Mayıs 23 10:56

HAYAT İMTİHANINI KAZANMAK, OLGUNLUĞA VE GERÇEK HUZURA ULAŞMAK İÇİN “11-K” ESASLARI

HAYAT İMTİHANINI KAZANMAK, OLGUNLUĞA VE GERÇEK HUZURA ULAŞMAK İÇİN “11-K” ESASLARI

Kulluk imtihanımızı kazanmak, gerçek huzura ve onurlu bir konuma ulaşmak için şu esaslara uymak, öğütlerini dikkatle ve titizlikle uygulamak şarttır:

1- Küfür, nankörlük ve kötülüğün her türünden kaçının. Bunun bir gereği olarak haksızlık ve ahlaksızlığa asla razı ve taraf olmayın!

2- Korkularınıza esir olmayın! Boş kuruntularınızı ve saplantılarınızı aşın!

3- Kuşkularınızda boğulmayın, şüphe ve endişe girdabına dalmayın!

4- Kasvete ve kötümserliğe kapılmayın. Etrafınıza kötü (negatif) enerji yaymayın!..

5- Kurgulamaktan ve hayal kurmaktan sakınmayın!.. Çünkü meşru ve makbul isteklerimize ve kutlu hedeflerinize kavuşturacak tahminler, tahayyüller ve projeler üretmek şarttır!..

6- Kapasitenizi kısıtlamayın, fıtri yeteneklerinizi kısırlaştırmayın!

7- Kaygılarınızla ruhunuzu karartmayın, huzurunuzu bozmayın!..

8- Kızsanız da katılaşmayın ve haddi aşmayın! Başkalarını kıskanmayın, imkânlarınızı paylaşın! İnsanları kıskanmak onların nasibini size aktarmayacaktır.

9- Kırılsanız da bunu abartmayın ve irtibatı kopartmayın!

10- Kararsızlığa ve karamsarlığa yanaşmayın!

11- Kolaycılığa ve eyyamcılığa (yani günü ve durumu kurtarmaya) kaymayın! Ciddi sorumluluklar almaktan sakınmayın!

1- Küfür, nankörlük ve kötülüğün her türünden kaçının. Bunun bir gereği olarak haksızlık ve ahlaksızlığa asla razı ve taraf olmayın!

(Buna rağmen) İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını (O’na) 'eş ve ortak' tutanlar (ve bazı kulları tanrı gibi kutsayanlar) vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi sevmektedirler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri (herkesten ve her şeyden) daha kuvvetli ve şiddetlidir.(Başkalarına Allah’tan daha çok sevgi ve saygı göstermekle) O zulmedenler (insanları Allah'tan üstün gören ve İlahi kanunların uygulanmasını engelleyen zalimler), azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi (ve görüp anlasalardı…)

(Hesap gününde) Azabı (ve hak ettikleri cezayı) gördüklerinde, (dünyada iken) kendilerine tabi olunan (ama Hakka ve halkına hıyanette bulunan lider) kimseler, peşlerine takılan kesimlerden uzaklaşıp kaçmaya (çalışacak) ve aralarındaki bütün bağlar ve tanışıklıklar yokmuş ve kopmuş gibi davranacaklardır.

Bunun üzerine (böylesi zalim ve hain yöneticilere) uyanlar: “Keşke bir kere daha(dünyaya dönme) fırsatı verileydi de, (orada bizi aldatıp,) şimdi bırakıp kaçtıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşıp (Hakk elçilere, adil ve asil davetçilere destek çıksaydık)” diye (pişmanlık duyacaklardır). Böylece Allah onlara (zalim ve hain yöneticilere ve peşlerinden gidenlere,)işledikleri bütün amellerini, (ibadet ve hizmetlerini) çok derin bir hasretlik ve pişmanlık olarak gösterecek, (milyonlarca insanın ezilmesine ve sömürülmesine vesile oldukları için, yaptıkları hayır ve hasenatlarına rağmen cehenneme girecekler)dir ve onlar artık ateşten çıkamayacaklardır. (Bakara 165-166-167)

(Gerçekten) İnkâr eden ve küfre giren kimseler (şunlardır ki) onlar şöyle derler:(İşimize gelmediği ve sıkıntıya sevk ettiği için) Biz (kesinlikle ve hiçbir şekilde) bu Kur’an’a da, ondan önce gelen kitaplara da inanmayacağız. (Çünkü biz gerçeği değil, keyfimizi ve dünyamıza gerekeni aramaktayız.” Bu şeytani inatları ve bozuk fıtratları yüzünden akılları yattığı halde, bile bile Kur’an’ın adalet hükümlerini ve ahlaki prensiplerini inkâr ve itiraz eden) Zalimleri, Sen Rableri huzurunda (yaptıklarının hesabını vermek üzere) tutuklanmış vaziyette (iken) eğer bir görsen: (ki o zalimler: a- İmkân ve iktidarlarıyla kibirlenip büyüklük taslayan yönetici tabakası,b- Ezilen, sömürülen ve sindirilerek zayıf ve çaresiz bırakılan, ama gaflet ve cehaletle yine de zalim yöneticilerin peşine takılan halk tabakası olarak iki kısımdır.) Bunlar birbirlerini (suçlayıp)karşılıklı laf dalaşı yaparak müstaz’af zalimler, müstekbir zalimlere derler ki; “Eğer siz olmasaydınız (başımızda ve iktidar konumunda iken adil ve ahlaki esaslara göre davransaydınız,) herhalde bizler de (Hakka inanan ve hayra uyan) mü’min kimseler olacaktık.(Hain güçlerden ve şeytani çevrelerden de destek alarak, faiz ve sömürüye dayanan ekonomik sisteminizle… Ahlaki ve manevi değerlerden yoksun eğitim düzeninizle… Baskıcı ve barbar yönetim ve yöntemlerinizle bizleri yoldan çıkardınız. Ey Rabbimiz, asıl suçlu ve sorumlu olan bu gaddar ve hilekâr idarecilerimizdir! deyip kurtulmaya çalışacaklardır.)

(Bunun üzerine) Müstekbir (ve mücrim yöneticiler), müstaz’af (halk kesimine dönerek)şöyle diyecekler: “Size hidayet (rehberi Kur’an ve hakikat önderi peygamber) geldikten (Hakka ve hayra davet edildikten) sonra, biz mi sizi ondan (İslam’ın adalet nizamından zorla) çevirip alıkoyduk? Hayır! (Bozuk fikirlerimizi ve bâtıl fiillerimizi bile bile hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz...) Aslında siz mücrim (suçlu ve hain) kimselerdiniz!..”

(Bu sefer zayıf bırakılan ve baskı altında tutulan) Müstaz’af (halk kesimi, imkân ve iktidar sahibi olan kibirli ve yetkili) müstekbirlere dönüp diyecekler ki: “Hayır! Sizler gece-gündüz(basın-yayın, televizyon ve internet yoluyla, kanun ve karakol zoruyla) hileli (ve tehlikeli) düzenler kurup, bizim Allah’ı (Kitabını ve kanunlarını) inkâr etmemizi, (haksızlık ve ahlaksızlığa yönelmemizi ve hatta, düşünce ve davranışlarımızı yozlaştırıp ve sizleri putlaştırıp) O’na eş ve denk (kimseler) kılmamızı emrediyor (devlet ve hükümet gücüyle bizi sapkınlığa sürüklüyor)dunuz!.. (Zulüm ve zorbalığa karşı çıkan şuurlu ve onurlu bir Müslüman olmamızı istemiyordunuz.” İşte bu müstekbir yöneticiler ve müstaz’af halk kesimleri ortak oldukları zulüm ve günahlarının karşılığı olarak girecekleri cehennem) Azabını gördüklerinde; pişmanlık (ve perişanlık)larını içlerine atarlar. (Sonsuz ve kahredici bir nedamet ve hasret içinde kıvranıp dururlar). Biz de inkâr (ve isyan eden zalimlerin ve onları seçip seven hainlerin) boyunlarına halkalar geçirip (cehenneme sokarız. Böylece dünyadaki küfür ve kötülüklerinin, haksızlık ve ahlaksızlığı desteklemelerinin karşılığı olarak hak ettikleri cezaya çarptırırız. İşte bu İlahi adaletin gereğidir.) Yoksa onlar (dünyada) yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Hayır, herkes akıbetini ve ahiretini kendi eliyle hazırlamakta, küfre ve zulme taraf olmakla cehennemi, İslamiyet ve istikamete tabi olmakla cenneti elde etmektedir.) (Sebe: 31-32-33)[1]

2- Korkularınıza esir olmayın! Boş kuruntularınızı ve saplantılarınızı aşın!

Gereksiz ve temelsiz korkular, tevekkül (Allah’a güven) azlığıdır. Oysa umutlar daha baskın olmalıdır. Elbette; Hak’tan ve hayırdan kopmaktan, ayağımızın kaymasından, hidayet kararmasından ve bunların sonucu Allah’ın kahrına uğramaktan korkmalıdır. Ancak“Ya başaramazsam!.. Ya bağışlanmazsam!.. Ya dışlanırsam!.. Ya yalnız kalırsam!.. Ya elimdekileri de kaçırırsam!..” gibi vesveseci korkuları ve karamsarlık duygularını aşın. Geçmişteki hatalardan ders çıkarın, ama onlara takılıp kalmayın… Bazı girişimlerdeki başarısızlıkları bir yenilgi değil bir deneyim sayın.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz