Kasım 14 13:10

Kaybettikleri İstanbul’u; AKP YİNE KAYBETSE; FELAKET… KAZANIVERSE; FECAAT OLACAKTI

Kaybettikleri İstanbul’u; AKP YİNE KAYBETSE; FELAKET… KAZANIVERSE; FECAAT OLACAKTI

Fecaat: Dehşet verici, korkunç gelişme… Acı ve ıstırap üretici büyük musibet anlamındadır.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Bağcılar Meydanı'nda kurulan Ramazan Etkinlik Alanı'nda yaptığı konuşmada, 23 Haziran seçimlerine ilişkin "Bugün İstanbul'u veren, hukuksuzlukla beraber yarın Türkiye'yi verir" ifadelerini kullanmıştı. “Eğer kendi hakkımızı savunamayacaksak, kendi hukukumuzu savunamayacaksak vatandaşın hakkını, hukukunu nasıl savunacağız? Mahalle baskısı oluştursunlar, gazetelerle, televizyonlarla üzerimize çullansınlar, sosyal medyalardan hakaretler yağdırsınlar, biz de ‘aman bize bir şey yapmasınlar da ne olursa olsun, İstanbul'u da verelim, kurtulalım’ havasında olamayız!.. Bugün İstanbul'u veren, hukuksuzlukla beraber yarın Türkiye'yi verir, aman ben bu koltukta kalayım, diye bunu yapamayız. Koltuğun canı çıksın da bu milletin hakkına bir zeval gelmesin, hepsi budur."diyen Süleyman Soylu, bir seçim yarışında değil de sanki Türkiye Yunan savaşındaymış gibi konuşmaktaydı.

Bakan Süleyman Soylu, sivil toplum kuruluşlarının (STK) temsilcileri ile Beykoz Necmettin Erbakan Kültür Merkezi'nde düzenlenen sahur programında ise:

“İstanbul şehirlerden bir şehir değil. Bugün küresel güç merkezi olmaya aday bir şehir. Ya küresel güç merkezi olacak ya da birilerinin arka bahçesi olacak. Ben arka bahçe olmuş bir İstanbul’a tahammül edemem. Kim ederse eder. Bu kadar açık ve net. İstanbul’da çok önemli bir altyapı oluştu, bunun devam etmesi gerek… Bu seçimin bir siyaset çatışmasının merkezi olmamasını diliyorum!” diyerek İstanbul’u kaybetmelerinin bir sosyal felakete ve sanki iç savaşın eşiğine sürükleyecekmiş gibi konuşmaları dikkatlerden kaçmamıştı.

Süleyman Soylu, televizyonda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun koruma amiri Koray Aslan'ı hedef alıp, ‘onun koruma kursuna bile katılmadığını, bu kişinin ticari faaliyetler yaptığını, gezilerini önceden emniyete ulaştırmadığını, yat gezisinin de gizlendiğini ve sonradan ortaya çıktığını’ vurgulamıştı. Oysa Süleyman Soylu'nun, kendi personeli olan Kılıçdaroğlu'nun koruma amiri Koray Aslan için bu iddialarda bulunması, hele de bunu televizyona çıkıp açıklaması tam bir saçmalıktı. Emrindeki personelini çağırır ya da ilgili biriminden doğru bilgilere kolaylıkla ulaşır konumdaydı. Koray Aslan, "Mülakatta ve atışta da başarılı olmuşlardı. Hem hassas yerleri koruma hem de VIP koruma kurslarına katılmıştı. Adab-ı muaşeret kurslarını da aldıktan sonra 2002-2005 yılları arasında Slovakya'da Büyükelçinin korumalığını yapmıştı. Bu kursu almayan kişinin bu göreve gönderilmesi imkânsızdı. Bakan Soylu, ‘Koruma kursu görmedi’ derken açıkça yanıltılmıştı!” diyenler haklıydı.

İyi de böylesine kolay aldatılan yöneticilerle Türkiye bu badireyi nasıl atlatacaktı?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, YSK'nın 250 sayfalık gerekçeli kararına tepki göstererek, 'Bakalım 250 sayfalık gerekçeli karar bu minareye kılıf olmaya yetecek mi' diye çıkışmıştı.

Faik Öztrak; "Demokratik meşruiyetin son kilit taşı olan sandık darbeyle çökertilmiştir. Milletin sandıkta söylediği söz, masa başı oyunlarıyla gasp edilmiştir. YSK, 6 Mayıs 2019’ta milletin iradesini elinden almış vaziyettedir... Sandıkta oyu çalamayanlar milletin iradesini YSK eliyle çalmaya yönelmiştir… Bunlara -AKP’ye- oy verecek olanlara Büyükşehir Belediye pusulasının verilmediğini söylemektedir. Bu iddia; başta AKP’li kardeşlerimiz olmak üzere, tüm İstanbulluların aklıyla alay etmektedir. Baktığınızda en fazla oyun büyükşehir için kullanıldığı görülmektedir” sözleriyle AKP’ye sataşmıştı.

31 Mart 2019 Belediye Seçimleri’nin üzerinden tam üç hafta geçmesine rağmen YSK, iptalle ilgili gerekçeli kararını hâlâ açıklayamamıştı. Bu durum “Herhalde 24 Haziran sonrasında açıklanır!” esprilerine yol açmıştı. Bunlar bize; bir istiklal mahkemesinin, “önce idamına, suçun ve kanıtların sonra açıklanmasına!” kararını hatırlatmıştı.

İşte bu kuşkularla diyoruz ki, haksız ve dayanaksız bahanelerle yenilenen İstanbul seçimlerinin galibi olmayacaktı. Kaybettikleri İstanbul’u AKP tekrar kaybederse bu yenifelaketler doğuracaktı. Yok eğer cebren ve hile ile İstanbul’u geri alırlarsa, bu dafecaatlere yol açacaktı...

İstanbul’da 15 milyondan fazla insan yaşamaktaydı ve bunların 10 milyonu seçmen durumundaydı. Bu kadar insanın yazın ortasında yeniden sandık başına gitmesine yol açacak bir karar alınırken, sadece söylentilerle veya sonradan uydurulduğu hissi veren temelsiz gerekçelere dayanmak elbette yanlıştı. Yani seçimin tekrarı kararı, CHP’ye ve adayına karşı gibi görünse bile, aslında İstanbul seçmenine verilmiş bir cezaydı. Ağır ceza mahkemeleri, savcılığın sunduğu iddianame çerçevesi içerisinde muhakeme yapar ve savunmaya da önceden bildirilmiş olan kanıtları cevaplama hakkı tanırlardı. Suç ne tür bir cezayı gerektiriyorsa, bunu, iddianamede ileri sürülen iddialar kanıtlandığı takdirde ve ilgili yasa maddesinde var olan ölçüde alırlardı. Oysa YSK’ya, AKP’nin üç bavul dolusu ‘kanıt’ ile yaptığı başvurularda; o noktaya kadar AKP ve MHP sözcülerinin dillerine doladıkları türden şaibelerle, hileler ve oy kaydırmalarıyla ilgili kanıtlar bulunmamaktaydı. AKP, sandık kurullarının oluşum biçimi ve kurullarda görev verilen kişilerin seçiminde usulsüzlük yapıldığı iddiasını YSK’ya ‘kanıtlar’ ile taşımıştı. Zaten verilen karar da bu çerçeve içerisinde alınmıştı.

Bu durumda, haklı olarak şunlar sorulmaktaydı:

• Peki de daha önceki referandumlar ile genel, yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sandık başlarında görev yapmış olan kişilerin varlığı, nasıl oluyor da bu defa seçimin tekrar edilmesini gerektirecek çapta bir suç teşkil edebiliyordu?

• Aynı sandık görevlilerinin nezaretinde yapılmış diğer üç (İlçe Belediye Başkanlığı, Belediye Meclisi ve Muhtarlık) seçimleri için kullanılmış oylar geçerli sayılıyor da yalnızca Büyükşehir Belediye Başkanlığı için verilmiş oylar nasıl sakıncalı ve tekrarlanmaya değer bulunuyordu?

• Sandık görevlilerini belirleyen İl Seçim Kurulları olduğuna göre, yapılan yanlışlık bir cezayı hak ediyorsa, cezanın seçilmiş belediye başkanına veya seçmene değil de il seçim kuruluna verilmesi gerekmiyor muydu?” yorumları haklıydı ve bu sorular hâlâ yanıtsızdı.

YSK'nın İstanbul seçimlerinin iptali ve yenilenmesi kararına Rus basını;"Nasıl yani, mümkün müydü ki böyle bir şey?" değerlendirmesini yapmıştı.

Rusya'da gazeteler, Türkiye Yüksek Seçim Kurulu'nun İstanbul'daki Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini yenileme kararına geniş yer ayırmıştı. Komsomolskaya Pravda gazetesi seçim sonuçlarının iptali kararı karşısında; "Nasıl yani, mümkün müydü ki böyle bir şey?" diye sorarken, RBK gazetesi; Türkiye'de halkın sandığa gitmekten yorulduğu yorumunu aktarmıştı. Rus Bulvar Komsomolskaya Pravda (KP) gazetesi,İstanbul seçimlerinin iptali kararını şaşkınlıkla karşıladıklarını gizlemeye gerek görmedi. Zira gazete okurlarına haberi, "Türk Yüksek Seçim Kurulu, muhalefetin zafer elde ettiği İstanbul seçimlerini iptal etti: Nasıl yani, mümkün müydü ki böyle bir şey?" başlığı ile duyurmuşlardı.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Türkiye analisti Edward Parker ise Reuters'a yaptığı açıklamada, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesi kararının ekonomiyi yeniden dengeleme ve istikrara kavuşturma planında yaklaşık iki ay daha belirsizlik anlamına geldiğini açıklamıştı. Edward Parker, "Türkiye ekonomisi ve para birimindeki oynaklık dikkate alındığında mevcut zayıflıkların artmasıdurumunda kredi notunun düşürülebileceğini” hatırlatmıştı.

Gazeteci Ahmet Hakan, Tarafsız Bölge programına konuk ettiği CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu'na, Tevfik Göksu'nun yaptığı bir açıklama ile ilgili; "Bu iddialara neden yanıt vermediniz?" diye sorarak onu sıkıştırmaya çalışmış ve bu soru sonrası programda gergin anlar yaşanmıştı.

İşte Ekrem İmamoğlu ve Ahmet Hakan arasındaki o konuşma:

Ekrem İmamoğlu: Uydurma bir yerel gazete (ortaya bir şeyler atıyor, sonra), bana diyorlar ki "Niye cevap vermiyorsun?" Niye cevap vereceğim? Yunan’sa Yunan’dır, Rum’sa Rum’dur, bu ülkede Rum var mı? Var. Yunanlı var mı? Var. İşte ne biliyim Ermeni vatandaşımız var mı? Var. Herkes var. Benim de şecerem belli yani. İmamoğlu ailesini kime sorsan, Trabzon’da tanırlar. Şeceresinin nereden geldiğini, ben şimdi oturup da şeceremi mi anlatacağım? Kime? Aklı kıt bir Belediye Başkanına, “aklı kıt”, “cahil”, iftira atıyor ya. Kim derse ona “aklı kıt” derim, kim derse bakın.

Ahmet Hakan: Diyor ki, 'Bir Yunan medyasında bir haber çıkmış, Ekrem İmamoğlu İstanbul’u fetheden Yunanlı' diye, Ekrem İmamoğlu nereli? Trabzonlu, e niye cevap vermiyor bu habere? Ben Trabzonluyum kardeşim bana nasıl böyle bir şey dersin” diye niye söylemiyor?

Ekrem İmamoğlu: Trabzonluları lekeliyorsun, Ekrem İmamoğlu'nu lekeliyorsun. Buradan bir politika yaratmaya çalışıyorsun. Ahmet Bey savunmayın lütfen. Devam ederseniz başka bir konuya girersiniz. Diyorsunuz ki; Ben olsam söylemem. O kısmından bir ünlem işareti koyalım kapatalım.

Ahmet Hakan: İzlediğim şeyi anlatıyorum size, ben ne yapayım yani.

Bu soruyu sorması için özel olarak ayarlandığı sırıtan sunucu, Sn. Erdoğan ve diğer AKP kurmaylarıyla ilgili iddiaları niye gündeme taşımazdı?

Sözde koyu Erdoğan karşıtı Haydar Baş’ın BTP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Selim Kotil, "23 Haziran İBB Başkanlığı seçimlerinden çekildim" açıklaması yapmıştı.

“Yetkili organlarımızda alınan karar neticesinde, 23 Haziran İBB Başkanlığı seçimlerinden çekildim. Yapılacak olan seçimler hayırlı olsun!”

Selim Kotil, 31 Mart seçimlerinde 27 bin 238 oy almıştı. Acaba İmamoğlu lehine mi, Yoksa Binali Yıldırım lehine mi ayrılmıştı? Ve hangi pazarlıklar yapılmıştı?

Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz’a göre; İstanbul 23 Haziran’da yeniden seçime giderken, Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasındaki oy farkının az olması küçük partilerin önemini artırmıştı. Partiler, ayrıca sandığa gitmeyenleri de kazanmaya yönelik stratejiler kurgulamaktaydı. "Mevcut durumda Saadet hem kendi seçmenini AKP’ye kaptırmayacak hem de kendi tabanını korumuş olacaktı. Mağduriyet algısı sebebiyle CHP’ye oy verecek bazı seçmenler ise İmamoglu’na kayacaktı. Yani Saadet’in seçime katılması, muhalefet için avantaj" sözleriyle yorumlanmıştı.

"Seçime katılım oranı oldukça düşük olacaktı!"

Özkiraz; seçim sonuçlarını belirleyecek olan kitlenin, “AKP seçmenleri içerisinden muhalefete geçecek veya oy kullanmaya gitmeyecek olan seçmenler olacağı hesaplanmıştı. Diğer araştırmacıların aksine seçime katılım oranının oldukça düşük olacağını” belirten Özkiraz, “yeni protestocu seçmenin Cumhur İttifakı bileşenlerinden olacağını düşündüğünü” aktarmıştı.

Sandığa gitmeyen kesimleri ikna etme çabaları

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz