ibadet ve hizmetleri, hem de abartılı şekilde yerine getirdikleri, hatta takva ehli ve manevi yetkili bilindikleri halde;

a- İslam düşmanı kâfirler, zalimler, Siyonist Yahudiler ve Haçlı emperyalistlerle iş birliğine girişen,

b- Kur’an’ın bazı hükümlerini ve şeriatın emirlerini gereksiz ve geçersiz gören,

c- Kendi şeyhlerinin, ağabeylerinin, hoca efendilerinin sözlerine ve eserlerine; Kur’an Ayetlerinden ve Hadis-i Şeriflerden daha çok önem ve öncelik veren ve bunları “Allah için” değil de “Allah gibi” seven ve sahiplenen kimselerdir.

“İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını (O’na) 'eş ve ortak' tutanlar (ve bazı kulları tanrı gibi kutsayanlar) vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi sevmektedir. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri (herkesten ve her şeyden) daha kuvvetli ve şiddetlidir. (Başkalarına Allah’tan daha çok sevgi ve saygı göstermekle) O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi” (Bakara: 165)

“Sana indirilene (Kur’an-ı Kerim’in hükümlerine) ve Senden önce indirilene (Tevrat ve İncil’in prensiplerine) gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde (İslam dışı kurum ve kurallar içinde) muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu (bütün zalim ve kâfir düzenleri) reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları derin ve dönüşü olmayan bir sapkınlığa sürüklemek istemektedir. Onlara: "Allah'ın indirdiğine (Kur’an’ın hükümlerine) ve Elçiye (Resulüllah’ın Sünnetine ve sistemine) gelin" denildiğinde, o münafıkların (ve müşrik takımının) Senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.” (Nisa: 60-61) ayeti bu gerçeği haber vermektedir.

Müşrik, sözlükte “ortak koşan” anlamına gelmektedir. Ama terim olarak: “Allah’ın varlığını ve İslam’ın haklılığını kabul ettiği halde; yaratmasında, takdiratında ve şeriatında başkalarını O’na denk, eş ve ortak gören, Allah’tan gayrısından medet ve inayet bekleyen kimse demektir. Müşrik olmanın ve şirke kaymanın temelinde, dünyalık rahatını, menfaatini ve ırkçılık inadını önemseyip öncelemek olduğu görülmektedir. Çoğunlukla Müslüman ve dindar geçinen müşrikler “korku ve umut” konusunda Allah’tan başkalarından ürktükleri veya güvendikleri; “Süper Güç” sanıp bağlandıkları odakların himayesine sığınıp demokrat köleliğe rıza gösterdikleri için şirke yönelmektedir.

Günümüzde en yaygın şirk çeşitleri: Kürt ırkçılığı, Türk ırkçılığı ve Ilımlı İslamcılıktır!..

Bugün PKK’nın ve terörist Öcalan’ın öncülüğünü yaptığı Kürtçülük hareketi, Kürtlere ayrı devlet kurdurma hedefi ve hayali ve Kürtleri bin yıldır aynı inanç ve amaç etrafında kaynaşan Türk kardeşlerinden koparma faaliyetleri ve Kürtleri İslam’dan çıkarıp Zerdüştlük gibi bâtıl ve bozuk bir putperestliğe çevirme gayretleri, bunların hepsi şirkin ve şekavetin tezahürleridir. İnsanın kendi kavmini sevmesi, sahiplenmesi, yakınlık hissetmesi, yani müspet milliyetçilik elbette tabiidir, fıtridir, caizdir ve güzeldir. Ama ırkını yüceltip kutsaması, başkalarından çok farklı ve ayrıcalıklı yaratıldıklarına inanması; inkârcı ve barbar tavırlar da takınsa, kendi kavminden olanları hep haklı çıkarması ve özellikle “Kavmiyetçiliği, İslam kardeşliğinin üstünde tutması”; cahilliktir, fitneciliktir ve şirktir. Hizbullah’ın yaptığı gibi, Kürt ırkçılığına İslamcılık sosu katılması da, bu durumu değiştirmeyecektir.

Bunun gibi; ırkçı, kafatasçı ve imtiyazcı bir yaklaşımla “Türkçülük” yapmak da temelsiz ve geçersizdir. Bu tür bir üstünlükçü Türkçülük asla Kürtçülüğün çaresi ve reçetesi değildir, tam aksine tohumu ve gübresidir.

Ülkemizde ve aziz milletimiz üzerinde Türk ırkçılığının da, Kürt ayrımcılığının da hep Yahudi dönmelerince başlatılmış olması ilginçtir.

Örneğin, Munis (Kohen) Tekinalp Türkçülüğün kurucularındandır. Nâmı diğer “Moiz Cohen”, Osmanlı’nın Serez beldesinde bir hahamın oğlu olarak 1883’te doğmuştur. Selanik’te sıkı bir hahamlık eğitimi almıştır. Koyu bir Sultan Abdülhamit düşmanıdır. Selanik’te çıkan Asır gazetesinde yazılar yazmış, aynı gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapmıştır.

İttihat ve Terakki Partisi’ne katılmış. 1907 yılında masonluk faaliyetlerine başlamıştır. 1909 yılında Hamburg’da düzenlenen Dünya Siyonist Kongresi’ne Selanik delegesi olarak giden insandır. 1920 yılında Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Kahrolsun Şeriat, Mustafa Kemal Paşa Türk Peygamberidir” diyecek kadar küstahlaşmış, Hz. Ali’ye “Sen İlahsın!” diyen İbni Sebe Yahudisinin yerini almıştır.

Kohen’e göre, “Türkler İslam’ı bırakmalı ve eski Şaman inanışına dönüş yapmalıdır.” Bunu söylerken Yahudilerin de Türklerin İslam öncesi halini çok benimsediğini yazmıştır. Kohen’in “Kahrolsun Şeriat” sözleri bugün daha cılız olsa da, yakın zamana kadar bazı katı ulusalcılar ve Kemalist takımınca sıkça kullanılan bir slogandır. Bir de “Araplar bizi sırtımızdan hançerledi” bahanesiyle Türkçü Moiz Kohen İslam düşmanlığına Arap karşıtlığı kılıfı sarmıştır. Kohen, Türkiye’de Arap düşmanlığı yaparken, meslektaşı ve dindaşı ve İsmet İnönü’nün Lozan’daki özel danışmanı Yahudi Hahamı Haim Nahum da Mısır’da Arapları Türklere karşı kışkırtmaktaydı.

Uzun yıllar Türk Dil Kurumu’nda çalışan “Türk Ruhu” kitabının yazarı, Ziya Gökalp’in akıl hocası ve CHP kayıtlısı olan Munis Tekinalp yani Moiz Kohen, 1956 yılında emekli olduktan sonra Fransa’nın Nice şehrine yerleşince, her nedense “Öldüğümde sakın beni Türkiye’de defnetmeyin” vasiyetinde bulunmuşlardı. 1961 yılında vasiyetine uygun bir şekilde Fransa’da (Gizli Yahudilerin gömüldüğü bir kilise mezarlığına) bırakılmıştı.[1]

Darwinist, Komünist, Leninist ve Maoist Türkçü İşçi Partisi’nin, aynen kendisi gibi Darwinist, Komünist, Leninist ve Maoist (Kürtçü İşçi Partisi) PKK’nın çaresi ve alternatifi olması mümkün değildir. Mikroptan belki aşı yapılabilir, ama ilaç yapıldığı görülmemiştir. Bütün kâfirler; gizli hainler gibi korkak olduklarından, açıkça İslam’a saldıramayıp kancıkça Türbana, Kur’an kursuna ve Kur’an tefsiri Risale-i Nur’a sataşan; zalim ve dinsiz ideolojilerini rahat pazarlayamadıklarından Kemalizm ve İslamiyet istismarına sığınan solcu görünümlü soysuzlara milletimiz asla itibar etmemiştir, etmeyecektir. Bir yanda Türkçü geçinip, öte tarafta İslam’la özdeşleştiği için bin yıllık Selçuklu ve Osmanlı’ya derin bir kin ve nefret besleyen, ama milyonlarca masumun ve Müslüman Türk’ün katilleri olan Lenin, Stalin ve Mao gibi canilerin ismini zikir çekip dilinden düşürmeyen, sürekli Ermeni hıyanetinden bahsedip, asıl onları da kışkırtan İttihatçı Mason Sabataistleri ve Yahudi dönmesi “Pakradunileri” hiç gündeme getirmeyen… Bir zamanlar kol kola koyun koyuna dolaştıkları ve aynı kirli ve şeytani zihniyetin mensubu oldukları halde, sadece “niye bizi değil de sizi öne çıkarıp muhatap aldılar?” gibi bir kıskançlık rekabetiyle Apo ve PKK ile horoz kavgasına girişen… Faizci Kapitalizmin de, ezici Komünizmin de aynı Siyonist Yahudi sermayesinin dünya hâkimiyetine hizmet sistemleri olduğu gerçeğini hâlâ fark etmeyen köksüzlerin kötü niyetleri de kendi başlarına geçecektir.

Müşrikler; Allah’a inanır, Müslüman tanınır, ama “seçkin kişileri ve süper güçleri” tanrılaştırır!

“De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?"

"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"

“De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"

"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?"

“De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Her şeyin melekûtu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor."

"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" (Mü’minun: 84-89)

Ayetleri müşriklerin:

1- Dünyayı, tabiatı ve yeryüzündeki bütün harika varlıkları bizzat Allah’ın yarattığını bildiklerini,

2- Bütün göklerin, meleklerin ve kutsi mevkilerin, yani tüm kâinat ve içindekilerin Allah’a ait olduğuna iman ettiklerini,

3- Maddi ve manevi, arzi ve semavi her şeyin melekût ve merhalesinin, bütün mülklerinin ve yönetimlerinin ve tüm bunları koruyup gözetenin bizzat Allah-u Teâlâ olduğu gerçeğini dile getirdiklerini,

4- Belki bu doğrultuda, Allah’ın birliğini ve kudret eserlerini anlatan ciltler dolusu bilimsel kitaplar ve belgeseller yazıverdiklerini, ama buna rağmen Allah’ın şeriat hükümlerini ve himayesini bırakıp başka odaklara ve beşeri kurallara güvenip yöneldikleri için şirke düştüklerini haber vermektedir.

Oysa müşriklerin tapındığı ve tabulaştırdığı kişiler ve güçler, aslında aciz ve çaresizdir.

“Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar?” (Araf: 191)

“De ki: "Size (Rabbiniz dileyip izin vermedikçe) yarara da, zarara da güç yetirmeyen; Allah'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah İşitendir, Bilendir." (Maide: 76) ayetleri, gerçek anlamda, Allah’tan gayrısından korkanların veya onlardan fayda umanların şirke düşeceklerini bildirmektedir.

Diğer sapkın bir şirk örneği: Bazı şahısların putlaştırılması; Amerika ve Avrupa’nın yenilmez sayılmasıdır.

“Allah'ı bırakıp (O’nun izni ve iradesi olmadan) kendilerine zarar vermeyecek ve yararları erişmeyecek şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir." (Yunus: 18)

“O'nun yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular. De ki: (Geçici olarak biraz) "Yararlanın. Çünkü elbette sizin varışınız ateşedir." (İbrahim: 30)

“Yardım görürler umuduyla, Allah'tan başka ilahlar edindiler. Onların (o ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.” (Yasin: 74-75) ayetleri güçlü gördükleri şahsiyetleri veya devletleri yüceltip onların zulümlerine alet ve köle olanların şirke kaydıklarına dikkat çekilmektedir.

Müslüman veya Ehl-i Kitap Müşrikler; gerçek Mü’min liderler ve davetçiler karşısında iş birliği yapmaktadır!

“Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,) O'na dua (ibadet ve hakkın hâkimiyeti) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi. (Yani bütün müşrikler ve münafık kimseler Hz. Peygamber Efendimize düşmanlık hususunda birleşip kenetleşmişlerdi.)” (Cin: 19)

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz