Mayıs 23 10:56

İSLAM; EDEBİYAT DEĞİL, İCRAATTIR

İSLAM; EDEBİYAT DEĞİL, İCRAATTIR

İSLAM; EDEBİYAT DEĞİL, İCRAATTIR

Kuru Heves ve Heyecan “Macerası” Değil,

Hikmet ve Hizmet “Mecrası”dır.

        

Benim için çok acı, ama açık ve çarpıcı bir rastlantıydı. Elazığ’la ilgili haberleri araştırırken Kanal 23’teki “Ajanda” programında, yakından tanıdığım ve hep hayırla ve hüsnü zanla andığım MÜSİAD Eski Başkanı Av. İbrahim Gök Bey’in, şu sözleri beni şaşırtmıştı:

“Elazığ'ın ‘Boğazkere ve Öküzgözü’ üzümlerinden kaliteli şarap üretilmesi ve içicilerin Fransa ve İspanya'dan ithal etmek yerine, Elazığ şarabını tercih edip tüketmesi gerektiğini… Ve bu yaklaşımın Elazığ tarımına katkı vereceğini”üstelik bir bilgiçlik ve hoşgörü havariliği edasıyla aktarmışlardı. Evet, bu durum bâtıl bir sistemi ve hıyaneti savunanların, nasıl yozlaşıp Hak yoldan çıktıklarının ibret ve hayret verici bir manzarasıydı. İnandığı gibi yaşamayan ve Kur’an nizamını savunamayan insanlar, sonunda yaşadıkları ve savundukları gibi inanmaya başlamışlardı. Şarap, kumar ve faizi bir kazanç kapısı sayan ve bu haram ve hayâsızlıkların doğal ve normal olduğunu savunan bir insan, artık imani ve vicdani duyarlılıklarını kaybetmekle karşı karşıyaydı. Av. İbrahim Gök Bey’in bu yanlış ve yalama yaklaşımı: “Esrar ve eroin gibi çeşitli uyuşturucuların Avrupa'ya ve diğer gâvurlara satışı ve bunların kazancı mubahtır” fetvası veren bazı fasık ve sapık hocaların vicdansız tavrından farksızdı. Maalesef İbrahim Gök gibi pek çok AKP yandaşı, güya hâlâ İslamcı, hâlâ dindar tavırlı ve hâlâ sakallıydı. Ve bunlar Millî Görüş kaçkınlarıydı. Oysa, şarabın ve tüm uyuşturucuların, sadece Müslümanlara değil, hangi din ve kavimden olursa olsun, bütün insanlara satılması ve tabi üretilip hazırlanması haramdır ve yasaktır. Çünkü her türlü içki ve uyuşturucu çeşitleri insan sağlığının, toplum hayatının ve genel ahlakın bozulmasına yol açtığı için “temel insan haklarına aykırı” sayılmıştır.

Aynı programda katılımcı olarak bulunan ve Elazığ'ın yetiştirdiği ender ve rehber şahsiyetlerden olan mübarek Şeyh Haydar Baba Hazretleri'nin torunu Sn. Yunus Evliyaoğlu da, maalesef bu hezeyanlar karşısında susmak ve karşı çıkmamak suretiyle, Av. İbrahim Gök’ün “Elazığ ekonomisini kalkındırmak üzere, şarap üretimi yapılıp pazarlanması”teklifini dolaylı biçimde onaylamış, en azından bu talihsiz beyandan rahatsızlık duymamışlardı.

Evet, AKP yandaşlığı işte insanı böyle yapardı. İbrahim Gök gibileri bir zamanlar şarap fabrikasının ve faizci bankaların önünden geçerken, en azından buğz edip huzursuzluk duydukları haramları, şimdi kazanç kapısı saymaktalardı. Biz böyle inanıyor ve âleme ilan ediyoruz ki; her bakış açısı, yaşam tarzı ve kazanç kuralları bir din anlayışını yansıtmaktadır. Ama bu Din Hak mı Bâtıl mı? Bu da şahısların ve toplumların tensip ve prensiplerine göre şekil almaktadır. Bunun gibi her “Din” de elbette bir hayat tarzı, bir hukuk ve ahlak nizamıdır.

İslam, hâşâ bir macera arayışı veya geçici-güncel bir kandil heyecanı değil, o bir huzur, onur ve sorumluluk, yani kulluk mecrasıdır. Tekrar ediyorum; İslam macera değil, bir “mecra”dır, İlahi bir nur, onur ve huzur kaynağıdır. Teknoloji oldukça gelişse, artık istediğimiz anda Ay’a ve diğer gezegenlere gidip gelme imkânı doğuverse bile, bizim işimiz yine Mars'ta ezan okuyup namaz kılmak, yine Merih'te, görüşü-kültürü ne olursa olsun, tüm insanların temel haklarını sağlayacak, Kur’anî kurallara uygun ve uygar bir Adil Düzen kurmak olacaktır. Ve tabi özellikle vurgulayalım ki, İslam bir istismar aracı olmadığı gibi, bir kuru edebiyat ve tarihi hatırat tekrarı da olmayıp; çağın, şartların ve ihtiyaçların doğurduğu bütün sorunların aşılmasının asli ve kutsi dayanağıdır.

Sadece laf cambazlığıyla uğraşan, İslam’ı bir edebiyat ve istismar konusu yapan şair ve hatipleri, Kur’an şöyle anlatıp uyarmaktadır:

“(Şimdi) Size şeytanların kime ineceğini (ve hangi yanlış ve saptırıcı şeyler ilham edeceğini) haber vereyim mi?”

“(Bu şeytanlar) Onlar; (gerçeği tersine çevirerek) pervasızca yalan ve iftira düzmekten çekinmeyen, günaha ve riyakârlığa yönelen herkese (kötü maksatlı ve palavracı şair ve hatip kimselere) inerler. (Onları hayali kuruntulara sevk ederler.)”

“(O yalancı şair, hatip ve yazarlara gelince) Bunlar; (şeytanlara) kulak verirler, pek çokları da (bile bile) yalan söylerler.

“(Böylesi) Şairlere ise, (cehalet ve şehvetle) sapıtmış ve azıtmış kimseler takılıp giderler.”

“Ve onları görmez misin ki, her vadide (bâtıl işlerde, boş eğlencelerde ve vehimler peşinde) gafil ve şaşkın gezinirler.”

“Ve onlar (yalancı şairler ve bunlara uyanlar) yapmadıkları (ve yapamayacakları) şeyleri söyler (uydurma hayal ve heveslerle kendilerini ve çevrelerini aldatır ve övünür)ler.

“Ancak iman eden, (ibadet ve istikametle) salih ameller işleyen ve Allah'ı çokça zikreden ve kendilerine (ve dinlerine) zulüm (ve hakaret) edildikten sonra, (rakiplerine karşı İslâmi bir gayretle) üstün gelme (ve onları zelil ve aciz düşürmek üzere) yardımlaşıp savunmaya girişen (mü'min şairler ve yazarlar) müstesnadır. (Haksızlığı ve ahlaksızlığı yaymaya çalışan zorbalar, din istismarcısı ve yozlaştırıcısı iktidarlar ve onları alkışlayan riyakâr ve ucuz kahraman şair ve yazar takımı bütün) Zalimler ise nasıl bir inkılâba uğrayıp, hangi dönüşümle devrileceklerini yakında bileceklerdir.” (Şuara, 221-227)

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz