Kasım 22 11:49

İSLAM’A GÖRE DEVLET VE DÜZEN KAVRAMI!

İSLAM’A GÖRE DEVLET VE DÜZEN KAVRAMI!

İSLAM’A GÖRE DEVLET VE DÜZEN KAVRAMI!

      

İslam; hem Dindir, hem de adil bir Düzen öngörmektedir.

Adil Düzen’in; Müspet İlim, Aklıselim, Tarihi Birikim… gibi temel kaynaklarından birisi olan “Dinde zorlama ve dayatmayı değil, özgür iradeyi ve gönül tercihini” esas alır. Bu nedenle İslam’ın bazı özelliklerini hatırlamakta fayda vardır.

İslam dinini dört ana bölüme ayırmak mümkün ve münasip görülmektedir. Bunlar:

1- İman ve itikat esasları,

2- İbadet ve istikamet düsturları,

3- Ahlâk ve muaşeret hususları,

4- Hayat ve muamelat kanunlarıdır.

Muamelat (tabii hayat) konusu ise:

a- Hukuk ve adalet,

b- İktisat ve ticaret,

c- Hükümet ve siyaset,

d- İlim, eğitim ve marifet,

e- Sanayi ve zanaat,

f- Dengeli ve güvenli sosyal hayat, prensiplerini içermektedir.

Yani İslam; hem “Din”dir, hem de “Adil bir Düzen öngörmekte”dir. Kur’an ve Sünnet bize itikat, ibadet ve muaşeret hususları yanında; adil ve kâmil bir düzenin temel esaslarını da öngörmekte ve öğretmektedir. Ne var ki “İman ve İbadet” kısmı “özel”dir, samimiyetle inananlar için geçerlidir. Ama “Düzen” kısmı “evrensel”dir ve herkes için gereklidir. Ayrıca “Din”de zorlama yok, ama “Düzen”de zorlama vardır. Şimdi “İslam’da hangi hususlarda zorlama (mecbur tutma) yoktur ve yine hangi durumlarda mecburiyet ve müeyyide vardır?” konusunu biraz daha açalım:

A- İnsanları imana çağırmak hususunda “tebliğ ve ikna” vardır, ama“zorlama ve mecbur tutma” yoktur ve yanlıştır.

“(Ey Resulüm!) Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi, mutlaka iman ederdi. (Allah imtihan gereği onları serbest bıraktığı halde,) Sen insanları iman etmeleri için zorlayacak mısın? (Hayır) Allah’ın izni olmadan (gerçeği araştırıp Hakka teslim olmadan) hiç kimse iman edemez. O (Allah) akıllarını kullanmayan (ve nefsi hevalarına uyan)ları (imandan ve İslam’dan mahrum ve) murdar kılar”[1] gibi birçok ayet-i kerime iman etmeleri için insanları zorlamanın yanlış ve yararsız olacağını bildirmektedir. Zira inanmak akli kanaat yanında bir gönül işi ve vicdani tatmin meselesidir. Hak’kı arayan ve hayrı arzulayan kimselere Allah’ın hidayet ve inayetidir. Aslında insan fıtratı ve tabiatı imana meyilli ve müsaittir. Bize düşen sadece insanların aklını ve vicdanını harekete geçirmek ve imana davet etmektir.

B- Dine sokmak ve Müslüman yapmak için de zorlama ve sıkıştırma yoktur:

“Din(e sokmak) için zorlama yoktur. Zira doğrulukla sapkınlık birbirinden kesinlikle ayrılmış (hidayet ve dalalet yolları açıklanmış)tır. O halde her kim tağutu (şeytani düzen ve davranışları terk ve) inkâr edip, Allah’a (İslâm dinine ve hayat disiplinine) iman (ve itaat) ederse (artık o) asla kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır.”[2]

Bir kişiyi veya topluluğu döverek veya tehdit ederek Müslüman olmaya zorlamak veya bizzat mecbur tutmak yasaktır ve yanlıştır. Çünkü o takdirde insanlar mü’min değil münafık olacaktır. Yani gerçekte aklı yatmadığı ve inanmadığı halde, zorlama sonucu zahiren inanmış görünecek ve daha tehlikeli bir konum alacaktır. İslam’da cihat ise insanları zorla İslamlaştırmaya değil, fikir hürriyetine ve insanların özgür tercihine mâni olan unsurları ortadan kaldırmaya ve her din ve düşünceden bütün insanların birlikte barış içinde yaşama şartlarını hazırlamaya yönelik bulunmaktadır.

C- İbadet hususunda da zorlama yoktur

“Siz onu istemediğiniz halde, Biz sizi ona zorlayacak mıyız?”[3] ayetinde de ifade buyrulduğu gibi, ibadette aslolan gönülden inanarak, ihtiyaç ve iştiyak duyarak ve Allah’tan sevap umarak yapılmasıdır. Müslümanları, küçük yaştan itibaren ibadet ve istikamete yönlendirmek, çevremizdekilere manevi hayatı sevdirmek, dini disiplin ve terbiyeyi yerleştirmek üzere ve özellikle çocuklarımıza ve yakınlarımıza gerekirse kızmak, azarlamak, küsmek ve uzaklaşmak ve hafifçe uyarmak ve inzar (ahiret hayatıyla korkutmak) gibi tedbirler elbette lazımdır.

Ancak devlet ve kanun zoruyla insanların namaza ve oruca mecbur edilmesi gibi bir hüküm yoktur ve böyle bir durum zaten yanlış ve imkânsızdır. Çünkü insanların beş vakit namaz kılıp kılmadıklarını ve yine oruç tutup tutmadıklarını takip etmek mümkün olmadığı gibi, takip edilemeyen suça, herhangi bir ceza tatbik etmek de mümkün olmayacaktır. Sadece Müslüman olduğu ve mazereti bulunmadığı halde, Ramazan ayında tahrik niyetiyle açıkça oruç yemek, Cuma saatinde ve mescit mahallinde gürültü etmek gibi çevresine kötü örnek olan ve mukaddesata hakaret sayılan ve laubalilik aşılayan davranışlar elbette uyarılır ve önü alınır.

Zorlama ile yapılan bir ibadetin faydası ve sevabı olmadığı gibi, yine zorlama ile yapılan bir küfrün ve işlenecek günahın da cezası yoktur.

“Kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka... (ona bir günah yoktur).”[4]

“...Kim onları (fuhşa) zorlarsa (büyük vebal altındadır); şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra (tövbe edip namusunu koruyanları ise) Allah (onları) Bağışlayandır, Esirgeyendir.”[5]

Hatta ekonomik, sosyal ve siyasal bütün kurum ve kuralları bâtıl ve bozuk olup, idarecileri de zalim ve kâfir olan bir cahiliye döneminde ve düzeninde, resmi ve fiili bir baskı ve zorlama olmasa da devletin ve düzenin dolaylı olarak yönlendirmesi, teşvik ve tahrik etmesi, sosyal ve ekonomik şartların mecbur hale getirmesi sonucu işlenen ama vicdan azabı çekilen günahların da bağışlanacağı umulmaktadır. Sihirbazların Hz. Musa’ya iman ettikten sonra Firavun’a dönüp:

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz