Nisan 24 04:00

GOLAN, PALAVRAYLA DEĞİL, “İSLAM SAVUNMA PAKTIYLA” KURTARILIRDI!

GOLAN, PALAVRAYLA DEĞİL, “İSLAM SAVUNMA PAKTIYLA” KURTARILIRDI!

Siyonist ve Terörist çete İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan beri işgal altında tuttuğu, Suriye’ye ait Golan Tepelerini ilhak (kendi topraklarına katma) kararı almış, ABD Başkanı Trump ise bu haksız ve dayanaksız kararı resmen tanıdığını açıklamıştı. BM’nin ve diğer ülkelerin cılız çıkışları hiçbir işe yaramamıştı, İsrail’e ve ABD’ye geri adım attırmamıştı; çünkü BM ve NATO zaten Siyonist odakların bir hizmetkârı olarak kurgulanmıştı. AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan’ın kurusıkı itirazları da tam bir aldatmacaydı. Çünkü Sn. Erdoğan’ın yapacağı ilk şey, İsrail’le imzaladığı “Normalleşme=Siyonist girişimlerini destekleme” anlaşmasını iptal ettiğini açıklamasıydı. Hâlâ bunu bile yapmamıştı!? Bu arada 27 Şubat 2019’da; Trump’ın Yahudi damadı Kushner, İsrail’den sonra Ankara’ya uğramış ve Sn. Erdoğan tarafından Saray’da özel ağırlanmıştı. Acaba “100 yılın anlaşması” kılıfı altında ABD’nin, İsrail’in Golan’ı ilhak kararını onaylayacağı konusu da gündeme taşınıp nabız yoklanmış olmasındı!

İsrail’in Golan kararı, Ortadoğu’daki çatışmaları azdıracaktı!

Göreve geldiğinden bu yana, İsrail’i koruyan politikalarıyla büyük tepki çeken Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, Siyonist müttefikine büyük bir jest daha yaparak, Golan Tepeleri’nde İsrail’in egemenliğini tanıdıklarını açıklamıştı. Uluslararası hukukun Suriye toprağı olarak tanımladığı Golan Tepeleri’nin ABD tarafından İsrail toprağı olarak tanınması, bölgedeki İsrail işgalini adeta meşrulaştıran skandal bir karardı.

Bilindiği gibi İsrail, 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’nda Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’ün doğusuna ilave olarak, Mısır toprağı olan Sina Yarımadası’nı ve Suriye toprağı olan Golan Tepeleri’ni de işgal ediyordu. Sina Yarımadası Camp David Anlaşmaları kapsamında Mısır’a geri verilirken, Golan da dahil olmak üzere diğer işgal edilen bölgeler, 1981 yılında dünyanın tanımadığı tek taraflı bir kararla İsrail tarafından ilhak ediliyordu. Birleşmiş Milletler; 1967 yılında İsrail’e savaş sonrasında işgal ettiği bölgelerden çıkma çağrısı yapıyor, 1981 tarihli ilhak kararları da BMGK tarafından açıkça uluslararası hukukun ihlali olarak tanımlanıyor ve yasadışı sayılıyordu. Yani İsrail, on yıllardan beri, normal koşullarda ağır yaptırımla karşılaşması gereken büyük bir suç işliyordu. Ayrıca İsrail, bir başka uluslararası hukuk ihlali gerçekleştirerek tıpkı Batı Şeria’da, Kudüs’ün doğusunda ve 2005 yılına kadar Gazze’de yaptığı gibi, Golan Tepeleri’ne de kendi vatandaşlarını yerleşimci olarak da taşıyordu. Bu ihlallerden de, hak iddialarından da geri adım atmayan İsrail, aynı zamanda uzun süredir ABD yönetimine Golan üzerindeki egemenliğinin resmen tanınması için baskı yapıyordu. Amerikan Siyonist Örgütü Başkanı Morton Klein ve İsrail İstihbarat Bakanı Yisrael Katz gibi isimler, aylardır Washington nezdinde bu yönde lobicilik faaliyeti yürütüyordu.

Golan’daki Zengin Su Kaynakları İsrail’in İştahını Kabartmıştı.

İşgalci İsrail Golan Tepeleri’ni neden bu kadar önemsiyordu? Bu ilginin arkasında hangi sebepler yatıyordu?

Golan’ın İsrail için bu denli önemli olmasının birkaç sebebi gösteriliyordu. Öncelikle bölge, Suriye ve Lübnan topraklarının bir kısmının gözetim altında tutulmasını sağlayan stratejik bir konuma sahip bulunuyordu. İkinci olarak, oldukça zengin su kaynaklarını barındırıyordu. 1968 yılında 120 sayılı askeri kanunun çıkarılmasından bu yana, bölgedeki yerel çiftçi nüfusun aleyhine olacak şekilde su kaynakları münhasıran İsrail için kullanılıyordu. Yine 1995 yılında dönemin İsrail Başbakanı İzak Rabin de Suriye’yle yürütülecek olası barış müzakerelerinde kendileri için en büyük tehlikenin, Golan Tepeleri’nin su kaynaklarını kaybetme olasılığı olduğunu söylüyordu. Bu su kaynaklarına ilave olarak, bölge genelinde yeni petrol ve doğalgaz kaynakları keşfedilirken, Golan Tepeleri’nin de bu türden doğal kaynakları bolca barındırdığı düşünülüyordu. Bu doğrultuda son beş yıldır İsrail tarafından sondaj çalışmaları yapılıyordu. Ayrıca Golan Tepeleri; Şam’a 60 km. yakınlıkta olup, Suriye, Lübnan ve Ürdün topraklarını gözetleyen hâkim ve stratejik bir savunma bölgesi oluyordu.

Trump’ın Golan Desteğinin, Seçimlerde Netanyahu’nun Elini Güçlendireceği Konuşulmaktaydı!

Nisan ayındaki seçim öncesinde oldukça zor durumda olan Binyamin Netanyahu, Trump’tan Golan Tepeleri üzerindeki İsrail hâkimiyetini tanıma sözü alarak, hem rejimi için hem de kendisi için bir kazanım sağlamış gibi görünüyordu. Hiç kuşku yok ki bu adımın, Netanyahu’nun seçimde alacağı oyları arttıracağı biliniyordu. Diğer taraftan bir dizi nedenden ötürü sıkışmışlık içinde olan Trump da, tıpkı Kudüs kararında olduğu gibi bu kararla da ABD içindeki İsrail lobilerinin desteğini alarak, bir süreliğine daha kendi konumunu sağlamlaştırmayı düşünüyordu.

Bu Siyonist Karar, Uluslararası Toplumda Tepkiyle Karşılanmıştı!

ABD’nin Golan’ı İsrail’in toprağı olarak tanıma kararı tıpkı Kudüs kararı gibi uluslararası toplumdan kabul görmeyecektir. Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Birliği gibi ulus-üstü örgütlenmelerin yanı sıra pek çok tekil devlet de bu girişimi tepkiyle karşılıyordu. Trump yönetiminin ısrarcı olması halinde bu girişimin bir krize dönüşmesi de bekleniyordu. Hatta bunun Kudüs kararından daha büyük bir kriz oluşturması da kaçınılmaz görünüyordu.

Yeni Bir Bölgesel Çatışma Yaşanacaktı!

“İran destekli” olarak tanımlanan çeşitli yarı-resmi askeri yapıların Golan Tepeleri’ni İsrail işgalinden kurtarmak için özel hazırlıklar içinde olduğu yazılıp çiziliyordu. İlhakın resmen tanınması girişimi, bu unsurlar ve İsrail arasında açık bir çatışmayı tetikliyordu. Böyle bir durumda ABD’nin de Suriye’deki askeri güçlerini Golan Tepeleri’ne kaydırabileceği veya yeni güçler gönderebileceği konuşuluyordu. Bir başka deyişle, yeni bir bölgesel çatışmanın/savaşın patlak vermesi kaçınılmaz görünüyordu.

İslam Âlimleri, İsrail ile “normalleşme”yi “haram ve hıyanet” olarak yorumlamıştı.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği, Arap ve Körfez ülkelerinin İsrail ile ilişkileri normalleştirme çalışmalarını şiddetle kınayarak “Golan Tepeleri’nin işgalcilere ait olduğunun ilan edilmesi, Netanyahu ile aynı masaya oturulması, Arap ve Körfez ülkelerinde ağırlanması ve spor kılıfı altından normalleşme çalışmalarını büyük bir endişe ve üzüntüyle takip ediyoruz” açıklamasını yapmışlardı. İşte bu noktada AKP iktidarının da İsrail’le imzaladığı normalleşme anlaşmasını hâlâ askıya almadığı da unutulmamalıydı.

İslam Âlimlerinden yapılan yazılı açıklamada, hangi ülkeden ve hangi gerekçeyle olursa olsun İsrail ile ilişkileri normalleştirme çalışmalarının kınandığı ve haramlığı vurgulanmıştı. Normalleşmenin Kudüs meselesi üzerindeki tehlikeli etkilerine karşı uyarıda bulunan açıklamada, “Filistin ve Kudüs meselesinde yaşananları, Golan Tepeleri’nin işgalcilere ait olduğunun açıklanmasını, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Varşova’da aynı masaya oturulmasını, Netanyahu’nun bazı Arap ve Körfez ülkelerinde ağırlanmasını ve spor kılıfı altındaki normalleşme çalışmalarını büyük bir endişe ve üzüntüyle takip ediyor.” ifadesi kullanılmıştı.

“Arap ve Körfez ülkelerinin İsrail ile normalleştirme yarışına girmesi karşısında Dünya Müslüman Âlimler Birliği, herkese nasihat etmeyi bir görev bilmektedir.” ifadesi kullanılan açıklamada, daha önce Katar’ın Filistin meselesindeki saygın duruşu, Gazze’ye ve Arap dünyasındaki mazlum insanlara verdiği desteğin övüldüğü, ancak Katar topraklarında spor etkinliği altında gerçekleşen normalleşmenin kınandığı vurgulanmıştı.

(AIPAC) İsrail Lobisinin Toplantısı Protestolarla Başlamıştı.

Öte yandan ABD’deki en etkili İsrail yanlısı lobi kuruluşlarından Amerika İsrail Halkla İlişkiler Komitesinin (AIPAC) yıllık toplantısı protestolarla başlamıştı. ABD’deki “İsrail yanlısı hareketin en büyük toplantısı” olarak nitelenen AIPAC’ın Washington’da başlayan yıllık toplantıya on binlerce kişinin katılımı planlanmıştı. Trump’a karşı 2020 yılında yapılacak ABD Başkanlık seçiminde Demokrat Parti aday adaylarından Senatör Elizabeth Warren, Senatör Kamala Harris, Senatör Beto ve O’Rourke ve Senatör Bernie Sanders AIPAC toplantısına katılmayacak. Kurulduğu 1950’lerde ABD’de sadece küçük bir lobi grubu olarak faaliyet gösteren AIPAC, bugün Kongreye her yıl milyonlarca dolar bağışta bulunmaktaydı.

Filistin’den, Romanya ve Honduras’a Kudüs İtirazı!

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saib Ureykat, Romanya’nın Tel Aviv’deki Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma, Honduras’ın Kudüs’te diplomatik misyon açma kararına tepki yağdırmıştı. Ureykat, “Romanya ve Honduras kararları, ABD Başkanı Donald Trump yönetimini ve dünyadaki aşırı sağcıları razı etmek için bölgeyi ateşe vermeye katkı sağlayan tek taraflı ve yasa dışı adımdır. Bu İsrailli aşırı sağcıların, uluslararası hukuka ve yasalara aykırı ihlalleri sürdürmesine teşvik ediyor.” ifadesini kullanmıştı.

Netanyahu, İşbirlikçi Mısır’a Denizaltı Satışını Onaylamıştı!

Netanyahu, ABD seyahati öncesi İsrail 12 kanalında katıldığı programda, Almanya’nın Mısır’a iki denizaltı satmasına onay verdiği yönündeki iddiaları doğruladı. Alman denizaltılarının Mısır’a satılması konusunu, İsrail Savunma Kurumu liderlerinden gizlediğini inkâr etmeyen Netanyahu, “Mısır, Güney Kore ya da diğer ülkeler de her halükârda (denizaltıları) satın alacaktı. Benny Gantz, Yair Lapid özellikle Moshe Yalon ve Gabi Aşkenazi (Mavi-Beyaz ittifakının önde gelen isimleri) devlet sırlarını açığa çıkarmam konusunda beni zorluyor. Devlet güvenliğini tehlikeye atıyorlar. Bunu açıklamam.”ifadelerini kullanmıştı. İsrail eski Savunma Bakanlığı Siyasi ve Güvenlik Komitesi Başkanı Amos Gilad’ın polise verdiği ifadede, Almanya’nın Mısır’a 2 adet denizaltı satışına Netanyahu’nun onay verdiğini aktarmıştı. Bu haberin ardından, İsrail’de 9 Nisan’daki erken seçimde Netanyahu’nun partisi Likud’un en yakın rakibi olarak gösterilen “Mavi-Beyaz” ittifakı, Başbakan hakkında soruşturma açılması talebinde bulunmuşlardı.

Tam bu fırsatta kuduz İsrail Gazze’ye saldırmıştı!

Terörist İsrail ordusu, abluka altındaki Gazze’nin kuzeyini topçu atışıyla vurmaya başlamıştı. Saldırıdan bir süre sonra Tel Aviv’e uyduruk roket düşmüş, işgalci hafif yaralanmış, bu roket atılmasını bahane eden Siyonist rejim, yeni katliam ve tahribatları yoğunlaştırmıştı. Bölgedeki görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, topçu atışları Beyt Hanun beldesinin doğusundaki Hamas Hareketi’ne ait gözlem noktasını ve etrafındaki sivil ve savunmasız Müslümanları vurmaya başlamıştı. AKP iktidarı ise kof çıkışlarla günü kurtarmaya ve toplumu avutmaya çalışmaktaydı.

Trump’ın Golan’ın işgal ve ilhakını resmen tanıdığını ilan etmesi üzerine, zerre vicdanı olan kimselerin, “Erdoğan iktidarının, en azından İsrail’le yaptığı Normalleşme Anlaşmasını derhal askıya almasını” hatırlatmaları gerekirken, şaşırmışlıkları sapıtmışlığa ulaşan bazı ayarsızlar: “Trump’ın, Golan’ı işgal ve ilhakını resmen tanıması İsrail güvenliğini güçlendirmez. Tek süper güç olarak müttefikleriyle birlikte BOP için işgal ettiği Irak’ta yenilerek çekilen ABD bölgeye geri dönemez. Psikolojik destekten öte faydası olmayan kışkırtıcı karar İsrail’i riske atar”[1]diyerek,“Trump’ın büyük bir stratejik hamleyle, İsrail’i kışkırtıp başını belaya sokacağı ve bu kararın İsrail’i riske atacağı” yorumunu yapmaktan utanmamışlardı. Bütün amaçları, Sn. Erdoğan’ı hâlâ haklı çıkarmak, Trump’ın Siyonist karşıtlığını ispatlamaya kalkışmaktı.

Oysa Erbakan Hoca defalarca uyarmıştı!

Rahmetli Erbakan Hocamız; emperyalist ABD’nin, Siyonist İsrail’in hedeflerine hizmetkârlık yaptığını, sahip olduğu ekonomik ve siyasi gücün imkânlarını kullanarak İsrail’in “Arz-ı Mev’ud” hayallerini gerçekleştirilmesine arka çıktığını her fırsatta açıklamıştı.Siyonist İsrail ve ABD, Golan hamlesi ile İslâm dünyasına fiili bir saldırı daha başlatmıştı. İsrail’in Kudüs ve Batı Şeria ile başlayan büyük toprak işgalleri şimdi ABD’nin desteği ile Golan’a da yayılmıştı. Rahmetli Erbakan Hoca, “Ortadoğu’nun şımarık oğlanı” dediği İsrail’in Arz-ı Mev’ud üzerindeki toprak işgallerini sürekli hatırlatmıştı.

Erbakan Hoca yıllarca şöyle uyarmıştı:

“İsrail bayrağı üzerinde gösterilmiş. İki tane mavi çizgiden birisi Fırat’ı birisi Nil’i gösteriyor. Fırat bölgesi Türkiye’yi de içine alıyor. Ne diyor bu bayrak? “Biz Türkiye dâhil bütün Ortadoğu’yu kendi kontrolümüz altına alacağız. O zaman dünya hâkimiyetimiz tesis edilecek. Beş bin yıldan beri bunun için hazırlanıyorduk, zeminleri hazırladık, İsrail’i kurduk, şimdi Arz-ı Mev’ud topraklarını İsrail’e dâhil etmemiz lazım. Ee artık bunun vakti geldi, çünkü dünya tek kutupludur, bu gücü temsil eden Amerika da avucumuzun içindedir. O halde bir bir Arz-ı Mev’ud üzerindeki ülkeleri yok edelim ve dünyada bizim emrimizi dinlemeyecek hangi ülkede hangi yönetim varsa onu ikna edelim, yerine kendi yönetimimizi kuralım.” diyorlar, bunun için kudurmuş gibi sağa sola saldırıyorlar. Karar budur, uygulama budur. İşte bu uygulama dolayısıyla gördüğünüz gibi Afganistan işgal edildi, Irak işgal edildi, şimdi Suriye-İran işgal edilmek isteniyor. Sonra Mısır, Suudi Arabistan ve arkadan da Türkiye. Kim söylüyor bunu İsrail bayrağı söylüyor” ifadelerini kullanmıştı.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz