Haziran 02 10:37

İsrail Teröründe, İttihatçıların ve Ulusalcıların Suç Ortaklığı!

İsrail Teröründe, İttihatçıların ve Ulusalcıların Suç Ortaklığı!

İsrail Teröründe, İttihatçıların ve Ulusalcıların Suç Ortaklığı!

   Bazen “Ergenekon”, bazen “paralel yapı” bazen “Demukratur iktidarı” kılıfıyla karşımıza çıkan şerli ve şeytani projelerin hepsi Siyonist organizasyonlardır. Bu organizasyonların hedefi “Arzı Mev`ud”a hâkim olmak ve Filistin-Kudüs merkezli Büyük İsrail İmparatorluğunu kurmaktır. Bu Proje, Yahudilerin Kabbalistik rüyalarını gerçekleştirmeyi amaçlamıştır ve bunun için, Osmanlı Devleti`nin yıkılması veya teslim alınması lazımdı. Bugün Türkiye’nin federasyonlara ayrılması ve BOP eşbaşkanlığı da aynı Siyonist senaryonun son aşamasıdır.

 

   Fransız ihtilalinden sonra etkinlikleri artan Siyonist odaklar eskiden küçük hesaplar üzerine basit numaralar çevirirken, artık global kurgular hazırlamaya ve dünyanın dengeleriyle oynamaya başlamıştır. Uluslararası ticaretin artması, devlet politikalarını etkileyecek büyüklükte şirketlerin ortaya çıkması Yahudileri dünyanın en etkili ve tehlikeli gücü konumuna taşımıştır. Bu gün sermayeyi kutsayan ve devletleri atomize etmeyi hedefleyen sürecin arkasında Yahudi teorisyenler vardır. Zira Yahudiler az nüfuslarına rağmen büyük dengelerle oynamayı başarabilen, gizli operasyonlarla büyük olayları tetikleyebilen, sınırlı güçlerini manivela gibi kullanarak büyük değişimleri etkileyebilen organize bir yapıdır. Günümüzde Siyonist Yahudiler dünya ekonomisi ve siyaseti üzerinde her türlü manipülasyonu yapabilecek imkânlara kavuşmuşlardır.

 

   Tarihin her döneminde büyük devletlerin beynine (yönetim kademelerine) yerleşerek etkili olan Yahudiler, bu gün ABD’de etkili oldukları gibi; bir dönem Büyük Britanya imparatorluğunun bünyesinde urlaşmıştı. Osmanlı devletinin zayıfladığı ve yıkılmaya yüz tuttuğu bu dönemde, Kabbalistik hedefleri doğrultusunda Kudüs ve çevresini gözlerine kestirip `Arzı Mev`ud` hedefi için kolları sıvamışlardı. Osmanlı Devleti 1482 yılında İspanya`dan pek çok Yahudi`yi taşıyıp Selanik, Edirne, İstanbul, İzmir gibi yerlere konuşlandırmıştı. Bu Yahudi’lerden `Sebetay` dediğimiz kesim, Müslüman görünümünde Osmanlı Devleti`nin önemli noktalarına sızmaya ve yönetimde, orduda etkili olmaya başladı. Açık Yahudiler ve batılılar da içimizdeki kripto Yahudilere Osmanlı devletinin önemli noktalarını ele geçirme konusunda destek olmuşlardı. 2. Abdülhamit Yahudilerin bu hedeflerini anladığı için Filistin topraklarını şahsi mülkü haline getirmiş, alınıp satılmasını engellemeye çalışmıştır. Teoderl Herlz liderliğindeki Yahudilerin: borçların silinmesi mukabili Abdülhamit`e sundukları teklif ve aldıkları cevap tarihi bir vesikadır. Ama Yahudiler,  o dönemin ulusalcıları olan ittihatçıları kullanarak 2. Abdülhamit`ten intikamlarını feci şekilde almışlardır

 

   Ardından 1937 Meclis konuşmasında “Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasına asla müsaade edilmeyeceğini”  açıklayan Mustafa Kemal, hastalığı azdırılmak suretiyle devre dışı bırakılmış ve nihayet Siyonizm’i en iyi tanıyan, Ona karşı en ciddi ve gerçekçi tedbirleri almaya kalkışan Erbakan, 28 Şubat darbeleri ve AKP hıyanetleriyle iktidardan uzaklaştırılmıştı.

 

   Türkiye'deki “Masonik Derin Yapı”nın çekirdek kısmı bütünüyle Yahudilerden oluşmaktadır. Bu çekirdek kadroda herkesten önce Sebataylar ve Museviler vardır. Öyle ki İsrail kurulmadan önce ve Mustafa Kemal’in ölümü üzerine Türkiye Cumhuriyeti bu kesim tarafından “yeryüzündeki ilk Yahudi devleti” olarak anılmıştır. Türkiye'de sosyal-siyasi-ekonomik vb. hayatın stratejik önemi haiz bütün alanlarının kontrolünün bu çekirdek kadronun elinde olması stratejik hedef yapılmıştır. 1908 ihtilalinden sonra bu kesim bürokratik alanların en kritik noktalarını ellerine almışlardır. Selanik ve balkanlardaki Sebatay-Yahudi kökenlilerin mübadele ile Türkiye'ye getirilmesi bu kadronun nüfus açısından da güçlenmesini sağlamıştır. “Merhametten maraz doğar” cinsinden, Osmanlının İspanya Yahudilerini ülkemize taşıması hangi sonuçları doğurmuşsa, Atatürk’ün nüfus mübadelesindeki iyi niyeti ve Milli hedefleri de böylece istismara kalkışılmıştır.

 

   Bugün Siyonist İsrail devletinin nüfusu yaklaşık olarak 6 milyondur. Nüfusun tamamı Yahudi olmayıp yaklaşık 1,4 milyonu Filistinli Müslüman Arap’tır. Yani, 90 yıldır süren soykırımdan sonra bile, Siyonist İsrail devleti sınırları içinde 1 milyon 400 bin Filistinli Müslüman kalmıştır. Toplam nüfusun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Filistinli Arapların sahip olduğu toprakların oranı ise, sadece yüzde 3’tür ve bunun da yalnız üçte biri ekilebilir tarım topraklarıdır. Filistinli Araplar, işgal altındaki Gazze’de gettolarda sefalet içinde yaşamaktadırlar. Bu bölge, dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olarak tanımlanmaktadır. Batı Şeria’da yaşayan 2,5 milyon Filistinli Müslüman halkın durumu da içler acısıdır.

 

   Amerikalılar İsrail’i nasıl görüyordu?

 

   1-4 Aralık 2003 sürecinde, ABD’nin genelinde, The Marttila Communication Group adlı araştırma şirketi tarafından bir kamuoyu yoklaması gerçekleşti. 1200 Amerikalıya şu soru yöneltilmişti: “Size göre Dünya barışına karşı hangi ülke bir tehdit oluşturmaktadır?”Deneklerin yüzde 43’ü, dünya barışına İsrail’in tehdit oluşturduğunu belirtmişti. Deneklerin yüzde 73’ü, İsrail’i destekleyen Amerika’nın terörist saldırılarına uğrayacağını bildirmişti. Bununla beraber, deneklerin yüzde 62’si, her şeye rağmen ABD’nin İsrail’i desteklemeyi sürdürmesi gerektiği inandığını ifade etmişti. Kamuoyu yoklamasının en şaşırtıcı sonucu ise şu idi: Amerikalı deneklerin yüzde 37’si, dünya barışını tehdit eden ülkenin ABD’nin kendisi olduğunu itiraf etmişti. Siyonist İsrail devleti kurulduğu günden bugüne kadar, yani 60 yılı aşkın bir süredir, kendi aleyhine olan hiçbir; Birleşmiş Milletler Genel Kurul sonuçlarını; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını ve Cenova Anlaşması kurallarını kabul etmemişti.

 

   Sadece iki örnek yeterliydi: “Siyonizm, bir tür ırkçılık ve ırkçı ayrımcılıktır. Dünya barışına tehdit oluşturan Siyonizmi şiddetle kınıyor ve tüm ülkeleri bu ırkçı ve emperyalist ideolojiye karşı çıkmaya çağırıyoruz.” (Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı No: 3379, 10 Kasım 1975) Siyonist İsrail devleti, bu kararı tanımayıp reddetmişti. Ve yine “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, her tür etnik temizleme politikası ve ideolojilerini şiddetle reddeder.”(Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı NO: 47/80, 16 Aralık 1992) Siyonist İsrail devleti, bu kararı da tanımayıp, Filistin’de etnik temizleme katliamlarını sürdürmekteydi.

 

   İsrail terör şebekesi nasıl kuruluyordu?

 

   Siyonist Yahudi sermayedar Rothschildlerin finans desteği ile Dr. Theodor Herzl, şeytani duygu ve düşünceler içinde 1896 yılında “Der Judenstaat”, yani “Yahudi devleti” adlı kitapçığı yazıyordu. Siyonizm’in tohumlarının nasıl atılmış olduğunu anlamak yönünden bu kitapçık çok önem kazanıyordu. Çünkü, işte bu kitapçıkla Dr. Theodor Herzl, yüz yıldan fazladır süregelen, günümüzde de tüm şiddetiyle devam eden Siyonizm’in temellerini atıyordu. Dr. Theodor Herzl, “Yahudi Devleti” adlı kitapçığı Almanca yazıyordu. Bu kitapçık, Sylvie d’Avigdor tarafından “The Jewish State” adı altında İngilizceye çevriliyor ve 1946 yılında “American Zionist Emergency Council” tarafından yayımlanıyordu. Theodor Herzl’in 1896’da yazdığı, yaklaşık 35 bin sözcükten oluşan “Yahudi Devleti” adlı kitapçığı, altı bölümden oluşuyordu. Siyonist İsrail’in Filistin işgalinin ve zulümlerinin bütün aşamalarının temel kaynağı bu kitap oluyordu.

 

   David Ben-Gruion İstanbul’da ne arıyordu?

 

   1908 yılında Türkiye’de Jön Türkler devrimi gerçekleşiyor, Osmanlı’da Talat, Enver ve Cemal Paşalar dönemi başlıyordu. Siyonistler, daha önce Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’ten isteyip de alamadıklarını, bu sefer Jön Türkler sayesinde başaracaklarını umarak İstanbul’a gelmeye başlıyordu. İşte bu süreçte, David Ben Gurion yanındaki bazı Siyonist öncülerle beraber, 1912 yılında İstanbul’a gelip Balat semtine yerleşiyordu. David Ben Gurion, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoluyor, ama asıl amacı, Osmanlı devletinin üst düzey yöneticileri ile irtibat kurup, Osmanlı’nın Siyonizm karşıtı politikalarının değişmesini sağlamak oluyordu. David Ben Gurion ve Siyonist militan arkadaşları, İstanbul’da yeraltı Siyonist örgütlenme çalışmalarını da başlatıyordu. Bunlar 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla Filistin’e geri dönüyordu. Filistin henüz Osmanlı hâkimiyetinde bulunuyordu ve Osmanlı hükümeti, başta David ben Gurion olmak üzere aralarında sonraları İsrail’in ikinci devlet başkanı olacak İzhak Ben Zvi’nin de bulunduğu Siyonist militanları Filistin’den kovuyordu.

 

   Siyonistler Türklere Karşı İngiliz Ordusuna Katılıyordu!

 

   Osmanlı’nın Filistin’den kovduğu David Ben Gurion, 1915 yılında New York’a gidiyor. İki yıl burada Siyonizm’in Amerikan kanadını kurmaya çalışıyor ve tanıştığı Paula Monbesz ile evleniyordu. David Ben Gurion 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı sırasında önce, Yahudi askeri birliklerin İngiliz ordusu içinde yer alıp savaşmasına karşı çıkıyor ama İngiliz hükümeti 1917’de Siyonistlere Filistin’de bir İsrail devleti kurmanın yolunu açan Balfour Deklarasyonu’nu ilan edince, tavrını değiştiriyordu. Kendisi gibi bir Siyonist militan olan Jabotinski’nin çağrısına katılıp Yahudi taburların İngilizlerle beraber çarpışarak, Filistin’in Türklerin elinden alınması savaşını onaylıyordu. Kendisi de gönüllü olarak, İngiliz ordusunun Mısır’daki 369. Kraliyet Piyade Alayına bağlı üç Yahudi taburundan birinde Osmanlıya karşı savaşa katılıyordu.

 

   David Ben Gurion İşçi Kuruluşlarına Sızıyordu!

 

   David Ben Gurion, 1920 yılında kurulmuş olan Histadrut’un (Yahudi İşçi Federasyonu) 1921’de genel sekreterliğine getiriliyor ve bu görevi 1935 yılına kadar sürdürüyordu. 1930 yılında büyük işçi kuruluşlarını Mapai adlı siyasi partiye bağlıyor ve İsrail devletinin ilk on yıllarında çok önemli rol oynayacak bu partinin başkanı oluyordu. Siyonist lider David Ben Gurion, tarihi bir rol oynadığının farkında olarak ortaya çıktığı ilk günden başlayarak tüm anılarını yazdığı bir günlükte topluyor ve tuttuğu günlükler binlerce sayfaya ulaşıyordu.

 

   Prof. Dr. Haim Weizmann 1937’de, Filistin’deki İngiliz Yüksek Komiserine yazdığı mektupta: “Zaman içinde Filistin’in tamamına yayılacağız” diyordu!

 

   28 Nisan 1939 tarihinde Siyonist lider Solomon Goldman’a yazdığı mektupta Prof. Dr. Haim Weizmann, Filistin’de Arapların ve Dürzilerin Celile ve Doğu Carmel’de sahip olduğu bütün toprakların ele geçirilme projesinden söz ediyor ve “Eğer Dürzilere ait olan toprakları ele geçirme projemiz gerçekleşirse, 10 bin Dürzi Arap’ı Suriye’deki Jabal al-Druze’ye göç ettirir ve onların 300 bin dönüm arazisine el koymuş oluruz. Eğer 10 bin Dürzi Arap gönüllü olarak Filistin topraklarından çıkıp Suriye’ye göç ederse, bu geride kalan Araplara da çok güzel bir örnek oluşturacak ve hiç kuşkusuz diğerleri de aynı yolu izleyecektir.” diyordu.

 

   Birçok araştırmacı tarafından kitapları kaynak olarak kullanılan Tom Segev’in, “1949: The First İsraelis” (1949: İlk İsrailliler) adlı kitabında özel bir bölüm vardı. “Bu bölümü okurken, Efendi Teröristlerin Babası Dr. Theodor Herzl’in yalnız Yahudileri değil, tüm dünya halklarını nasıl yanıltıp aldatmış olduğunu daha anlayacaksınız” diyen sn. Yılmaz Dikbaş haklıydı. İsrailli gazeteci yazar ve tarihçi Tom Segev, 1945 yılında Kudüs’te doğmuştu. Nazi Almanya’sında 1935 yılında karısıyla birlikte kaçan babası, ilk İsrail-Arap çatışmasında öldüğünde, Tom Segev henüz üç yaşındaydı. Tom Segev, Kudüs’te İbrani Üniversitesi’nde siyasal bilgiler ve tarih öğrenimi yaptıktan sonra Amerika’ya gitti, Boston Üniversitesinde tarih doktorası aldı. Halen İsrail’in en ünlü gazetesi Haaretz’de haftada bir köşe yazısı yazmakta ve kültür politikaları ile insan hakları konularında yorumlar yapmaktadır. Günümüzde, İsrail medyasında belki de en çok kaynak gösterilen yazardır. Şimdi size anlatacaklarımın kaynağı, Tom Segev’in “1949: The First İsrael” adlı kitabıdır.

 

   “Yağma, Talan, Soygun, Irza Tecavüz” Yahudilerin Stratejisi Oluyordu!

 

   “Siyonist Yahudi teröristlerin önce saldırılarıyla karşılaşan, sonra da kasabaları, köyleri işgal edilen Filistinli Müslüman Araplar; evlerini, mallarını, dükkânlarını, topraklarını, çiftliklerini, bağlarını, bahçelerini, hayvanlarını olduğu gibi bırakıp kaçmaktan ve canlarını kurtarmaktan başka çare bulamıyordu. Kaçıp gitmek zorunda kalan Filistinli Müslüman Arapların geride bıraktıkları tüm taşınır ve taşınmaz mallarına, Siyonist işgalciler “terk Edilmiş Mallar” adını verip el koyuyordu. 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail devletinin resmen kurulmasından sonra, İsrail hükümeti bu terk edilmiş mallardan sorumlu bir kuruluş oluşturuyor, adına ise “Terk Edilmiş Malların emanetçisi” diyordu.”

 

   Şimdi sormak lazımdı: Yaklaşık iki yüz yıl Kudüs ve çevresi Hristiyanların saldırısına uğrarken Yahudilerin o kutsal Kudüs tapusu niye ortaya çıkarılmamıştı? O süreçte niçin Avrupa’daki Yahudiler, Hz. Musa’nın sözlerini hiç hatırlamamıştı? Nedendir bilinmez, kutsal Kudüs’ün kutsal tapusuna sahip olduklarını iddia eden Yahudiler, (Arz-ı Mev’ud) “söz verilmiş toprakların” savunmasını, yaklaşık iki yüz yıl Müslümanlara bırakmışlardı! Ama şimdi sistemli ve seri katliamların, yağma, talan, soygun ve ırza tecavüzlerin, etnik temizliğin ve soykırımın sonucu, Müslüman Araplar Filistin’de yüz yılardır yaşamakta oldukları evlerini, topraklarını bırakıp mülteci kamplarına göçe zorlanmıştır. İşte bu zorunlu göç hakkında Siyonist Prof. Dr. Haim Weizmann belki 50 konuşmasında: “Kutsal topraklar mucizevi bir biçimde TEMİZLENİYOR. İsrail’in işi, mucizevi bir biçimde kolaylaşıyor.” İtirafında bulunmaktadır.

 

   Siyonistlerin Jön Türklerle İlişkileri Sürekli Gizleniyordu!

 

   Dr. Theodor Herlz’in ölümünden sonra, 1905 yılında İsviçre’nin Basel kentinde toplanan 8. Dünya Siyonist Kongresi’nde Dünya Siyonist Örgütü liderliğine David Wolffsohn atanmıştır. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’ten Filistin topraklarını alamayan Siyonistler, tüm ümitlerini Sultan’a karşı Avrupa’da başkaldırı örgütlenmesi içinde bulunan Jön Türklere bağlamıştır.

 

   Jön Türkler Kimlerden Oluşuyordu?

 

   Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit döneminin (1876-1909) sonlarına doğru Osmanlı Devleti borç batağına batmıştı. Alacaklı devletler, günümüz IMF’sine benzer, Düyun-i Umumiye yani “Genel Borçlar” adlı uluslararası bir kurum kurarak devlet gelirlerine el atmışlardı. II. Abdülhamit’in kurduğu batı standartlarına göre eğitim yapan okullarda okuyan ve beyni yıkanıp kışkırtılan yeni kuşak, ülkenin içinde bulunduğu durumdan hoşlanmamakta, siyasi baskı altında hiçbir gelişme sağlayamayacağını savunmaktadır. Bu gençler yeni düşünceleri paylaşan diğer aydınlarla buluşup gizli dernekler kurarak mücadelelerini yeraltında yürütmeye çalışmaktadır. Bu mücadeleyi özellikle yurt dışında sürdüren kişilere ve bunların kurduğu örgütlerin tümüne birden “Jön Türk” adı takılmıştır. Bu deyim Fransızca “Jenune Turc” teriminden çıkarılmıştır. İngilizler de aynı türden kişi ve örgütlere Genç Türkler anlamına gelen, “Young Turks” demeye başlamıştır. Jön Türklerin temel siyasi amacı, II. Abdülhamit’i devirmek ve yerine, ülke yönetiminde padişahla beraber bir halk meclisinin de bulunduğu meşruiyet düzenini kurmaktı.

 

   İşte Jön Türklerin bu amacı, farklı nedenlerle de olsa, Siyonistlerin amacıyla örtüşüyordu. Jön Türklerin başlattığı düzen karşıtı yeraltı mücadelesi, giderek bütün gizli dernekleri çatısı altında toplayan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni (Birlik ve İlerleme örgütü) doğurdu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin asker üyeleri Temmuz 1908’de Saray’a başkaldırdılar. Padişah II. Abdülhamit, Meşrutiyeti yeniden ilan etti, seçimler yapıldı ve meclis oluştu. İşte, Jön Türklerin başkaldırışıyla başlayıp, 1908’de Meşrutiyetin yeniden ilanıyla sonuçlanan gelişmeye batılılar, Jön Türk Devrimi diyordu. 1908 Jön Türk devriminden sonra, Dünya Siyonist Örgütü lideri David Wolffsohn ve Vladimir Jabotinski İstanbul’a geliyor ve Türkiye’deki yerli Siyonistlerden Emanuel Karasso, Moiz Kohen, Hayim Nahum, Nissim Ruso, Behar Efendi ve Vitali Efendi ile toplanıyordu. Siyonistlerin şimdi tek bir amacı vardı o da Filistin’e göç yasağını kaldırmayı hedefliyordu.

 

   Bu amaçlarına ulaşabilmek için Jön Türklere baskı yapmaya başlanıyor, devrin önde gelen liderleri Enver Paşa, Talat Paşa ve Nazım Beyle görüşülüyordu. Dönemin bu güçlü kişileri, Yahudilerin Filistin’e göçünün yararlı olacağı kanısını taşıyordu. Siyonist öncüler, Osmanlı Sadrazamı Hüseyin Hilmi Paşa’yı da ziyaret edip destek istiyor, Sadrazam da Filistin’de yerleşmek isteyen Yahudilerin göçüne karşı çıkmayacağını açıklıyor ve Filistin’deki Yahudilere uygulanan yasakları kaldırılıyordu. Kaldırılan bu yasakların başında Sultan II. Abdülhamit döneminde Yahudilere verilen “Kırmızı Tezkere” geliyordu. Ardından Siyonistlerin Filistin’de toprak satın almaları İttihatçı masonlarca serbest bırakılıyordu. Siyonistler için bu karar, çok önemli bir aşamayı oluşturuyordu. Siyonistler bu kararları aldırmadan önce, çoğu dönme ittihatçı yöneticilerine iki konuda söz veriyor, Osmanlı uyruğuna katılacaklarını ve parasal yardımda bulunacaklarını söylüyordu.

 

   “Şubat 1909’da bir Osmanlı Siyonist Olan Emanuel Karasso Filistin’i de kapsayan “Osmanlı Göçmen Şirketi”ni kuruyordu. Dr. Victor Jacobson da, Osmanlı İmparatorluğu içindeki Siyonist girişimleri desteklemek amacıyla “Anglo-Levantine Banking Company” adlı banka açıyordu. Aynı süreçte, Siyonizm’i özgürleştirmeyi amaçlayan Fransızca iki gazete İstanbul’da yayınlanmaya başlıyordu.

 

   Siyonist hareket Komitesi’nin öncülerinden Jacobus H. Kann, 1907 ilkbaharında Filistin’e gidiyor ve yaptığı gezinin izlenimlerini 1909 yılında “Erez İsrael” yani “İsrail Yurdu” adıyla yayınlıyordu. Bu kitapta Yahudilerin, Filistin’de sınırları kuzeyde Lübnan’dan doğuda Şam-Akabe demiryolu sınırına, güneyde Mısır’a ve batıda Akdeniz’e kadar uzanan “Bağımsız Yahudi Devleti” istedikleri açıkça yazıyordu. Yahudilerin bu tavrı, İttihatçılara katılmış bazı milliyetçi aydınları, Osmanlı İmparatorluğu’nun geleceği açısından ürkütmeye başlıyor ama iş işten geçmiş bulunuyordu. Siyonizm’in özellikle Batılı devletler tarafından desteklendiğini ve bu durumun sonuçta Osmanlı devleti’nin zararına işleyeceğini gören bazı Jön Türkler, tutumların değiştirip pişmanlık duysalar da kötü gidişatı değiştiremiyordu”diyen Milli duyarlı yazarımız Yılmaz Dikbaş’ın[1] hala Jön Türkleri ve İttihat ve Terakki Cemiyetini aklama çabaları hayret uyandırıyordu. Çünkü Jön Türkler ve İttihat Terakkiciler, öyle gaflet ve iyi niyet sonucu değil, kasıtlı ve hesaplı bir şekilde Siyonistlere hizmet ve ülkeye hıyanet ediyor, bunların bir kısmı genlerinin ve sabataist geleneklerinin gereği olarak böyle davranıyor, bazıları da maalesef makam ve menfaat hırsıyla ve gaflet dolasıyla bu tahribatlara alet oluyordu. Bugün bile bu damarların takipçileri hala ve ısrarla aynı tavırları sergiliyordu.

 

   Bunların devamında:

 
   “Siyonistlerin tüm çabalarına rağmen, ittihatçılar 1912 yılında Siyonizm’e karşı kesin tavır almışlardır. Siyonistler, kendilerine Filistin yolunu açmayan II. Abdülhamit’e karşı nasıl düşmanca tavır almışlarsa, bu kez de İttihatçılara ve Osmanlı Devleti’ne karşı aynı düşmanlığı göstermeye başlamışlardır. Bu düşmanlık, I. Dünya Savaşı arifesinde kendisini apaçık ortaya çıkarmış, Kurtuluş savaşının en büyük kahramanlarından Kazım Karabekir’e şu sözleri söyletmek zorunda bırakmıştır: “Yahudiler Türkiye’deki savaş ortamından yararlanarak büyük ekonomik çıkarlar sağlamak ve hem de Siyonist idealler çerçevesinde Filistin’e sahip olabilmek için Osmanlı Devleti’ni I. Dünya Savaşı’na sokmaya çalışan ve bu yönde kışkırtmalarda bulunan unsurlardan biri olmuşlardır.”[2] Şeklindeki saptama ve yorumlar da tam bir saptırmaca ve safsataydı. Osmanlının I. Dünya savaşına bulaştırılıp yıkılışının da, Filistin’de bir çıbanbaşı olarak Siyonist ve Terörist İsrail’in kurulmasının da 1937’deki Meclis konuşmasında; “Batılıların kutsal bölgede bir Yahudi Devleti kurmalarına asla müsaade edilmeyeceklerini” açıklayan Mustafa Kemal’e karşı, daha önce hem Şeyh Sait isyanını hem İzmir Suikastını hazırlayan ve bu işte eski ittihatçıları kullananların da aynı odaklar olduğu görmezlikten gelerek yakın tarihimizi doğru okumak ve Siyonizm’e karşı ciddi ve caydırıcı tedbirler almak imkânsızdı. Ve bir tespit daha: Böylesine önemli ve gerekli bir kitap yazıp da, Erbakan’ı hala haklı bulmamak ve hayırla anmamak, acaba nasıl bir psikolojiyi yansıtmaktaydı!?

 

   “Elbette, Yahudi devleti kurmak isteyen Siyonistlerin ilk hedefi, Filistin topraklarına yerleşim otonomi kurmaktı. Siyonizm’in Babası Dr. Theodor Herzl’in yaptığı planı uygulamaya koyan Siyonistler, Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları olan Filistin’e göç edip orada yerleşebilmek için önce Sultan II. Abdülhamit’e, sonra Osmanlı Devleti’nde yönetimi ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin liderlerine büyük paralar teklif etmişler, çeşitli konularda ciddi sözler vermişler, ama Sultan II. Abdülhamit’i kandıramamışlardı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin liderleri ise Avrupa’ya gelen Siyonistlerle Türkiye’de yaşayan bazı Siyonist Yahudilerin verdiği sözlere önce kanmışlarsa da, üç ay gibi kısa bir süre sonra aldatıldıklarının farkına varıp, Siyonistlerin Filistin’i ele geçirme emellerine karşı çıkmışlardı” tespitleri de, doğrularla yanlışları harmanlayıp, ittihatçıları aklama çabasıydı.

 

   Albert Einstein, Siyonistleri “Terörist” Olarak Niteliyordu!

 

   Menahem Begin, 1948 yılında Herut (Özgürlük Hareketi) adlı bir siyasi parti teşkil etmişti. Partisini tanıtmak, yaklaşan genel seçimlerde taraftar ve destek bulmak amacıyla ABD’ye gitmişti. Orada iyi karşılanmış, dönemin ünlü Amerikalı Yahudileri, ona her tür desteği vereceklerini söylemişti. Ancak tam karşıt görüşte olanlar da vardı ve bunların başında Albert Einsteingelmekteydi. Menahem Begin’in, Kasım 1948’deki ABD ziyareti sırasında, 20. Yüzyılın kuşkusuz en önde gelen bilim adamı, kuramcı çağdaş fiziğin babası, Yahudi asıllı Albert Einstein, 27 ünlü Yahudi arkadaşı ile birlikte, New York Times gazetesine bir mektup göndermişti. 4 Kasım 1948 tarihli bu mektupta, Albert Einstein ve arkadaşları, Menahem Begin’in temsil ettiği İsrailli Siyonistleri, “İsrailli Naziler” diye nitelenip ve lanetlenmişti.

 

   İşte, Sn. yazarımızın kitabında naklettiği Albert Einstein ve 27 arkadaşının New York Times gazetesinde 4 Aralık 1948 tarihinde yayınlanan mektubunun Türkçe metninin bir kısmı şöyleydi.

 

   “New York Times Gazetesinin Yazı İşleri Müdürü’

 

   4 Aralık 1948

 

   Zamanımızın en kaygı verici olaylarından biri de, yeni kurulmuş olan İsrail devletinin ve Herut (Özgürlük Partisi) adı altında bir siyasi partinin ortaya çıkmış olmasıdır. Bu parti; örgüt yapısı, uyguladığı yöntemler, siyasi felsefesi ve toplumsal yaklaşımıyla, Nazi ve Faşist partilere benzemekte (ve aynı yöntemleri uygulamaktadır). Bu parti, Filistin’deki İrgun adlı terörist, sağcı, şovenist bir yeraltı örgütünün bir uzantısı olarak ve bu örgütün üyeleri tarafından kurulmuş bulunmaktadır.

 

   Bu partinin lideri Menahem Begin’in ABD’ye yaptığı hali hazır ziyaretin çok iyi hesaplanmış amacı, yaklaşmakta olan İsrail genel seçimlerinde, partisinin Amerikan desteğini almış olduğu izlenimini vermek ve ABD’deki Siyonistlerle siyasi bağları güçlendirmektir. Ulusal üne sahip çok sayıda Amerikalı, Menahem Begin’e ABD’ye hoş geldiğini bildirmişler, onun destekçileri olarak adlarının kullanılmasına izin vermişlerdir. Eğer Bay Begin’in siyasi geçmişi ve geleceğe dönük planları hakkında doğru bilgi verilmiş olsaydı, tüm dünyada faşizme karşı olan bu kişilerin Bay Begin’in temsil ettiği harekete destek olmaları, bu yönde isimlerinin kullanılmasına izin vermeleri düşünülemezdi. Bey Begin’e halk adına parasal bağışlarda bulunup, Amerika’da geniş bir kesimin İsrail’deki Faşist girişimi desteklediği izlenimi yaratılarak tamiri sonradan mümkün olmayacak zararlar verilmeden önce, Amerikan halkı Bey Begin’in siyasi geçmişi ve amaçları hakkında bilgilendirilmelidir.

 

   Begin’in partisinin halka yapmış olduğu açıklamalar, asla onun gerçek karakterinin bir göstergesi olamayacaktır. Onların şimdi özgürlükten, demokrasiden, anti-emperyalizmden söz etmelerine aldanmamalıdır. Oysa yakın zamana kadar açıkça Faşist devletin doktrinini anlatıyorlardı. Bu terörist parti, eylemleriyle kendini açığa vurmakta ve geçmişte yapmış olduklarına bakarak gelecekte neler yapacaklarını ortaya koymaktadır.

 

   Şok edici bir örnek olarak, onların bir Arap kasabası olan Deyr Yasin’de yapmış oldukları vahşet ve cinayetleri hatırlatmalıdır. Burası ana yollardan uzakta Yahudi topraklarıyla çevrili bu kasabaydı, çatışmalara karışmamıştı, hatta burayı kendilerine bir üs yapmak isteyen Arap direnişçilerini bile kasabaya sokmamışlardı. Ama bütün bunlara rağmen, çocuk, kadın, ihtiyar, hepsi topyekün katliamdan kurtulamamışlardı” diyen Yahudi bilim adamı Albert Einstein ve insaf ehli Yahudi arkadaşları, ta o günlerde İsrail’in terör vahşetine ve Siyonistlerin şeytani hedeflerine dikkat çekmişlerdi. Aynı insani duyarlılığı bugün de gösteren Yahudiler görülmekteydi. Ama Deccalın anarşistleri Siyonist Yahudiler büyük bir felakete uğramadan bu zulüm ve rezaletlerden asla vazgeçmeyeceklerdi.

 

   Her şeye rağmen İsrail’in Mümin mücahit bir liderce üretilen ileri teknoloji harikalarıyla hezimete uğratılıp teslim alınacağını haber veren Kur’an ayetlerinin asla unutulmaması ve yakın geleceğe umutla bakılması gerekiyordu!

 

   “Kitap ehlinden olan kâfirleri (Beni Nadir Yahudilerini) ilk sürgünde (Asrısaadet döneminde) yurtlarından çıkaran O (Allah’tır). Siz, onların (zulüm yaptıkları diyardan sürülüp) çıkacaklarını hiç sanmamıştınız; onlar da kalelerinin (ve teknolojik üstünlüklerinin) kendilerini Allah’ın (gazabından) koruyacağını zannedip durmuşlardı. Böylece Allah(ın azabı) da, hiç hesaba katmadıkları bir yönden (ve harika yöntemlerle) gelip onları kuşattı, yüreklerine korku saldı, öyle ki evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın (bugünkü zalim ve fesatçı Yahudilerin ve müşriklerin de aynı akıbete uğrayacaklarını unutmayın).” (Haşr:2)

 

   “Onların Allah’ın elçisine verdikleri “FEY’e” (savaşsız kazanılan ganimet, servet ve devlete) gelince; ki siz buna karşı (bu zaferi kazanma kastıyla) ne at ne deve koşturmamış (tank ve füze kullanmamış)tınız. Ancak Allah, elçilerini dilediklerinin üstüne musallat (edip muzaffer) kılmaktadır. Her şeye gücü yeten Allah’tır” (Haşr:6)

 

ayetleri, teknoloji harikalarıyla İsrail ve ABD’nin hezimete uğratılacağını ve onların bütün silah sistemlerinin çalışmaz hale sokulacağını haber veren Rahmetli Erbakan’ı haklı çıkarmaktadır. Siyonist patronları derbeder olup yıkılınca, işbirlikçi piyonlarının ve BOP taşeronlarının ayakta kalacağını zannedenler ise elbette aldanmaktadır. Yukarıdaki ayetlerde Yahudiler için “ilk sürgün”den bahsedilmesi, bunun ileride aynen benzerinin yaşanacağına da işaret buyrulmaktadır.

--

MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ


[1] Bak: efendi Teröristler 2.Baskı Asya Şafak Yayınları. Sh: 80-81

[2] Age Sh:82

 

Yorum Yaz