Aralık 07 11:44

Kürt Açılımı; ERDOĞAN’IN MI, ÖCALAN’IN MI PLANIDIR?

Kürt Açılımı; ERDOĞAN’IN MI, ÖCALAN’IN MI PLANIDIR?

Kürt Açılımı; ERDOĞAN’IN MI, ÖCALAN’IN MI PLANIDIR?

 *Abdullah Öcalan’ı, Türkiye mi ele geçirmişti, yoksa sinsi amaçlar ve koşullar altında ABD mi teslim etmişti?

* Öcalan’ın “derin devlet”le ilişkisi öteden beri tartışılagelmektedir. Asıl soru: Milli derinlerin mi, kirli ve hain derinlerin mi güdümündeydi?

* Kürt Açılımı, AKP’nin mi, PKK’nın mı projesidir? Öcalan mı Erdoğan’ın stratejik partneri, yoksa Erdoğan mı Öcalan’ın siyasi aletiydi?

* Hakan Fidan’lı MİT, eğer milli çizgide ve Öcalan üzerinden PKK’yı pasifize ve tasfiye sürecinde ise, ABD güdümlü Cemaat niye Hakan Fidan’ın ve dolayısıyla Erdoğan’ın aleyhine tertipler içindeydi?

* Ulusalcı Aydınlıkçılar, Öcalan’ın “devlete teslimiyet ve hizmetinden” mi, yoksa, O’nun Darwinist, komünist ve anarşist tavrını terk edip laik, demokratik Kemalist çizgiye gelmesinden mi endişeliydi?

*Acaba, AKP’sinden PKK’sına, İP’sinden Cemaatine, yani din sömürücülerinden devrim tacirlerine, bunların hepsi, Siyonist ve emperyalist Gizli Dünya Devleti’nin “sağcı, ulusalcı ve ılımlı İslamcı” figürleri, Türkiye’de milli inkılabın ve gerçek İslam’ın engelleri miydi?

Bu güne kadar ne Filistinlilere kan kusturan İsrail canilerine, ne Irak’ı cehenneme çeviren Amerikan Conilerine, ne de kendi ülkemizde Müslümanlara zulmeden kesimlere asla reva görmedikleri “Allah evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın, onlarda dirlik-düzen bırakmasın!” şeklindeki bedduaları, menfaat kumpasları biraz zarar görünce Recep Tayyib’e ve ekibine yönelten Amerikan dostu (Evliya üş-Şeytan) Fetullah Gülen’in Zaman Gazetesi, daha düne kadar “Büyük barışma, tarihi uzlaşma!” diye sahip çıktıkları “açılım” yüzünden şimdi “Öcalan: Devlet heyetiyle görüşmelerimiz olumlu geçiyor” diyerek, AKP’yi PKK ile görüşüyor bahanesiyle kötülemeye girişmişti. “Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yeğeni Dilek Öcalan, İmralı Adası’na yaptığı ziyaretin ayrıntılarını anlattı. Dilek Öcalan, Abdullah Öcalan’ın, kendisine, devlet heyeti ile yapılan son görüşmelerin iyi geçtiğini söylediğini aktardı.”[1] diyen Zaman’ın iki yüzlülüğü dikkat çekmekteydi.

Peki, 1999'da İmralı'da sorgulanırken devlete biat eden Öcalan, bugün AKP iktidarı üzerinden devlete adeta diz çöktürebilecek konuma nasıl gelmişti?

Evet; "taşeron"luk iddiasından 10 yıl sonra AKP'yi neredeyse taşeron haline getiren Öcalan değişti mi, dönüştü mü?.. PKK lideri, 13 yıl önce kendini mi oynuyordu, yoksa başka bir rolde miydi?..

"Devletin uzatacağı en ufak bir eli nasıl tutmak istediğimi bilemezsiniz. Hemen 'işbirlikçi' derler ama ben yaptım. Bütün Kürtleri Türkiye'nin hizmetine sokacağım. Ben eylemlere yüzde 90 karşıydım. En büyük hizmet tutkusu bendedir. Bir kişi el uzatsa da 'dur, gel şerefinle otur' deseydi ama olmadı. Şimdi diyorum bu imkân dilerim doğar ve gerçekten bu ülkeye hizmet nasıl yapılır onu göstereceğim. Devletin direkt olarak bir şey yapmasına gerek yoktur. Biz taşeronuz..." diyen Öcalan’ın bu açıklamalarından yola çıkarak bir dizi önemli soruyu yinelemekte yarar var; devlete bağlılığını bu kadar açık ve net biçimde anlatan Öcalan, örgütün "şiddeti dayatma politikası"nı sürdürmesiyle birlikte hem PKK hem de siyasal iktidar üzerindeki etkinliğini nasıl artırmaya başladı?..

Öcalan bir yerlerden düğmeye basılmışçasına, hizmetinde olduğunu söylediği devletle pazarlık noktasına nasıl taşındı? Yani Öcalan'ın yükseltilen etkinliği; AKP ile PKK'yı Kürtlerin ağzına bir parmak bal çalan "açılım" adlı masaya oturmaya nasıl zorlandı!.. Oysa Öcalan 16 Ekim 2010'da kendisini ziyaret eden avukatlarına şunları aktarmıştı:

"Devlete ve Kandil'e yazdığım mektupların cevabını da henüz alamadım... 31 Ekim'e kadar bekleyeceğiz, ondan sonra ben yokum, aradan çekileceğim ve artık süreci KCK götürecektir, KCK kendi kararını kendisi verir."

Aslında Öcalan'ın sıklıkla tekrarladığı bu sözleri, "benden sonra tufan" tehdidi anlamına da geliyordu... Çünkü Öcalan'ın topu KCK'ya, yani PKK'nın çatı örgütlenmesine atması, şiddeti çağırmaktan başka bir anlam da ifade etmediği için, AKP "açılım" sürecindeki tavizlerini artırmaya başladı... İşte bu sırada PKK lideri, karar mekanizması içinde, aniden en önemli güç haline getirilirken farklı alanlara da el atmaktan sakınmadı. Örneğin Öcalan; AKP, Hizbullah ve cemaatlerin etkin olmaya çalıştığı Güneydoğu'da, PKK'nın ancak muhafazakâr pastadan pay alarak başarıya ulaşacağını da düşünmüş olmalıydı ki harekete geçip, 16 Ekim 2013'te kendisini ziyaret eden BDP'liler aracılığıyla şu çağrıyı yaptı:;

"El Kaide, El Nusra gibi İslam'a ihanet içinde olan kesimlere karşı Diyarbakır'da Demokratik İslam Kongresi çağrısı yapıyorum..."

Ve son aşama... Bu aşamada, AKP ile pazarlığı kazanmış ve yol haritasını dayatmış bir Öcalan portresi karşımıza çıkmaktadır. 7 Aralık 2013'te İmralı'ya giden BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in getirdiği mesaj, Öcalan'ın "açılım" sürecinde, inisiyatifi tamamen ele geçirmeye başladığını da kanıtlamıştı:

"Büyük demokratik çözüm için üç ayak önemlidir: Bunların başında; yasal zemin ve hukuki çerçeve gelmektedir. İkinci olarak, tarafı olmayan bir müzakere düşünülmeyeceği için tarafların ve statülerinin bu yasal çerçeve içerisinde tanımlanması gerekir. Üçüncü olarak da bir izleme kurulunun ya da bir hakem heyetinin sürece dahil olması gerekir. Bu süreçte inisiyatif ve sorumluluk sahibi olmam dolayısıyla, barışın ve yeni demokratik cumhuriyetin inşası hakkındaki düşüncelerimi bütün Türkiye kamuoyuna anlatabilmem için basın ve diğer iletişim ve temas olanaklarının ivedilikle sağlanması gerekir."

O mektupta her şey var

Abdullah Öcalan'ın Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektubun varlığını ilk kez İsmet Berkan Hürriyet gazetesinde yazmıştı.(18 ve 22 Ocak 2013). Abdullah Öcalan İmralı'ya giden BDP heyetine Açılım sürecinin nasıl başladığını anlatırken Cemaate bağlı savcının 7 Şubat 2012 tarihinde MİT'e yönelttiği "darbeyi sezdiğini" aktarmıştı.

"Cezaevi Müdürüne 'MİT Müsteşarı Hakan Bey'i yalnız bırakmamak gerekir' dedim. Sözlü, yazılı iletişime geçtim. 5 ay önce tekrar kanal açıldı, diyalog başladı." (İmralı Tutanakları, Milliyet, 28 Şubat 2013) Öcalan'ın bu açıklamasından öğrendik ki, MİT görevlileri ile kendisi arasında bir "kanal" vardı ve o kanal 2012 yılı Eylül ayında "tekrar" açılmıştı. Öcalan, 1999 yılı Şubat ayında İmralı'ya getirilmesinden beri subaylarla ve MİT görevlileriyle görüştüğünü avukatlarına açıklamıştı. Bu anlatımlar, PKK'ya bağlı haber ajansları tarafından kamuoyuna duyurulmuş ve kitap olarak da yayımlanmıştı. Ancak, Öcalan'ın Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektup hiç söz konusu yapılmamıştı. Oysa PKK lideri, kendisinin hangi görevleri yerine getireceğini yazılı olarak sunmuş ve zaten kendisi de "araç" görevi yaptığını açıklamıştı.[2]

İşte yayımlanan Öcalan’ın mektubundan önemli alıntılar:

Kürtleri hizmetinize sokacağım!

Çünkü ben elimdeki gücü biliyorum. Bu, müthiş bir güçtür. Bu gücü İngiltere 200 yıldır ele geçirmek istiyor. ABD, İran, Rusya, hepsi bunun peşindedir. Tamam, benim biraz zararım oldu ama onun kat kat üzerinde kazandıracak imkânım var. Neden bunu görmeyeceksiniz ki?.. Ben büyük kazandıracağım. 20-30 milyon, çevre ülkelerdekiler, çeşitli azınlıklar ve Türkmenler de var, yani bütün Kürtleri, Türkiye’nin hizmetine sokacağım. Bu sayının içinde Azeriler de var. Bu kaldıraçlarla Türkiye’yi ayağa kaldırırız.

Suriye’deki Kürtleri kazanmak dev gibi olaydır!

Benim verdiğim savaşı siz bilemezsiniz. Suriye’de kuzeyde binlerce Kürt vardır. 300-400 tutuklu vardır, bunların kazanılması dev gibi iştir. Üzerlerindeki baskı müthiştir. Ben orada sırat köprüsünde gibiydim. Burada rahat uyuyorum. Orada bir gün bile rahat uyuyamadım. Bu durum İran için de geçerlidir. Kardeşim Osman’ı (Öcalan) “İsfahan’a götüreceğiz” dediler, şiddetle karşı çıktım. Bu, Yavuz Sultan Selim dönemine benziyor. O zamandaki beylikler savaşına benziyor. Ben o zamanki Türk tarafı gibiyim. Eğer Kürtlerin Osmanlı ile ittifakı olmasaydı imparatorluk oluşamazdı. Toroslar’ın öbür tarafı Yavuz’dan önce yoktu. Şimdi de aynısı yaşanıyor. Eğer biz Kürt olayını Türkiye’ye sağlam bağlayamazsak, Orta Asya yolu da kapanacaktır. Şu anda Ermeniler ile İran ittifak içindedir. Rusya da dev gibi geliyor. Bunu yaparsak Türkiye’ye karşı Ermeni-İran-Rusya ittifakının yolu kesilecektir. Çünkü biz yapmaz isek Kürt şeyini bunlar direkt kullanacaklardır. Ben tercihimi Türkiye’den yana yaparken büyük planladım.

Emrinize girip çalışacağız!

Şu anda her şey hazırdır. Şimdi en ideal duruma gelebiliriz. Bana benim buraya gelişim ile Batı, Rusya, İran panik durumuna girmiştir. Devletin direkt olarak bir şey yapmasına gerek yok, biz taşeronuz. Bunlarla yani, Kafkasya’dan Suriye’ye bütün güçle Türkiye’nin emrine gireceğiz, vereceğiz. Ve müthiş olacak, bunu küçümsemeyin. Bu, Türkiye’yi müthiş büyütecek. Büyüyen Türkiye’den de herkes kazanır. Buna neden kimse karşı çıksın ki...

Dünyadaki en büyük işleri taşeronlar yapmaktadır!

Şimdiye kadar nasıl onlar Türkiye’yi bu noktalarda zorladılarsa yüz yıldır, iki yüz yıldır bunu yaptılarsa, şimdi her şey tersine dönecek. Şimdi bir defa Türkiye buralarda bölgeyi kontrol altına alacak. O zaman göreceğiz ki, İngiltere bitti. ABD ikinci plana düşecek. Onun için diyorum, Türkiye’ye büyük kazandıracağız diye. Bakacaksınız, Suriye mahvoldu, İran öyle; ben tanıyorum, oralardaki durumları çok iyi biliyorum. Bunu planlamamız lazım. Ben fazla bir şey istemiyorum. Sınırlı çalışma araçları istiyorum. Bu, direkt devletin yapacağından çok daha kolay ve önemlidir. Çünkü bazı şeyleri direkt devlet olarak yapmak olmaz. Ve zordur. Biliyorsunuz, ABD dev dünya gücüdür ama o bile taşeron kullanır. Dünyada en büyük işleri bunlar yapar. ABD ve İngiltere dünya çapında yapar. Bu gerçekçidir de. Hayali mayali bir şeyden bahsetmiyorum. Hazırdır bu güç. Bunların hazırlanması destansı bir savaş ister.

Kritik şeyler boyumu çok aşmıştır!

Amacı aşan şeyler çok olmuştur. 84 de öyledir. (İlk eylemleri kastediyor.) Devletin uzatacağı en ufak bir eli nasıl tutmak istediğimi bilemezsiniz. Türkiye ölçülerine göre hiçbir devrimci bunu yapamaz. Hemen “işbirlikçi” derler, “Uzlaşıp teslim oldu” derler. Ama ben yaptım. Yani ben dünyanın en şey devletleriyle her şeyi arayacağım, Türkiye’yle aramayacağım; bu olur mu! Kritik şeyler boyumu çok aştı. Ama tüm eylemler de benim adıma yapıldı. Ama ben bu değilim diyorum.

Bu devlete iğne ucu kadar hizmetim olursa şeref sayarım!

Ben Türkiye ile olmaya karar verdikten sonra bu, bütün komşulara da kazandıracaktır. Türkiye ile kazanmak, aslında insanlıkla beraber kazanmaktır. İğne ucu kadar hizmetim olursa ne mutlu bana. Bu, Türkiye’ye bir Türkiye daha katacaktır. Bu sözü şimdi burada veriyorum. Sözümün kanıtlanması adım adım olacaktır.

Hizmetimin karşılığında rütbe istemiyorum!

Gönlünüzün dilediği gibi, çıkarların elverdiği gibi olmadı ise o zaman sorumluluğu ben kabul ediyorum. Başarısız olursam her şeyi kabul ediyorum. Burada öyle basit kendini kurtarma hesapları için yapmıyorum. Bu, bir ülkü ve kimsenin yapamadığı kadar yapacağım diyorum. Göreceksiniz, hiçbir şey istemiyorum. Rütbe, şu bu istemiyorum, sadece çalışma imkânı istiyorum. En etkili, dışarıda “Bravo Türkiye” tabirini ispatlamadıysam her şeye varım. Tüm komşuları “Türkiye örnek ülkedir” noktasına getirmediysem; Türkiye’nin hem saygısını hem korkusunu geliştirmezsem ve istenildiği zaman tekrar söylüyorum, orayı büyük bir ekonomik kazanca dönüştürmezsem; cıvıl cıvıl insanların kaynaştığı, emek üretkenliği içinde koştuğu, bırakın silah, sürekli türkülerin söylendiği bir alan getirmezsem yine ben sorumluyum. Bütün Türkiye içinde en büyük bayramı bu temelde sağlamadıkça yine ben sorumluyum.

‘Devletin bir eriyim’

Kürt olayında beş on ülkeye tonlarca istihbarat para vs. ile dev şeylerin yapamadığını, tek başıma ve kuruş masraf ettirmeden ben yürüteceğim.

'Gel şunu yap' deyin, bu benim için emirdir!

Birçok solcu güya özgürlük, birçok sağcı güya devleti kurtarmak adına devleti en zor konuma düşürmediler mi? Ben bunları geç de olsa gördüm. Ben basit bir çıkarcılık peşinde değilim. Ama size baktım; "Kendi devleti için böyle çalışan, kendi devletinin amacına bu kadar bağlanmış bir insan bende ancak hayranlık uyandırır" dedim. Çünkü doğrusunu söylüyor, doğrusunu düşünüyor; bu durumunuz bende saygı uyandırıyor. "Gel" diyorsunuz "şurada şunu yap"; bu benim için emir diyorum, yapmam gereken budur, diyorum.

Yeter ki, Devlet bana hizmet imkânı versin!

Burada ben oyun oynamıyorum. Eğer devlet bana hizmet imkânı verirse, çok açık söylüyorum inanılmaz gelişmeler ortaya çıkacak. Yani doğudaki halkın Cumhuriyetin taze bir kanı haline getirilmesine çalışacağım. Beğenmediyseniz, beğenmezseniz bunu ne yaparsanız yapın diyorum. Bu durum üzerine iş gerçek bir görev yapmaktır. Hukuki durum ne kadar ağır olursa olsun ben hizmet edeceğim. Benim arzum budur. On yedi yıldır iki kelime öğrenmedim, hep bu göreve hazırlıklı olmak için. (Suriye'de yaşadığı yıllarda Arapça öğrenmemesini kastediyor.) Böyle bir çalışma imkânından kopmamak için böyle yaptım diyorum. Mesele, bir işi güzel sonuçlandırmak değil midir! Buna yardımcı olun diyorum.

Devletin akıllı bir eri gibi davranacağım!

Şimdi bu noktada ben tekrar rica ediyorum, ben devletin bir eri gibi, oldukça akıllı bir eri gibi çalışacağım. Bu düşmanlık en fazla bana ve devlete yapılmıştır. Ben neden devletin bir eri olmayacağım! Böyle olmaması akıl kârı mıdır? Her şey çok açık ortadadır. Oyun her yerde oynanmıştır, Avrupa'da oynanmıştır, Yunanistan da başı çekmiştir. Neden; çünkü "Sen bizim işimiz için kullanılacağın kadar kullanıldın, artık Türkiye ile anlaşmaya başladın, anlaşıyorsun; biz seni mahvedeceğiz" diyorlar. Buraya gelmeden önce de durum böyle idi, dünyanın her yerinde böyle idi. "Sen artık bizim için tehlikelisin" diyorlardı. Neden "çünkü Türkiye ile anlaşmaya çalışıyorsun". Şimdi işin özünün bu olduğu bence net. Tonlarca örgüt var, içimizde kişiler var; ben onların önünde engelim. Çünkü onlar yaşamak ve güçlenmek istiyorlar. Birçok şeye el koymak istiyorlar. Ben zaten devletin yanındayım artık, ben zaten devletin bir eriyim. Bu devletin zaten iyiliği için çalışacağım.

Bana 6 ay verin örgütü halledeyim!

Ben büyük çalışırım. Korkunç büyük çalışırım. Bütün örgüt tektir. Merkez Konseyi, silahlı olanlar da dahil, bakın bir altı ay verin, ben hallederim. Gerçi onlar biraz ütopiktirler ama hallederim. Ondan sonra beni ne yaparsanız yapın, yani öyle fazla bir ödül mödül istemiyorum ama güzel bir şey yapmak istiyorum. Gerçek kişiliğimi bu yönde ortaya koymak istiyorum.

Devletin adamı olmak çok büyük olaydır!

Devlet adına çalışmamın nasıl büyük sergileneceğini hep beraber göreceğiz. Yani bir isyanı bu kadar geliştirebilen birisi devletle oldu mu onu da ne kadar geliştirebileceğini bilir. Devleti doğru tanımak çok büyük bir olaydır. Devletin adamı olmak da çok büyük bir olaydır. Çok iyi biliyorsunuz ki Türkiye'de devleti çok az insan tanır. Türkiye devletini çok az insan tanıyor. Şahsınıza şunun için de saygı duyuyorum, yani insan bir devlet ciddiyetini görüyor. Rafine yani süzülmüş devlet çok önemlidir ama biliyorsunuz sol isyancılık, sağ isyancılık her şeyi mahvetti. Cehalet tabii, şimdi bunu kesinlikle aşmalıyız.

Mimar gibi bağlayacağım çok güzel sonuçlar alacağım!

Yani şimdi biz devletle büyüyen insanlarız. Büyük bir arzu içindeyim. Şu anda milyonlarca insanı bağlayabilirim bu devlete. Mimar gibi bağlayacağım, çok güzel bağlayacağım, zaten çirkin işi sevmem diyorum. Şimdi hizmet isteğim o kadar büyük ki, parlamentoya yaptırılamayacak işleri yaptırabilirim. Hem de iki üç katını yapabilirim. Para harcatmadan yaptırabilirim. Ve Kürt olayında beş on ülkeye tonlarca istihbarat, para vs. ile dev şeylerin yapamadığını, tek başıma ve kuruş masraf ettirmeden ben yürüteceğim. Emin olun, bunları yaşayacağız. Bunlar az önemli değildir.

Çevre ülkelerdeki Kürt denilen şeyleri de çekeceğiz!

Devletle o çizgide bütünleşmek benim için gurur vericidir. Açık söyleyeyim, demokratik temelde çok sağlam bir ayak oluşuyor. Tekrar söyleyeyim, tüm çevre ülkelerdeki Kürt denilen şeyleri de çekeceğiz. Bunu bildikleri için çok dikkatli olmalıyız. Yarın çok kısa bir süre sonra tekrar başlayacak. Bu Suriye ayağı üzerinde İsrail seçimlerinden sonra önemli gelişmeler ortaya çıkacak. Var gücüyle Kürt kartını oynayacaklar.

En büyük hizmeti yapacağım!

Bu devlete halen en büyük hizmeti yapabileceğim inancı bende çok güçlüdür. Bu kadar insanı derinden devlet gücü haline getirmek dev gibi bir olaydır. İmparatorluk ayarında bir güç yaratacağım. Bu, benim gibi bin tanesinden daha değerlidir. Buna iyi çalışmak gerekiyor, neden işte aydınlarımıza bakın, hepsi de devletin temeline köküne vurmuyor mu?

Cemil Bayık, Duran Kalkan korkunç adamlar!

Ben ortalıkta olmasam işte onun için söylüyorum; benim ismimi kullanacaklar, biz Apo'nun kardeşiyiz veya ikinci, üçüncü adamız falan diyecekler. Cuma (Cemil Bayık) bana göre yani fazla politik değil, parmaklarında oynatırlar, farkında bile olmaz!

Nerede ise ayağımı kaydırıyorlardı!

Ben Suriye'de iken biliniz ki 85'ten beri benden kurtulmaya çalışıyorlardı. Ben Suriye'de benden sonra oynayabilecekleri tek bir adam bırakmamaya dikkat ettim. Hatta Kesire'nin Aleviliğinden bilmem Dursun Karataş filan hep oynadılar. Onlar dediler ki işte biz Aleviyiz solcuyuz, Apo Sünnidir, işte o zaman Cemil Esat ile dirsek temasına girdim; çünkü nerede ise ayağımı kaydırıyorlardı. İşte o zaman tedbirimi aldım. Mesela bu Mehmet Şener vardı. Geldi, Kamışlı'da bunu askeri lojmanlara aldılar hemen, bana ise son günüme kadar tek bir şey yapmadılar, Suriye alternatif bulamadığı için bana mecbur kaldı.

Alternatiflerin hepsini tasfiye ettim!

Daha doğrusu ben alternatiflerin hepsini etkisizleştirdiğim için böyle oldu. Ama çok intikamcılardır. Halen sorgusuz sualsiz birçok kişi içeridedir. İşte Mehmet Şener'i benim yerime koyacaklardı, beni öldüreceklerdi. Benim Suriye'de ayakta kalmam işin küçük bir kısmıdır. Avrupa'da veya Rusya'da aldığım tedbirler de böyledir. Ferhat (Osman Öcalan) konusunda İran gerçekten 90'lardan beri onu kullanmak istiyor. Yani çok büyük bir kardeş savaşı yürütüldü, bunu belki küçük veya komik bulabilirsiniz ama önemli bir anlamı var. Osmanlı İran savaşlarındaki gibi düşünün, ona benzer bir durum yaşanıyor aslında. Ama halen kontrolün ezici bir çoğunluğu bendedir.

'Kürt kimliğine gerek yok'!

Ben öyle halis muhlis Kürt değilim. Türk'ten daha iyi Türk hissederim. Hiçbir milliyetçi Türk kendini benden daha iyi Türk saymasın. Benim tüm yaşamım, her şeyim Türkçedir. Pratik olarak en iyi bir Türküm.

Kürtler için anayasal hakları istemek anlamsızdır!

Bu kilit kavramlardan bir tanesidir. Yani bir soy devleti değil, ırk devleti değil, yurttaşlık, vatandaşlık devleti. Bu kilit anlamda bir faktördür. Bir de asli kurucu faktörü önemlidir. Ben şimdi düşünüyorum son günlerde "neden siyasal haklar istemenin anlamı yoktur". Çünkü siyasal haklar zaten Anayasa'da güvence altına alınmıştır. Bu haklar kullanılmıyorsa suç rejimde değildir, partilerin yapısındadır, liderliklerdedir. Yani şunu söylüyorum, Kürtler için anayasal hakları istemenin ne anlamı vardır. İstenecek hak zaten siyasaldır ve zaten vardır.

Kürtler Türkiye'de azınlık değildir!

Zaten vatandaşlık hakkı var. Kürtler, Türkiye'de bir azınlık değil ki, mesela Suriye'de parti kuramaz, hatta oy kullanamaz, vatandaş bile değildir. Diğer yerlerde de benzer durumlar vardır. Ama burada (Türkiye'de) sonuna kadar vatandaştır ve vatandaşlık ve siyasal hakkını kullanabilir. Başlangıçta asli öğe kabul ettiği için bu ayrım hiç düşünülmemiş. "Sen Kürtsün, bunun dışındasın" denilmemiş. Her şey aynı zamanda senin içindir de denilmiş. Bu bana göre kimsenin üzerinde durmadığı bir husus. Türkiye Cumhuriyetinin anayasası ki 24'lerde bile belirlenirken bu böyledir, Kürtlerin aleyhinde hiçbir şey yoktur. Her şey olduğu gibidir, yani müşterek düşünülmüştür.

Anayasa'da her şey var, bunlar bize yeterli!

Yani Kürt kimliğine gerek yok, zaten orada her şey var. Anayasa'da var, peki ne arıyoruz biz. Anayasada örgütlenme var ama siyasal faaliyet çerçevesinde. İsyan yaparak değil. Bana göre buradaki cehalet ve bunun kötüye kullanılması kadar Türkiye'nin ciddi bir sorunu olamaz. Ben yöntemi istediğim gibi uygulayamadım, tutturamadım. Anlayış bulamadım diyelim. Ben muhatap aradım olmadı. Genel olarak ruh halimi anlatıyorum. Sonuç olarak diyorum ki anayasal vatandaşlık önemli bir kavramdır. Ben şimdi bunun anlam ve derinliğini kavramış durumdayım. Anayasal vatandaşlığa dayalı bir devlet, bir soy devleti değil, vatandaşlık devletidir. Her milliyetten, her kimlikten insanlar bu vatandaşlık hakkını kullanarak yükselebiliyorlar, bu çok önemlidir.

Kürtçeye engel yok!

Bir kısmı şeyimizi istismar ediyorlar. Derler ki, dilimiz yasak, kültürümüz yasak. Aslında yasak değil. Şu anda kurulan Mezopotamya Kültür Derneği yeterlidir bana göre. Yani onun özgürlüğü kırk yerde vardır. Türkiye'de zaten demokrasi var, isteyen istediği partiyi kuruyor, sosyalist parti var, özgürlük partisi filan kurulabiliyor. Bir engel var mı, yok. Kürtçe konusu işte Mezopotamya Derneği var, istediğin gibi oyna, şunu yap bunu yap. Enstitü kurulmuş. Engel var mı, yok. İşte bu eşittir demokrasi, bitti. Şimdi devlet bunları zaten sağlamış diyorum. Amaçlar gerçekleşmiş.

Ben kendimi Türk'ten daha iyi Türk hissederim!

Ben, öyle halis muhlis Kürt değilim. Türk'ten daha iyi Türk hissederim. Hiçbir milliyetçi Türk kendini benden daha iyi Türk saymasın. Benim tüm yaşamım, her şeyim Türkçedir. Pratik olarak en iyi bir Türküm. Ben Türk'ün bir parçasıyım ama Kürtlerle de ilgileniyorum. Çok az Kürtçe biliyorum. Ancak her şeyim Türkçe. Düşünce yapım Türkçedir. Ben Türk düşmanlığını hiç kabul edemem.

Türk ulusu ağacın kökü, Kürtler dalıdır!

Türk Ulusu ağacın asıl köküdür. Kürtler büyük bir dalıdır. Çerkezler küçük bir dalıdır. Biz, bilim dışı bir şey söylemiyoruz. Tarih de bunu doğruluyor. Ben buna inanılmaz katkılar yapacağıma inanıyorum. Çürümüş dalı temizleyip düzgün bir aşı ile bu dalı tekrar filizlendireceğiz. Bu kesinlikle Cumhuriyetin tamamlanmasıdır. Cumhuriyet halkın idaresi değil midir? Ağalar, şeyhler, tarikatlar demek değildir. Halen Refah’ın şeyi orada tarikat değil midir? Bir sürü dinci şey vardır. Elli altmış yıldır bu vardır. İsyanların kaynağı bu ilişkiler yumağı değil miydi? Demokratik Cumhuriyetin en temel ayağı olacağız.

Türkmenlerin Kürtleşmesi!

Türkmen boyları Anadolu'ya geldiklerinde, Kürt aşiretleri ile tanışmışlardı. Bir kısmı Kürtleşmiştir. Benim aşiretim Bazuki de aslında Türkmen boylarına kadar gidiyor. Yani Türkmen'dir. Örneğin Karakeçililer de Türk'tür. Ziya Gökalp de böyle söylemiştir. Sonradan gelen Türkmenler Kürtleşmiştir. Yani Kürt-Türk karışımı ileri derecededir.

Sonuna kadar Türkçülük!

Bütün Türkiye ile demokratik birliktelik demek, Cumhuriyet demektir. Bu sonuna kadar Türkçülükle bağlantılıdır. Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ile Misak-ı Milli ile bağlantılıdır. 20'lerde Kürtler, ulusal kurtuluş savaşına bir kardeş olarak katılmışlardır. Sonrasında Kürtler üzerinde iyice gelişen feodalite hem Kürtleri perişan etti hem Türkiye'ye büyük zarar verdi. Türkiye'de demokrasinin bu kadar sancılı olmasının sebebi hep doğu ve güneydoğudaki problemdir. Bu feodal, aşiretçi ve dinci şey kırılırsa o zaman inanılmaz gelişme olacaktır. Cumhuriyette özgür yurttaş, özgür toplum olacaktır.

Arabistan'dan Afganistan'a kadar etkili olacak Türkçe merkezli nüfuz alanı oluşturalım!

Mükemmel Türkçe merkezli, yani bir kısmı Arapça bir kısmı Kürtçe bilen ana ekseni hepsinin Türkçe konuştuğu bir nüfus. Bu Türkiye'nin en büyük zenginliği olacaktır. Bununla İran'a, Arabistan'a, Türkmenistan'a ve hatta Afganistan'a kadar etkili olabiliriz.

Kürt meselesinin çözümü mevcut Anayasa'da vardır!

Dolayısı ile bizim Kürt meselesinde aslında atacağımız adımlar, geliştireceğimiz çözümler Anayasa'da mevcut olan şeylerin bilince çıkarılmasıdır. Sadece şimdiki anayasa değil, 1921 ve 1924 anayasalarını da. Bunları bilince çıkarmamızdır. Elbette bir ayrılık filan yok ama bunu bilince çıkaralım. Sen asli vatandaşsın hakkını kullan değil mi? Neden böyle olmuş, işte feodalite öyle bir çürüme yaratmış ki gerçekten halka nefes aldırmamış. Bu işin püf noktalarından birisi budur.

Ayrı devlet yaşamaz!

Neden ayrılma gereği doğsun ki, ekonomik olarak hiçbir gereği yok. Dikkat edelim tam tersine dağlarda ekonomi falan kurulamaz, iki sosyal zenginlik desem zaten iç içe geçmişiz. İnanılmaz düzeydedir. Hiç kimse bu sosyal dokuları parçalayamaz. Parçalasa bir gövdenin kolunu koparmış gibi olur. Veya bir bacağın kopmasıdır ve bu gerçekten çok anlamsızdır. Koparsa siyasal olarak daha geri bir duruma düşeriz. Hatta küçük bir devlet bile kurmak istendiğinde hiç kimse kabul etmez. Velev ki kurduk dağın başında bu devletin hiçbir şekilde gelişme şansı yoktur.

Biz sizin 'kullanacağınız güç oluruz'!

Şimdi Cumhuriyetin en sağlam dayanağı ayaklardan biri olacağız. Bu ayaklar üzerinde Ortadoğu'yu titretebilecek bir konuma dönüşecektir. Lider ülke Türkiye olmalıdır.

İradem elimden alınmadı, isteğimle yapıyorum!

Ben burada neden bu kadar kıyamet koparıyorum, anlamanız lazım. Batı budur. Yıllarca Türkler üzerinde her türlü oyunu oynamıştır. Kıpçakları, Peçenekleri birbirine kırdırmıştır. Karakoyun Akkoyunlu'lara da aynısını yapmıştır. Batı durmuyor. Batı daha o zamandan durmuyor elçilerini gönderiyorlar. Birbirlerine kırdırıyorlar. Dolayısı ile Kürt olayı üzerinde çok kapsamlı duruyorlar. Attıkları adımlar da küçümsenemez. Kesinlikle çelikten güçlü bir Türkiye kuralım. Bunda en ufak bir şüpheniz olmasın. Bazıları benim için iradesi elinden alınmış diye işliyorlar, kesinlikle öyle değildir, bu benim istediğim bir yaşamdır.

PKK'yı Türkiye sevgisiyle donatalım!

Bütün oyunlara rağmen sonuç alıcı şeyler olacak. Türkiye'nin bu sürecinde ben olumlu rol oynayacağım. Sonuna kadar gerçek emek verenlerin, gerçek yurtseverlerin Türkiye'si ile yürüyeceğim. Açık söylüyorum ben Türkiye'ye zarar verenlerin aleti olmayacağım. Bakın PKK da büyümüştür. Bunların hepsini Türkiye sevgisi ile donatalım diyorum. Ben, Türkiye ile birlikte çalışmayı, Avrupa ile iş yapmaktan çok daha önemli bulurum. Bu ustalıkla olmak zorunda, bazılarını birden bire karşıma alsam olmaz çünkü bunlar güçlü. Bu kullanmak isteyenler, yani bu adamlar tehlikelidirler, dengesizdirler. Kürtçülüğün bu durumuna Mustafa Kemal de karşı çıkmıştır. Beni onlarla aynı kefeye koymamanız lazım. Ben hep sırat köprüsünde politika yaptım. Bunlar beni neden harcamak istediler, bana küçük bir yer mi bulamadılar. Mesele o değil mesele benden kurtulmak içindi. Çok önceden beri benden kurtulmak istiyorlardı.

Bizi hep Türkiye'ye karşı kullandılar!

Şu anda hazırlığımız tam şu anda bana göre diğerleri panik şeyine girdi. Hiç çekinmemelidir. Devlet olarak alet ol demiyorum. Oranın kitlesi hazırdır. Bütün alt yapısı hazırdır. İran'da ve Kafkasya'da da hazırdır. Onlar Türkiye'yi nasıl zorladılar biliyorsunuz. Şimdi bunlarla Türkiye dünyayı zorlar. Bu bir müjdedir. Büyüyen Türkiye'den herkes kazanır. Bizi hep Türkiye'ye karşı kullandılar. Biliyorsunuz en sonunda işte mecliste böyle bir cüretkârlığı yapabildiler. (Merve Kavakçı olayını anlatıyor) Refah ve İran'ın durumu budur dikkat etmek lazım.

Gelin, ABD'yi yedeğe düşürelim!

Türkiye'ye dayalı büyüklük derken bu eşittir imparatorluk değerinde bir şey diyorum. Bu çok önemlidir, mesela İsrail Ortadoğu'da şey olmak için büyük gayret içindedir diyorum. Çünkü o da büyük ve stratejik düşünüyor. İngiltere, Rusya şu bu fazla şey etmeden diyorum, ABD tüm gücü ile gelmek hâkim olmak istiyor ama ABD'yi biz yedeğe düşürelim.

Bütün Kürtleri Türkiye ile bütünleştireceğim!

İleride çok daha net bir formül söyleyeceğim. Bu savunma bütün kalınlıklarına rağmen, bir çözüm platformuna dönüşecektir. Mutlaka olacak. Yalnız PKK'yı değil, bütün Kürt kitlelerini genelde Türkiye ile bütünleşmeye çağıracağım. Bunun için onların beynini yavaş yavaş getirmem lazım. İşte bu harika bir yaklaşımdır.

Misakı Millici olmak aktüel bir konudur!

Misakı Millici olmak aslında aktüel bir konudur. Hem Irak'taki parça meselesi var. Sevr'in aşılması olayıdır. Sevrciler de gerçekten vardır. Onları da kesinlikle küçümsememek gerekir. Mesele sadece silah değil biliyorsunuz, ideolojik ve politik hazırlık çok önemlidir. Bizi yani beni kullanmak istiyorlar.

Vahim bir duruma geldiğim çok açık

Yani Anayasa temelinde bu gücü oturtacağız. Cumhuriyetin en sağlam bir gücü olacak. Ben, bunu kendi ellerimle yapacağım. Yani bu Cumhuriyete en bağlı doğu insanı olacak. Yüz yıl, iki yüz yıl kopmayacak insanı yaratacağım. Tekrar söylüyorum, Türkiye kazanacak, mahcup olmayacağız. Ben ne yapayım işte kavga olur. Okuyorum tarihte de hep olmuş Selçuklularda, Oğuzlarda sel gibi kan akmış. Korkunç vurmuşlar birbirlerini. Ama sonra birlikte devlet kurmuşlar. Benim hedefim aslında hep güzel bir Türkiye idi, ama ufak hatalarım oldu, sonunda çok vahim bir duruma geldiğim çok açık. Bundan dolayı en büyük acıyı ben çekiyorum. Yani aslında bu topraklara benim kadar sarılacak adam yoktur. Şimdi bu şans toprağa girerse yazık olmaz mı?

Halk Barzani-Talabani'den nefret ediyor, beni destekleyin!

Bu Misakı Millici bir yaklaşımdır. Orada bana göre pek Arap ve İran etkinliği yoktur. Yani Türkmen ve Kürttür. Yani bu Barzani Talabani konusunda halk bunlardan gerçekten nefret ediyor. Halkın bizimkilere olağanüstü ilgisi olduğunu biliyorum. Ufak bir destek olsa bunları dışlama, bunları bırakma olur. Kısa bir süre sonra buradaki kitlenin dört dörtlük tutulmasıdır. Bunlar çok tarihidir ve bana göre de gizli kalmalıdır. Orada ufak bir yönlendirme ilişkisi olabilir. Bu Barzanileri, Talabani'leri güçlendirmeye hiç gerek yok. Yavaş yavaş gereksiz adamları zayıflatalım.

‘Hatalıyım, itiraf ediyorum’!

Arkadaşlara söyleyeceğim olduğu gibi Türkiye ile birlikte yürüyün diyeceğim. Şehit yakınlarına size karşı büyük üzüntü içindeyim, size karşı kendimi ezik hissediyorum, kendimi doğru iş yaparak kanıtlamak istiyorum diyeceğim

Zordayım, bana elinizi uzatın!

O doksan üçten sonra değerlendirmelerime bakılırsa hep “aman ben zordayım, bana elinizi uzatın” diyorum. Bu çok açıktır, bu hatasını itiraftır. Bir yanlışı itiraftır. Benim derdim af falan değildir. Benim derdim bu büyük oyunu şahsım üzerinden oynatmamaktır. Zaten bir yerimden kendimi bunlara kaptırmışım ama artık oynatmayayım. Yani fazilet hatada ısrar etmemektir. Benim aslında bakarsanız aman ben zordayım bana elinizi uzatın dediğimi görürsünüz.

Bütün Kürtlere: ‘Türkiye ile yürüyün’ diyeceğim!

Mesele benim idamdan kurtulup kurtulmamam değil, mesele gerçekten tarih elden gidecek, bir tarih yazacağız, gerçekten Ulusal Kurtuluş savaşı düzeyinde olacak, şimdi Ulusal Kurtuluş sürecine yakın koşullardayız. Tehlike ve olanaklar itibarı ile diyorum. O koşullarda boğuşuyoruz, kazanmamız için yurtseverliğimizi göstermenin zamanıdır. Arkadaşlara söyleyeceğim olduğu gibi Türkiye ile birlikte yürüyün diyeceğim. İddiaların, eylemlerin çoğunu kabul ediyorum.

Ben PKK liderliğine başkaları tarafından getirildim!

Ben bazı şeyleri geldim Ankara’da önümde buldum diyorum. Geldim devleti tanımıyorum, Kürdü tanımıyorum. İsterseniz bir gün televizyona çıkalım, eğer bütün Türkiye ayakta alkışlamaz ise ne derseniz deyin. Bu Cumhuriyeti yeniden nasıl yapılandıracağız. Dev gibi bir Kürt sorunundan en başarılı bir şekilde çıkabilmek küçük bir şey midir? Şehit yakınlarına size karşı büyük üzüntü içindeyim, size karşı kendimi ezik hissediyorum size karşı kendimi doğru iş yaparak kanıtlamak istiyorum diyeceğim.

Genelkurmay’ın çerçevesi bizim için yeterlidir!

İstediğim fazla bir şey değil, yasal çerçeve genişletilirse, yani dikkat ediniz ben burada bir şey istemiyorum, bir siyasi taviz istemiyorum, ben yetki, rütbe bilmem ne istemiyorum. Ekonomik çıkar istemiyorum. Genelkurmay Başkanı söyledi bir çerçeve var, başka bir şey istemiyoruz. O çerçeve bizim için yeterlidir.

Yapacaklarımız Kemalizm’e aykırı değildir!

Atatürk’ün 20’lerde çok güzel düşünceleri var. O çok iyi biliyor ki, isyanlar gelişirse dış müdahale de kesin gelişecek. O zaman Cumhuriyet diye bir şey kalmaz. Ayrıca İç Anadolu’da 10’a yakın isyan var. Bunların hiçbirisi milliyet isyanı değildi. Bu isyanlar bastırılırken özel olarak “Kürdün ezilmesi” diye bir şey yok. Bizim yapacağımız işler Türkiye’nin bölgede büyük sıçrama imkânına kavuşması anlamındadır. Yapacaklarımız Kemalizm’e aykırı değildir.

Atatürk olsa bizi desteklerdi!

Atatürk şu anda olsa bizi desteklerdi. Yapacaklarımız ve bu söylediklerimiz bana göre, Kemalizm’in en çağdaş yorumudur. Ben iliklerime kadar demokratik cumhuriyet kokuyorum. Hatam, yanlışlarım ne olursa olsun bu böyledir. Biz emek vermişiz. Bizim dede Fransızlara karşı at sırtında savaşmıştır. O meşhur Karayılan, bizim Urfa sınırında, Fırat’ın öbür yanındadır. Mustafa Kemal Atatürk o dönemde “Kürt mutlaka bizim sınırlarımız içinde kalmalıdır” demiştir. Mesela Malazgirt’te Alparslan’a Silvan’daki Kürt aşiretleri yardım etmiştir. Yavuz Sultan Selim ve Atatürk’ün mücadelesinde de öyledir. Şimdi benim yapacağım hizmet ile bu dördüncü olacaktır.

Gerçek Atatürkçülük benimkidir!

Cumhuriyetleşmemiz aslında büyük güç verecektir Türkiye’ye. Benim hatalarım var. Uzun süreli eylemler ve çatışmalar, en fazla beni mahvetmiştir. Ama şimdi Cumhuriyetleşme imkânı var. Biz kimsenin yapamayacağını yapacağız. Ağalığı, şeyhliği yıkan Cumhuriyetçiliği başka nasıl yapabiliriz. Atatürk milliyetçiliği bu değil mi. Sonuna kadar en gerçek Atatürkçülük budur. Cumhuriyetleşmek aslında Türkiye’ye büyük güç verecektir.

Laik Cumhuriyet en büyük aydınlık!

Biz ilk başta Cumhuriyeti, devleti tanıyabilecek durumda değildik. Şimdi bile birçok siyasetçi ve liderin ne kadar cumhuriyetçi oldukları veya cumhuriyeti ne kadar tanıdıkları tartışmalıdır. Laik Cumhuriyeti net olarak kim tanıyor. Sanmıyorum ki benim kadar derinliğine anlasınlar. Laik Cumhuriyet benim için en büyük aydınlıktır, özgürlüktür. Buna zaten karşı çıkamam. Bu benim Cumhuriyetim.

Kürtlere Atatürk’ü yeniden tanıtmalıyız!

Dünya çapında ilk kez ulusal kurtuluş mücadelesi verilerek bir Cumhuriyet kurulmuştur. Atatürk’ün tek endişesi bu eserini korumak istemesi idi. Biliyorsunuz o dönem Almanya’da bile Cumhuriyet kurulamamıştı. İtalya’da yoktu. Ama Osmanlı artığı bir devlet yapısından bir Cumhuriyet çıkarmak çok önemlidir. Bana göre Kürtlere Atatürk’ü yeniden tanıtmamız gerekiyor. Kurtarıcı diyoruz ama Kürtlere dincisi, tarikatçısı, Kürtçüsü hepsi düşman olarak belletmiştir.”[3]

Yeni Şafak Yazarı ve koyu Erdoğan yandaşı Abdulkadir Selvi’nin yazdıkları doğruysa Abdullah Öcalan’a göre; Cemaatteki paralel devletin asıl amacı, çözüm sürecini başarısız kılmak ve sonunda Başbakan’ı yargılamakmış!?. Oysa çözüm süreci, Kandil’in de arzu ettiği şekilde başarıya ulaşır ve Kuzey Irak (Kürdistan) petrolleri Türkiye üzerinden Akdeniz’e taşınırsa, kimse önümüzde duramazmış!?

Yahu, madem çözüm planlarını Öcalan hazırlıyor, Erdoğan uyguluyordu!.. Paralel yapılardan ve dış odakların tuzaklarından hangi politikalarla kurtulacağımızı Öcalan öneriyor, Erdoğan önemsiyordu! Öyle ise işler daha rahat yürüsün diye getirip Öcalan’ı başbakan yapın da, bir an evvel huzura kavuşalım!

Öcalan'ın ilk MİT bağı

Gazeteci Avni Özgürel, Bekaa'da görüştüğü sırada Öcalan'a, kendisini 1966-1967 yıllarında Fikir Ajansı'ndan anımsadığını aktarır. Öcalan'ın yanıtı çarpıcıdır: "Doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım." Refik Korkut'un yönetimindeki Fikir Ajansı, aslında MİT'in bir yan kuruluşu sayılmaktadır. Abdullah Öcalan'ın 24 Mayıs 1978'de evlendiği Kesire Yıldırım MİT'le bağlantılıdır. Öcalan ve Kesire Yıldırım'ı evlendikten üç ay sonra Ankara'dan Diyarbakır'a götüren isim olan Pilot Necati Ordu’dan ayrılmadır. Öcalan yıllar sonra bu ilişkileri, "MİT'i kullandım" diyerek açıklamaya çalışmıştır. Ancak Öcalan'ın MİT'i değil, MİT'in Öcalan'ı kullandığı ortadadır. Nitekim Öcalan artık "konumuna araçsal bir değer biçilmesini anlamlandırdığını" açıklamıştır. (Özgür Gündem, 18 Ağustos 2013) Çünkü Öcalan, 2005'ten itibaren de yine MİT'in denetimine alınmış, MİT'in aracı yapılmıştır. Önce Emre Taner'in, ardından da Hakan Fidan'ın... Hatta Cemaat'in 7 Şubat operasyonu ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı tutuklamaya kalkması üzerine Cezaevi Müdürü'nü "Hakan Bey'i yalnız bırakmamak gerekir" diye uyarmıştır.

Açılım'ın ortak bölenleri

1999-2004 yılları arasında İmralı'da TSK'nin denetiminde olması ise onu tam tersi bir çizgiye taşımıştır. Öcalan bu kez "araçsal konumunu" Türk Ordusu'na ve onun bölge merkezli dış politikasına göre uyarlamıştır. Artık Atatürk'ü öven, Kürt isyanlarının bastırılması gerektiğini söyleyen, Şeyh Sait'i İngiliz ajanı ilan eden, Kürt kimliği talebini gereksiz ve yararsız gören, birlik mesajları veren bir Öcalan portresi vardır karşımızda... Sonrasında ise yine yükselen kuvvetin aracı olmayı seçmiştir. AKP, ABD'nin desteğinde Cumhuriyet mevzilerini tek tek ele geçirirken, Öcalan da yeni sürece uyum göstermiş ve bu kez kendisini Erdoğan ile MİT müsteşarlarının kontrolüne bırakmıştır!” diyen M. Ali Güller Öcalan’ın devletçiliğinden, Atatürkçülüğünden, cumhuriyetçiliğinden niye rahatsızdı?

Şimdi, Öcalan Hakan Fidan’lı MİT’in, MİT ise ABD’nin emrinde ise, yine ABD’nin güdümündeki Cemaat Hakan Fidan’ı niye tutuklatmaya ve Oslo sürecini akamete uğratmaya kalkışmıştı? Fetullahçılarla Ulusalcı Aydınlıkçılar aynı saftalar mıydı? Aydınlık yazarı Mehmet Faraç “Açılım süreciyle AKP ve PKK Kürtlerin ağzına bir parça bal çalıp avutuyorlar” (17 Aralık 2013) Kürt sorununu ha

Yorum Yaz