Ekim 23 12:04

İSLAM DOĞALLIK VE KOLAYLIKTIR Zorlaştıran da, Yozlaştıran da Kınanmıştır!

İSLAM DOĞALLIK VE KOLAYLIKTIR Zorlaştıran da, Yozlaştıran da Kınanmıştır!

“Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine (İslam’a yani), Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı (tabiat kanunları ve İslam’ın kuralları) için hiçbir değiştirme olmayacaktır. İşte dimdik ayakta duran din (bu İslam’dır). Ancak insanların çoğu bilmeyen (ve gerçeği araştırıp öğrenmeyen konumdadır).”[1] Ayeti, İslam’ın; insanın yaratılışına, yani doğal arzu ve ihtiyaçlarına en uygun İlahi kurallar olduğunu hatırlatmaktadır.

Evet, İslam;

• Hem; onurlu ve huzurlu yaşama kılavuzu, helâl ve kolay bir hayat nizamıdır.

• Hem; fert, cemiyet ve devlet ilişkilerini düzenleyen ve disiplinize eden İlahi prensipleriyle bir toplum intizamıdır.

• Hem de; musibetlere dayanmak, cihat, zekât, ukûbat sıkıntılarına katlanmak, İlahi emir ve yasaklara uymak ve sonunda ebedi hayatı kazanmakla alâkalı bir imtihan programıdır.

“İslam fıtrat dinidir” demek; insanın yaradılışındaki ve yapısındaki (tabiatındaki) arzu ve ihtiyaçları en doğru ve doğal yollarla karşılayan kurallar içeriyor anlamındadır. İslam taklitçilikten, şekilcilikten, gösterişten ve külfetçilikten uzaktır. Yani İslam; insandaki duyguları ve arzuları, hem kısıtlayıp körleten; hem de aşırılığa ve ahlâksızlığa kayıp kirleten yöneliş, yöntem ve sistemlerden farklı olarak; adaletli (dengeli) ve asaletli kurum ve kurallar ortaya koymaktadır. Cenab-ı Hak din adına, ne yobazlık ve fesatçılığa ne de yozlaşma ve fırsatçılığa asla razı olmamıştır. Hem toplumu çürüten dinsizlik başıboşluğunu ve ahlâki bozukluğu önlemek, hem de din adına uydurulan kabalık ve softalık boyunduruğunu gidermek üzere Allah, Kur’an’ı ve Resulüllah’ı yollamıştır.

“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan Elçiye (Resule) uyarlar; O, onlara ma’rufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri (gereksiz külfet ve zahmetleri) indirip (hafifletiyor). Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve Onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.”[2] Çünkü dinde aşırı kuralcılık; evham, kuruntu ve saplantı gibi psikolojik hastalıklara yol açmaktadır.

Hz. Peygamber Efendimizin: “(Her konuda) Kolaylaştırın (sakın) zorlaştırmayın; müjdeleyip (sevdirin, sevindirin, rahatlatıp ferahlandırın ve sakın) nefret ettirip (ürkütmeyin ve uzaklaştırmayın)!” Hadislerini de böyle anlamak lazımdır. Özel istidadı ve iştiyakı (yetenek ve hevesi) olanların farzlar dışında, sünnet ve nafile ibadetlere yoğunlaşması, aile efradını ve toplumsal sorumluluklarını aksatmadan ve asla riyakârlık ve istismara kalkışmadan, sadece O’nun rızasını arayarak Mevlâ’sına yaklaşma çabası, elbette övgüye layıktır. Ama bununla üstünlük taslamak, “orta yol”daki mü’minleri horlayıp dışlamak, cihat ve tebligat gibi önemli görevlerinden kaytarma bahanesi yapmak ise şarlatanlıktır ve şeytana kapılmaktır.

Velhâsıl din kolaylıktır; ancak bu laubalilik ve laçkalık sanılmamalıdır. Din doğallıktır; ama bu kuralsızlık ve dağınıklık şeklinde anlaşılmamalıdır. İmtihan için yaratıldığımızı, hayra ve şerre müsait duygu ve yeteneklerle donatıldığımızı ve bu nedenle; Kur’an’la uyarılıp, Resulüllah’la ayarlandığımız asla unutulmamalıdır.

Siyonist Yahudi sermayesinin bütün dünyayı sömürme ve zulmetme aracı olan ve her yıl insanların sırtından trilyonlarca dolar kazanılan banka faizlerini; “Kur’an’da RİBA geçiyor, bugünkü faizli banka kredileri kastedilmiyor” diyerek meşru ve mübah saymak… Şehveti tahrik eden ve ahlâki dejenerasyonu körükleyen açık-saçıklık için “Kur’an’da cariyelerin sırtları ve bacaklarının açılabileceğine izin veriliyor, üstelik başörtüsüyle ilgili net ve kesin bir emir bulunmuyor.” safsatalarını fetva gibi sunmak… Hz. Peygamber Efendimizin sahih Hadisleriyle ve icma-ı ümmetle men edildiği halde “Kur’an’da bunları yasaklayan bir ayet yoktur.” diyerek birtakım kötülüklerin caiz olduğunu savunmak, nasıl Dini yozlaştırmak ve laçkalaştırmak ise; sanki farzmış ve mutlaka lazımmış gibi: “●Kadınlar için çarşaf şarttır, dışarıda uygun pardösü ve entari giyilmesi haramdır. ●Cuma namazı 16 rekâttır. ●Müzik ve çalgı aletlerinin hepsi günahtır” gibi iddia ve dayatmalar da elbette Dini zorlaştırmaktır ve yobazlıktır. Oysa kadın ve erkek kıyafeti konusunda renk, şekil, biçim gibi şeyler şart koşulmamış; coğrafi durumlara, gelenek ve göreneklerle oluşan modalara, sosyal ve ekonomik standartlara bağlı olarak, dışarıda kadınların vücutlarını örtecek genişlik ve rahatlıkta örfe uygun giyim tarzları serbest bırakılmıştır. Başörtüsü ise “mü’mine bilinmek ve rahatsız edilmeyip saygı gösterilmek hikmetiyle” emredilen sosyal bir simge makamındadır. Başörtüsünün “edep yerinin gizlenmesi veya şehvet tahriki” ile alâkalı sanılması bir yanılgıdır. Aksine kadının asıl cezbedici güzelliği saç tellerinde değil, yüzünde toplanmıştır ve kadının yüzünü açması ittifakla caiz sayılmıştır.

Cuma namazı ise; farzı 2 rekâttır ve cemaatle kılınır. Vakit ve sıhhati müsait olanlar önceden camiye gidip Cuma’nın 4 rekâtlı ilk ve son sünnetlerini de kılması sevaptır. Zühr-i ahir (son öğle) ve vaktin son sünneti gibi namazlar, hem Hz. Peygamber Efendimizin ve Raşit Halifeler döneminde, hem de Müctehit İmamlar döneminde kılınmazdı. Çok sonraları “Cuma şartları yerini almaz” endişesiyle bir tedbir namazı olarak başlamıştır ve arzu edip kılanlara karışmamalıdır. Ancak, sınıfına ve imtihanına geç kalacak öğrenci, devlet veya özel sektör işinde çalışan memur ve işçi, uzak köylerden ilçelerden gelmiş ve son mesai günü sıraya girip bir imza bekleyen insanların resmi işini bitirecek amir ve hâkim mevkiindeki kimselerin farz olan bu görevlerini erteleyip, Cuma’nın son sünnetleri veya tedbir ibadetleriyle oyalanması haramdır. Bunlar arzu ediyorsa, mesai saatleri dışında evlerinde veya camilerde istedikleri kadar namaz kılmalarına herhalde kimse karşı çıkmayacaktır. Her Cuma günü, böyle nafile namaz ve tesbihat için farz olan resmi mesaisinden yarım saat çalan bir insan, yılda 26 saat ve 4 tam iş gününden fazla kaytarıyor ve kazancına haram katıyor olacaktır. Bu ortalama 22 yıllık emekliliğine kadar 100 günü bulmaktadır. İslam âlimlerinin “Açlıktan dolayı zafiyet göstermesi ve iş veriminin düşmesi halinde, emekçilerin işverenin izni olmadan nafile oruç tutamayacakları, başka münasip ve müsait günlerde kaza yapmak üzere, gerekirse oruçlarını bozacakları” fetvası verecek kadar kul hakkına ve helâl kazanca önem gösteren bir yüce dinin mensupları olduğumuz gerçeği hesaba katılmalıdır“Ona (oruca) zor dayanabilenlerin, (açlığa güç ve takat yetiremeyenlerin ise) bir fakiri doyuracak kadar fidye vermekle kurtulacakları” (Bakara: 184) bizzat Kur’an’da buyrulmaktadır.

Müzik ise, ahlâksızlığı ve düşmanlığı teşvik etmemek şartıyla ruhları rahatlandıran ve fıtri duyguları okşayan bütün sözler ve nağmeler mübahtır. İmamı Gazali’nin “Boğazdaki tabii ses tellerinden çıkan nağmeleri mübah sayıp, aynı seslerin suni tellerden ve müzik aletlerinden çıkmasını günah saymak, ahmaklıktır (İhya-i Ulum-id Din)” tespitleri ne kadar haklıdır.

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz (şuursuz ve huzursuz bir şekilde namazla meşguliyetiniz) iyilik değildir. Ama iyilik; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve Peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru eda eden, zekâtı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine (Hak davaya sadakat sözlerine) vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara: 177) ayeti, Allah’ın şekle değil, kalbe ve niyete baktığını hatırlatmaktadır.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz