Aralık 07 12:54

Milli Çözüm’ü Tutuklama Operasyonu: BİR ERGENEKOMİK SENARYOSU VE CIA-FETULLAHÇI FİYASKOSU

Milli Çözüm’ü Tutuklama Operasyonu: BİR ERGENEKOMİK SENARYOSU VE CIA-FETULLAHÇI FİYASKOSU

Milli Çözüm’ü Tutuklama Operasyonu: BİR ERGENEKOMİK SENARYOSU VE CIA-FETULLAHÇI FİYASKOSU

   Milli Çözüm Dergimizin, Cemaatin ve AKP Hükümetinin perde arkasını irdeleyen ve Milletimizi doğru bilgilendiren yayınlarından rahatsız olan çevrelerin ve özellikle İsrail-ABD Büyükelçiliğinin aylar ve yıllar süren telefon dinlemeleri, bütün dergi ve kitaplarımızı incelemeleri sonucu, “Ergenekon’un Dinci Kanadı” yaftasıyla ve sabahın karanlığında onlarca polis baskınıyla tutuklanıp Konya’ya götürülüyorduk. Emniyetteki Fetullahcı kadroların ve AKP iktidarının tüm baskılarına, yandaş ve Cemaat medyasının aleyhimize başlattığı linç kampanyasına rağmen, yıllar boyu bizi haksız yere hapishanelerde ve mahkemelerde süründürmeyi tasarlayanların bütün şeytani planları ve temelsiz iddiaları üç günde boşa çıkıyor ve yetkili Adana savcılığı bizleri suçsuz bularak serbest bırakıyordu! Konya’da tutuklu kaldığımız özel emniyet binasında uykusuz geceler buyunca ve yoğun psikolojik baskı altında bize yöneltilen soruları ve verdiğimiz yanıtların bir kısmını resmi tutanaklardan aynen aktarıp, Milli Çözüm’e yönelik kumpasları okurlarımıza hatırlatmak istiyorum. 

 

   ABD ve AB’nin emperyalist planlarını, işbirlikçi AKP’nin perde arkasını, Fetullah Gülen’in kirli ve tehlikeli bağlantılarını, Ergenekon yapılanmasının dış patronlarını deşifre etmesi, Siyonist İsrail’in ülkemiz ve bölgemiz üzerindeki sinsi planlarını sıkça gündeme getirmesi, malum ve mel’un güçleri tedirgin etmiş ve masonik merkezleri harekete geçirmişti. Konjonktürün de müsait olmasını fırsat bilen fesatçıların (Fetullahçılar, AKP yandaşları, Milli Görüş’ün marazlıları) kışkırtmasıyla, bütün yazar ekibimizle birlikte “Ergenekon Davası çerçevesinde ve gizli örgüt kurma iddiasıyla” hakkımızda tutuklanma emri verilmişti. Ama üç gün içerisinde, bütün iddia ve isnatların temelsiz ve yetersiz olduğu anlaşılıp, arkadaşlarımızın hepsi salıverilmiş, bir iki ay sonra da savcılıktan takipsizlik kararı gelmişti. 

 

   Öncelikle Polislerimizin; görevleri ve bize isnat edilen saçma sapan suçların mahiyeti gereği, gösterdikleri titizlik ve abartılı tedbirler dışında, hem yakalama ve tutuklama esnasında, hem yüzlerce kilometrelik taşıma ve gözaltında tutma sırasında, müdürlerinden ekip amirlerine, memurlarından diğer görevlilerine kadar hepsinin, olumlu ve olgun yaklaşımlarını, polisliğe yakışır ağırbaşlı ama saygılı davranışlarını takdir ve tebrik ediyor ve ülkem adına gurur duyuyordum. Sadece, CIA bağlantılı Fetullahçı takımı ve gladyo uzantısı oldukları her türlü tavırlarından, tafralarından ve aylardır hazırladıkları anlaşılan tuzak ve tutarsız sorularından ve kin kusan bakışlarından anlaşılan, bazı “şef”leri bunun dışında tutuyordum. Bu arada Fetullah Gülen gibi, bizzat Zaman Gazetesinin haberleriyle Yahudi Mafya Kuruluşu ADL ve JINSA’dan destekli ve CIA hizmetlisi olduğu kesinleşen kişilerin ve bazı bilinçli ve hain çömezlerinin dışında, diğer talebe ve tabilerinin büyük kısmının; dinini, devletini, ülkesini ve milletini seven iyi niyetli ve istikametli insanlarımız olduklarını zaten biliyordum. Ama hem Yüce Dinimizi yozlaştırıp, Müslümanları emperyalizme uşaklaştırmaya, hem de devletimizi yıpratıp yıkmaya yönelik, “gaflet, dalalet, hatta hıyanet” kokan girişimleri ve işbirlikçileri deşifre etmeyi, Milli birlik ve dirliğimizi tehdit eden kirli girişimlere karşı gelmeyi inancımızın ve insanlığımızın bir gereği ve görevi olarak görüyordum. Bu Fetullahcı tezgâhın, dini ve insani hizmet sevdalısı değil, CIA-MOSSAD destekli bir paralel yapı olduğunu, Erdoğan’dan tam 12 sene önce fark edip halkımızı uyardığı içinde Milli Çözüm Dergisini kutluyorum. 

 

   İşte tam 19 aydır özenle hazırlanıp bize yöneltilen, nerdeyse bir kitap hacmindeki tuzak sorulardan bazıları ve komplocuları telaşlandırıp şaşkınlaştıran yanıtları: (Not: Yazım hataları düzeltilerek aktarılmıştır) 

 

   SORULDU: Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bütün partileri bir araya getirdiğini söylediğiniz Siyonist güçler kimlerden oluşmaktadır? Niçin Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı böyle bir çalışma içerisine girildiğini söylüyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının Yahudiler tarafından getirildiği bilgisini nerden edindiniz? Niçin Cumhurbaşkanına atfen "Yahudi kendi kullanmak için getirdi" "Ordu bunu geçici olarak hizmetine aldı, ulan adam gibi geçici şartla burada duracaksın'' gibi hakaret içeren sözler kullanıyorsunuz? Açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Siyonist güçlerden KASTETTİĞİM: Amerika'daki JİNSA ve ADL gibi Yahudi lobileri, Türkiye'deki mason locaları ve Siyonist Yahudi ve ihtilalci olduğu bilinen Soros gibi büyük spekülatörlerin güdümündeki oluşumlar ve kesimlerdir. 

 

   Biz “ordu milletiz”, Atatürk'ün de ısrarla belirttiği üzere; (örneğin Afyon Dumlupınar öncesi kışlada subaylara yaptığı konuşmadaki gibi) milletimizi yıkmak ve parçalamak isteyenlerin, önce ordumuzu yıpratmak ve zayıflatmaya giriştikleri inkâr edilmez bir gerçektir. Televizyonlarda konunun uzmanı pek çok insanın bu kanaatimizi güçlendiren beyanları ve Cumhurbaşkanlığı öncesi süreçlerde Amerika’daki Yahudi kuruluşları ile belgelenen irtibatları ve devlet imkânlarıyla incelenip halkımız bilgilendirilmelidir. Cumhurbaşkanına atfen söylediğim belirtilen sözlerdeki maksat, kimsenin kökeni ve kimliği değil; milletimize ve devletimize sadakatle hizmet edip etmediği bizim için önemlidir. Devletimizin sahipsiz olmadığını ve kimsenin kendi keyfine kullanamayacağını temenni etmemizdendir. 

 

   SORULDU: Milli Devrim dediğiniz devrimin içeriğini detaylıca anlatınız. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerinin perde arkasından hukuki bir süreçte böyle bir devrim yapacağı bilgisini nerden edindiniz? Yapılacak olan devrimin ne şekilde cereyan edeceğini ve hukuki sürecin nasıl işleyeceğini detaylıca anlatınız. 

 

   CEVABEN: Bu sadece milletimizin ve devletimizin bekası ve bağımsızlığı için samimi bir temennimdir ve tarih boyunca Kurtuluş savaşımız dâhil ordu-millet işbirliğiyle gerçekleşmiştir. Keşke bana bu soruyu Türkiye'min ve milletimin düşmanı olanlara sordursaydınız! Yapılacak olan devrimle ilgili (ki bunlar tabii değişim ve gelişim karşılığıdır) bunların dışında herhangi bir açıklama yapmayacağım, yazdığım 32 adet kitabı okursanız anlarsınız. Benim söylemlerim sadece tarihi ve bilimsel tespitlerden ve temenniden ibarettir. 

 

   "SORULDU: Niçin Milliyetçi Hareket Partisinin hıyanet şebekesi olduğunu söylüyorsunuz? İktidar Partisi AKP’nin PKK terör örgütü sözde lideri Abdullah ÖCALAN'ın dokuz maddelik eylem planını hayata geçirdiğini ve Sevr'in tatbikine zemin hazırlandığını söylemenizin sebebi nedir? 

 

   CEVABEN: (Bu soru yanlıştır ve yanıltıcıdır. Bizim teşkilat ve taban olarak MHP’ye düşman olmamız iddiası akla ve vicdana sığmayan ve bunun için hiçbir neden bulunmayan ve zaten ahlak ve anlayışımıza da uymayan bir saptırmadır.) Milliyetçi Hareket Partisinin tabanını ve pek çok teşkilat mensuplarını ülkesine ve devletine olan bağlılıkları ve fedakârlıkları noktasında takdir eden bir insanım. Ama belirttiğim gibi tavandaki bazı kişilerin; ordumuzu yıpratma, ordu polis rekabetini kışkırtma ve AB kriterleri, demokratikleşme hevesi ve bahanesi ile PKK’nın silahla ve zorla başaramadığı: Türkiye'yi parçalamak ve federasyonlara ayırmak planına direk veya dolaylı yarayacak ve hele Kuzey Irak'taki çok başarılı operasyonlar sonucu Amerika ve İsrail güdümlü PKK’yı hizaya getiren Yaşar BÜYÜKANIT'ın şahsında ordumuzu zaafa uğratacak hareketleri; Atatürk'ün ifadesi ile: “gaflet dalalet ve hatta hıyanetle” eş görenlerdenim. PKK’yı yılardır destekleyen ABD, AB ve İsrail'in şimdi aynı hedeflerini silahla değil PKK’yı siyasallaştırmak sureti ile yapmalarına, Sayın Başbakanın: “PKK’lılar dağdan ovaya insin meclise girsin” sözleri ile, bilerek veya bilmeyerek taşeronluk yaptığı kanaati bizi derinden üzmektedir. 

 

   SORULDU: Bir önceki görüşmenizde, ordu tarafından yönlendirildiğinin anlaşıldığı, ancak ordunun perde arkasında kaldığı ve hukuki bir sürecin de kullanıldığı bir devrimin yapılacağını, bu görüşmenizde ise 12 Eylül ve 27 Mayıs gibi direk olmasa bile yine ordu tarafından bir devrim yapılacağını belirtiyorsunuz. Size Türk Silahlı Kuvvetlerinin darbe-devrim veya benzeri bir hareket hazırlığında olduğu bilgisi kimlerden, ne şekilde gelmektedir? Yine devrimlerde ve darbe şartlarının oluşmasında halk katılımının gerekliliği şartı dikkate alındığında, ordu tarafından yapılacağını belirttiğiniz devrim içinde gerekli şartların oluşturulması amacıyla darbenin sivil ayağını oluşturan çeşitli yapılanmaların meydana getirildiği anlaşılmaktadır. Siz böyle bir oluşumun içerisinde mi görev almaktasınız. Niçin görüşme yaptığınız şahıslara ısrarla ordunun da içinde yer alacağı ve bizzat yönlendireceği bir devrimin yakın zamanda yapılacağına dair telkinlerde bulunuyorsunuz? 

 

   CEVABEN: Benim sözlerimden devrim ve darbe ile ilgili sonuç çıkartmak kasıtlı bir çarpıtma gibi gelmektedir. Sadece, Ukrayna'da, Gürcistan'da, Balkanlarda ve Kafkasya’da ihtilaller yaptırdığı herkesçe bilinen; Siyonist Soros’un paraları ile beslendiğini itiraf eden TESEV ve TUSİAD gibi işbirlikçi sömürü baronlarının yıpratmaya ve millete düşman tanıtmaya çalıştığı, bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün sigortası olan orduma sahip çıkma niyetidir. 

 

   Sözümle ve özümle asla alakası bulunmayan; inancıma ve insanlığıma hakaret saydığım bir çarpıtmayı bana mal edip, aslı astarı olmayan bir yapılanma içerisindeki yerimi sormak, bu ülkede nasıl bir milli değişim ve dönüşüm ihtiyacının gerektiğinin de açık göstergesidir ve bunun hukuki demokratik bir süreçle gerçekleşeceğinin ümidini vermektedir. Bu iddialar bana bir iftiradır, benim böyle bir telkinim yoktur, kasıtlı bir çamuru bana sıçratma gayretidir. 

 

   SORULDU: Yaptığınız görüşmede Genelkurmay Başkanlığının devrim veya darbe yapabilmek amacıyla gerekli şartların oluşabilmesi için mevcut Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Amerika'yı destekler gibi gözüktüğü ve olası bir Amerika-İran savaşını beklediği bilgisini veriyorsunuz. Siz Genelkurmay başkanlığının yaptığı böyle bir planın bilgisine nasıl ulaştınız? Böyle bir darbe veya devrimin yapılmasını isteme sebebiniz nedir? Mart ayını özenle bekliyorum derken nasıl bir beklentinizden bahsediyorsunuz? Detaylıca açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Benim bu konudaki söylediklerim gelecekle ilgili önsezi ve tahminlerimdir. Böylesi beklentilerin bilgisi ve belgesi olmaz. Ve amacım da toplumda oluşturulan: “emperyalist Batıya teslimiyetten başka çare yoktur” kanaatini değiştirip, özüne ve milletine güven duymasını sağlamaktır. Böyle silahlı ve kanlı bir darbe iddiasını aklımdan ve hayalimden bile geçirmiş değilim. Ülkemiz ve bölgemiz üzerindeki kirli emellerini, gafil ve hainlerden başka hiç kimsenin inkâr edemeyeceği, Amerika ve İsrail’in ve Haçlı AB ülkelerinin (zulüm ve sömürü saltanatının) mensubu olduğumuz mazlum milletlerin diriliş ve bütünleşmesi ile yıkılacağını bekliyorum ve bu ümidimi hiç kaybetmiyorum. 

 

   SORULDU: Görüşmenizde gerçekleşeceğini söylediğiniz olası Amerika-İran savaşı, açılacak yeni cepheler ve Türkiye'nin içine düşeceği büyük bir ekonomik kriz ve sonrasında istikrarsız ortam ve ülkenin çöküşü, yine mevcut iktidar partisi AKP’nin başörtüsü serbestliği bahane edilerek hukuki bir süreçle devre dışı bırakılacağı ile ilgili bilgileri nereden edindiniz? Detaylıca açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Türkiye’nin bütün gazeteleri ve internet siteleri, dergileri TV haberleri buna benzer yüzlerce haber ve yorum yayınlanmaktadır. 

 

   SORULDU: Yine mevcut Saadet Partisi ile ilgili olarak Türkiye'de yaşanacak devrimden sonra partinin sağlam ellere verileceğini, size düşenin ise gerçeklere sahip çıkarak sabırla beklemek olduğunu belirtiyorsunuz. Sağlam eller dediğiniz şahıslar kimlerdir? Size böyle bir vaatte mi bulunuldu? Sahip çıkmanız gerektiğini söylediğiniz gerçekler nelerdir? Detaylıca bilgi verin. 

 

   CEVABEN: Bunlar özel değil, çok genel temennilerdir. Yoksa yüzde birlerin altına düşmüş bir partinin kimlerin eline geçeceği değil, benim derdim; ülkem ve insanlık için çok tarihi ve talihli bir proje ve potansiyel taşıyan Milli Görüş düşüncesinin halkıma hizmet edecek hale gelmesini istemektir. Yok, eğer bu partiyi ele geçirmeye çalışıyorsam, normalde bunun yolu; etkin ve yetkin isimlere yağ çekmek ve gözlerine girmek olduğu halde, ben ülkeme hizmet için amaç değil araç bildiğim bir partinin en önemli yetkililerini bile açıkça tenkit etmenin, bana hiçbir siyasi yarar vermeyeceğini düşünecek kapasitedeyim. 

 

   SORULDU: PKK Terör örgütüne yönelik başlatılan Kara Harekâtı ile ilgili sorulan soruya cevap vermekten niçin kaçınmaktasınız? Size bu gibi konuların telefonda konuşulmaması hususunda kim tarafından ne amaçla ikaz geldi? Yazdığınız kitaplar, yayınladığınız dergi ve konferanslar yoluyla geniş bir kitleye düşüncelerinizi aktarma çalışması yapmanıza rağmen, yine aynı konular ile ilgili telefonda konuştuklarınızın duyulmamasını istemenizin sebebi nedir? Yasal olmayan gizli bir niyet ve çalışmalarınız mı vardır? 

 

   CEVABEN: Bu görüşmeyi yaptım, hatırlıyorum. Bu tür sorulara her gün yüzlerce kere muhatap olduğumdan ve zaten dergiyi de bu soruların cevabı olarak çıkardığımızdan; herkesi dergimizi ve kitaplarımızı okumaya bir nevi ikazdır. Yoksa o konuşmamamı tespit edenler, üzerime yıkılmaya çalışılan cinsten karanlık ve farklı gizli bir görüşme ve buluşma yaptığımdan nasıl haberdar olamazlar? Çünkü yoktur, bu soru daha önce beni bir örgüt lideri göstermeye çalışan soruların tam aksine, bu sefer de “başka gizli örgütlerin bir elemanıymışım” gibi göstermeye yönelik, insanlık haysiyetime de hakaret sayılan bir yaklaşımdır. Ama Türkiye'de siyasetçisinden gazetecisine, iş adamından bürokratına, kurulu robot gibi makam ve menfaat hatırına uzaktan kumanda edilen tiplerin çoğaldığı bir ülkede, beni de kendilerinden zannetmeleri garipsenecek bir şey değildir. Bu sorunun cevabı diğer cevapların içinde de vardır.

 

   SORULDU: Görüşmenizde kastettiğiniz “Milli Taraf ve Kirli taraf” kimlerden veya hangi kuruluşlardan oluşmaktadır? Konu ile ilgili detaylı açıklama yapınız. Yine telefonlarınızın dinlendiğine dair uyarıda bulunarak "geçen ay şey yaptılar bizim telefonlar özel dinlemeye almışlar" demektesiniz. Size telefonlarınızın dinlendiğine dair bilgi ne zaman ve kimler tarafından verildi? Detaylıca açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Daha önce bu sorunun cevabı geçti. Kirli taraf ABD, AB ve İsrail güdümlü faaliyetlerdir. Milli taraf ise; devletimizin özü ve kendisidir. Biz de burada, asıl silahlı ihtilal ve devrimin bizim devletimiz tarafından değil, dış güçler tarafından hazırlandığını ve arzulandığını açıkça ifade etmişiz. Telefonlarımın dinlenme kanaati: olağan üstü seslerin ve kesilmelerin, gizli frekanslı sistemlerin ortaya çıkması, zaten yaygın olan ve sürekli konuşulan bu konuda beni de böyle bir düşünceye sevk etti. Yanılmadığımı da bütün bu sorularınız göstermektedir. Yoksa aslında beni dinleyenlerin bana bilgi vermesi lazım. O zaman bu telefon görüşmelerini tespit eden size soruyorum, beni kime dinlettiniz ve bana haber vermesi için kimi görevlendirdiniz? 

 

   SORULDU: Telefonlarınızın özellikle dinlendiği konusunda uyarıyı nerden aldınız? Telefonlarda bu konulara değinerek karşı tarafa koz vermek istemediğinizi söylüyorsunuz. Karşı taraf kimdir? Konuşmalarınız karşı tarafa ne tür kozlar verecektir? Sizin görüşlerinizi ve çalışmalarınızı, gizlemenizi gerektiren ne tür illegal faaliyetleriniz vardır? Kapatma davası ile başlayan süreçte size yüklenen bir misyonunuz mu var? Detaylıca açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Aynı mahiyetteki soruların cevabı verildi. Amerika’ya uşaklık yapanlar, Avrupa’ya hizmeti şeref sayanlar, İsrail’in çıkarlarını Türkiye’den önde tutanlar ve bunu bazılarının din istismarı ile bazıların da Atatürkçülük simsarlığı ile yürütmeğe çalışmaları; tapındıkları emperyalist güçlerin şanlı ve şerefli Türkiye’nin önünde diz çökmesini önleyemeyecektir. Bunlara inanıp ifade etmek, kanaatimce suçlanması değil sahip çıkılması gereken bir gayrettir. Karşı taraf diye ısrarla söylediğim: PKK ve Hizbullah gibi, mason locaları gibi, Sorosçu vakıflar gibi, hıyanet şebekelerini yöneten dış güçlerdir. Eğer bir iktidarı kapatmak gibi bir gücüm ve yetkim olsaydı, benim öyle bir partiyi iktidara getirmek gibi bir gücümün de olması gerekirdi. Hâlbuki bu gülünç bir iddiadır. Oysa 54. hükümetin başbakanı Muhterem Profesör Dr. Necmettin ERBAKAN'ın, Türkiye'yi ekonomik, teknolojik ve politik yönden yeniden şaha kaldırdığı ve toplumun her kesiminin hala unutamadığı hayırlı ve başarılı hizmetlerin yapıldığı Refah-Yol’a, dokuz-on ay dayanamayıp, hep karşı olduğumuz darbenin post moderni ile Erbakan'ı devre dışı bırakanların ve belgeleri televizyonlarda açıklanan Fransız Büyük Mason Localarının ve Amerika’daki Yahudi odaklarının; güya Erbakan'ın eski talebeleri sanılan insanları; televizyonları ile, medyası ile, finans kaynakları ile ve tüm imkânları ile destekleyip nasıl ve niçin iktidara taşıdıklarının soruları yanıtlanırsa, böyle kullanıp işi bittikten sonra, yine aynı oluşumları hangi güçlerin saf dışı bıraktıkları da ortaya çıkacaktır; süper güçlerin melanetlerini ve sinsi marifetlerini (gündeme taşımaktan başka suçu bulunmayan) benim gibi kaleminden başka hiçbir silahı(!) bulunmayan bir insana bu sorular yöneltilemezdi. 

 

   SORULDU: Kapatma davası ile başlayan süreç ile ilgili daha önce konuştuğunuz şeyler nelerdir? Karşı taraf Siyonist cephe dediğiniz kişi veya kurumlar kimlerdir? Karşı taraf dediğiniz kesimlerce aleyhinize kullanılmamasını istediğiniz şeyler ve farkına varılmamasını istediğiniz taktikleriniz nelerdir? Üzerinde taktik geliştirdiğiniz ve öğrenilmesini istemediğiniz nasıl bir çalışmanız var? Detaylıca açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Türkiye'de ve bütün dünyada CIA ve MOSSAD’ın ve bunların arkasındaki ABD ve İsrail'in; Irak'taki, Sudan Darfur'daki, Bosna Hersek'teki ve PKK eliyle ülkemizdeki cinayet ve hıyanetlerin sahipleri işte bizim dikkat çektiğimiz Siyonist güçlerdir. Herhangi bir taktiğim yoktur, bu açıklama yeterli sanırım. 

 

   SORULDU: Necmettin ERBAKAN tarafından sizin ve ekibinizin kabul görmesi beklentileriniz arasında olan bir gelişme midir? Ayrıca “gidişatın sadece bir partinin değil sistemin kökten düzelmesine yol açacak gelişmeler” olduğunu belirtiyorsunuz. Mevcut anayasal sistemin kökten değiştirilmesi ile ilgili ne gibi planlarınız var? Bu konudaki çalışmalarınızı ve iş birliği yaptığınız kişi ve kurumları detaylıca anlatınız. 

 

   CEVABEN: Muhterem Erbakan Hoca'yı, ülkeme ve mazlum milletlere huzur ve hürriyet yolunu gösteren büyük bir ilim ve devlet adamı olarak sevip sayıyoruz. Ama samimiyetle takipçisi ve talebesi olmak dışında ne kendisi ile ne de partileri ile bu güne kadar hiçbir organik ve resmi bir bağımız olmamıştır. Ülkem için hayırlı gördüğüm bu hizmetlere 40 yıldır destek verdiğim ve parti yetkililerinden haksızlık ve hakaret gördüğüm halde ve üstelik milletvekili, belediye başkanı, yüksek bürokrat gibi makam ve menfaatler elde etmediğim halde, sırf Erbakan'ın hizmet ve fikirlerini sevip sahiplenmemden dolayı, keşke İsrail ve ABD gizli servisleri bu soruları bana yöneltseydi. 

 

   SORULDU: Yine görüşmenizde kapatma davası ile başlayan süreçte kim zarar görürse görsün, eğer zarar görecekler AKP’liler ise bırak görsünler diyorsunuz. AK Partinin son genel seçimlerde seçmen nüfusunun yüzde kırk yedilik bir oranda oyunu aldığını hatırlarsak, zarar görmesinden rahatsız olmadığınız kesimin ülkemizde çok sayıda vatandaşımıza karşılık geleceği anlaşılacaktır. Sizin devam eden bu süreçten nasıl bir beklentileriniz var ki, oluşabilecek sıkıntılardan rahatsızlık duymuyorsunuz? 

 

   CEVABEN: AKP'den kastım, asla yüzde kırk yedilik oy potansiyeli olan milletimiz değildir, AKP içinde çöreklenen ve bunu çeşitli kitaplarımızda, dergilerimizde belgelerle açıkladığımız bir kısım işbirlikçi insanlardır. Aksi halde oy veren toplumu kastetmek, aynı zamanda bir insanın kendi belasını istemesi gibi bir şeydir, asla böyle bir şey kastetmedim. 

 

   SORULDU: Doğu PERİNÇEK ve Kemal ALEMDAROGLU'nun Ergenekon Terör örgütüne yönelik İstanbul Emniyet Müdürlüğünce yapılan çalışmalar kapsamında gözaltına alınması sonrası yaptığınız yorumda, bu gözaltılar için yanlışlık olduğunu, kontrol altında bir bulanıklık oluşturulduğunu, bu bulanıklık içinde yanlışlık dediğiniz gözaltıların bilinçli olarak yaptırıldığını belirtiyorsunuz. Ülkemizi kontrollü bir şekilde bilinçli olarak bulandıranlar kimlerdir? Bu konudaki bilgi ve görgülerinizi detaylı şekilde anlatınız. 

 

   CEVABEN: Benim ifademle alakası olamayan bir isnat bana yüklenmeye çalışılıyor. Ben ülkemizde; “Ergenekon örgütünün de, aslında beni suçlamaya çalışılan cinsten bir ihtilal ve silahlı devrim ve kargaşa çıkararak, ülkemizdeki gizli masonik düzenin devamını sağlamaya çalışanlar olduğunu” düşünmekteyim. Bu karışıklığın, Türkiye'nin bağımsızlığının AB'ye devredilmesi, ülkemizin federasyonlarla çözülmesi, ekonominin ve sosyal hayatın dejenere edilmesi gibi suçlardan değil de, milletimizin geleneği ve inancının gereği olan başörtüsü karşıtlığı ile AKP’nin aleyhinde saldırıların yoğunlaşması; her iki tarafın da ülkemizin hayrını istemediği kanaatini bende oluşturmaktadır. Ancak benim gibi bir insanın bile Ergenekon gibi bir örgütle irtibatlandırılma gayreti, maalesef “bir kısım darbeci ve şebekeci tiplerin toplum nazarında suçsuzmuş gibi algılanmasına yol açması” bakımından, yine gerçek suçlular değil de, ülkesini milletini seven kimselerin zarar görmesi ile sonuçlanacak ve maalesef çok önemli bir adalet güvencemiz olan yargımıza karşı saygı yerine kaygının oluşmasını doğuracak diye üzülüyorum. 

 

   SORULDU: Yaptığınız görüşmede önce Ergenekon terör örgütüne yapılan adli soruşturmayı Türkiye'de Milli gelişmeleri gizlemeye yönelik bir hareket olarak değerlendiriyorsunuz. Daha sonra Ergenekon terör örgütünü dış güçlerin kontrol ettiği bir hıyanet ekibi olarak yorumlayıp telefonlarınızın dinlendiğini söyleyerek konuyu kapatıyorsunuz. Ergenekon terör örgütü ve bu örgüte yönelik düzenlenen adli soruşturma hakkında yaptığınız bu çelişkili yorumlar telefonlarınızın dinlendiği yönündeki aldığınız uyarılardan mı kaynaklanmaktadır? Açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Bu bana yönelik asılsız bir ithamdır. Ergenekon olayına bulaştığı bilinen kimselerin birçoğunu eskiden de bugün de asla tasvip etmiyorum ve yeri geldikçe net ve sert cümlelerle uyarıyorum. Ancak AKP’ye yönelik kapatma davasını yürüten yargının da, Ergenekon soruşturmasını yürüten yargının da, aynı oranda saygın ve duyarlı (veya aynı oranda taraflı ve kasıtlı) sayılması gerektiği halde, bizi bölücülükle suçlayanların, bunlardan bir tarafa destek verenleri sahiplenip karşı tarafı kötüleme gayretleri, yargımıza yapılacak en büyük gözden düşürme hareketidir. Telefonumun dinlendiği yönündeki sorunuza da zaten daha önce cevap vermiştim.

 

   SORULDU: Yaptığınız yorumda devlet içerisinde yapılanmış bulunan bir derin devletin varlığından söz edip bu derin devleti besleyen, yani hizmetini yürütenlerden birinin de Milli Çözüm ve temsil ettiği grup içerisinde bulunan şahısların olduğunu söylüyorsunuz. Yine derin devletten Milli Güçler diyerek bahsediyorsunuz. Varlığından söz ettiğiniz derin devleti oluşturan kişiler kimlerdir? Askerin derin devlet ile olan ilişkisi nedir ve hangi boyuttadır? Bu kişilerin oluşturduğu teşkilatlanmalar hakkında, bugüne kadar yaptıkları eylem ve faaliyetler hakkında ve Milli Çözüm Dergisinin ve temsil ettiği grubun derin devlete yaptığı hizmetler hakkında detaylı bilgi verin. 

 

   CEVABEN: Benim o sözlerimden bu neticeyi çıkarmak, gerçekten büyük bir anlayış kısırlığı değil ise, kasıtlı bir iftiradır. Benim milli devletten kastım; “dış güçlere direnen ve Atatürk’ün gençliğe hitabesinde haber verdiği kalelerimizi, yani milli müesseselerimizi koruyan kendi devletimizdir”. Milli Çözüm Dergisi ise; devletimize ve geleceğimize sahip çıkmanın onurunu ve kendi çapındaki gayretlerini şanslı ve şerefli bir nasip saymaktadır. 

 

   SORULDU: Rüyalara getirdiğiniz yorumlar ile yaptığınız işlerin ve yürüttüğünüz hizmetlerin gördüğünüz rüyalar ile de doğruluklarının tasdik edildiğini ve hayırlı işler olduğunu anlatmaya çalışarak, size bir şekilde bağlı olan, yani iş kolu veya gönül bağlılığı bulunan kişilerin motivasyonunu canlı tutmaya çalışıyorsunuz. Bu şekilde motive edilmiş bir grup ile derin devlete hizmet edebilecek güçlü bir sivil yapılanma mı oluşturmak istiyorsunuz? Sizin Derin devlet lehine aldığınız görevler ve yükümlülükleriniz nelerdir? Detaylı bilgi verin. 

 

   CEVABEN: Bu iddiayı asla kabul etmiyorum. O zaman bütün din görevlilerini milletimizi manen motive ettiği için Ergenekoncu kapsamında hesaba çekmeniz gerekir. 

 

   SORULDU: Emekli Tümgeneralin, Yaşar ALKAN tarafından size aktarılan “ülkenin çok gizli operasyonel güçlere ihtiyacı olduğu bu hainlerin başka türlü temizlenemeyeceği” fikrine destek vermenizin ve sizin de bu fikre bir açılım getirerek bu işi el altından askerin yerine getirmesi gerektiği fikrini ortaya atmanızın sebebi nedir? Neden böyle bir beklenti içerisinde olduğunuzu belirtiyorsunuz? Askeri personel tarafından oluşturulacak gizli operasyonel bir gücün ülkemizin başbakanına, cumhurbaşkanına veya benzeri makam sahiplerine suikast düzenlemesinin ülkeye ne gibi faydası olacaktır? Ayrıca bahsi geçen emekli tümgeneralin başbakanı ve cumhurbaşkanını hainler olarak nitelendirmesi sizi rahatsız etmiyor mu? Niçin böyle bir fikre katılıyorsunuz? Detaylıca açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Ben böyle bir beklenti içerisinde değilim. Ancak Türk askerini “Soros’un bekçileri” görenler ile aynı fikri paylaşmadığımı da belirtmeliyim. Asker olanın ve ordu mensuplarının sanki bu milletten sayılmadığını, onları seven ve sahiplenenlerin anarşist muamelesine reva görülüp sorgulandığını (görmek), Türkiye’mizin neden bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç duyduğu kanaatimizin haklılığını göstermektedir. Beni rahatsız eden; Türkiye’nin yönetiminde söz sahibi olanlara, ABD ve AB gibi tarih boyunca düşmanlıkları bilinen ülkelerin ve mahfillerin niye destek verdiğidir?! Ve yine içimizdeki mason localarının ve PKK ve mafya bozuntularının hamiliğini yapan dış güçlerce bazılarına madalyalar takılırken; ordusunun güçlenmesine, PKK’ya karşı onurlu sonuçlar elde etmesine sevinen benim gibi milli düşünceli bir insanın böyle sorguya çekilmesinin sebebi nedir? 

 

   SORULDU: Yusuf BULDU isimli şahıs kimdir ve ne iş yapmaktadır? Ulusal kanal isimli TV, yönetici ve çalışanları ile ne gibi bir ilişki ve irtibatınız vardır? “Kıbrıs'ı satmaya çalışanlar, karısını satmaya çalışanlardan alçaktır” sözü kimlere karşı ne sebeple söylenmiştir. Ayrıca sahip olduğunuzu söylediğiniz Necmettin ERBAKAN kaynaklı Millicilik görüşü ile sol fikriyattan beslendiği bilinen Aydınlık dergisi ve Ulusal kanalı bir araya getiren ortak amaç nedir? Hangi hedeflerinizi elbirliği ile başaracağınızı düşünüyorsunuz? Detaylıca bilgi verin. 

 

  CEVABEN: Yusuf BULDU isimli şahsı nasıl tanıdığımı daha önce size anlatmıştım. Hatta burada gördüğümde hatırlayamadım. Ulusal kanalın bir dönem bazı programlarına davet edilmem, benim de bu davetleri inancım ve ülke çıkarım adına değerlendirmem dışında hiçbir ilgim ve irtibatım yoktur. İşçi Partisi ile de (Sizin kastettiğiniz anlamda) herhangi bir bağlantım ve ilişkim yoktur. Kıbrıs ile ilgili sözü kim söylemişse, niyeti ona sorulmalıdır. Ancak, belli bir kişi veya parti hedef alınmayıp genel bir anlam olarak söylüyorum: “Kıbrıs’ımızın tamamını değil, bir küçücük köyünü bile satmaya kalkanların, bu tanımı hak edecekleri fikri” acaba kimleri rahatsız etmektedir? Satmak isteyen veya buna gerekçe üreten kimlerdir ki, bu söz onları ürkütmektedir? Bizi Ergenekoncularla bir arada ve aynı doğrultuda göstermek kasıtlı bir çarpıtma girişimidir. Türkiye’de açıkça Abdullah Öcalan’ı lider kabul edenlere, kongrelerinde ve konferanslarında Türk bayrağını indirenlere, demokratik nezaket gösterenler, (hoş görülürken); bizim birkaç sefer, o da halkımıza yönelik, Ermeni soykırımı gibi milli davalar için, bazı toplantılarda buluşmamız, Milli ve insani sorumluluk gereğidir. Bizim Ergenekoncularla hiçbir kirli ve gizli niyetimiz ve gayret birlikteliğimiz olamaz. Ama Kurtuluş Savaşı şartları gibi, şimdi de: ekonomik sosyal ve siyasal bir kuşatılmışlıktan, IMF sömürü kıskacından, AB hıyanet tuzağından, Amerika’ya gizli sömürge olmaktan ve İsrail’in vilayeti yapılmaktan kurtulmak için, tamamen milli olan hedeflerde; “ben de bu hizmetlere katkı sağlamak istiyorum” diyen kendi ülkemizin insanlarını dışlamak ve düşman olmak veya geçmişteki bazı saplantı ve yanlışlıkları bahane edilerek, ortak bir konsensüse karşı çıkmak; bırakın bir Türk vatandaşı olmanın, acaba insaflı bir düşmanın bile yapabileceği ve sorgulayabileceği bir iş midir? BOP çerçevesinde emperyalistlerle, çözüm süreci bahanesiyle teröristlerle işbirliği yapanlar, bizim kendi insanımızla hayırlı ve yararlı hedefler için bir araya gelmemizden niye endişe etmektedir. Dinlerarası diyalogcular, kendi halkımızın diyaloğundan niye ürkmektedir? 

 

   SORULDU: Ulusal Kanal’dan aradığı tespit edilen Nuran GÖKDEMİR isimli bayan ile ne gibi irtibatınız vardır? Alınan mahkeme kararı ile tamamen yasalara uygun bir şekilde adli işlem yerine getiren görevlilere eşkıyalık yapıyorlar demenizin sebebi nedir? Ulusal Kanal’a yardım etmeyi niçin boynunuzun borcu olarak görüyorsunuz? Adli bir soruşturmayı yürüten görevlilere ve temsil ettikleri kurumlara yönelik kendi sonlarını hazırlıyorlar demenizin sebebi nedir? Nasıl ve kimler tarafından verilecek bir sondan bahsediyorsunuz? Cami duvarına işediler cümlesinden kast edilen nedir? Ayrıca Türkiye'de Amerika ve Avrupa'ya karşı bir mücadele mi yürütülmektedir? Ulusal Kanal bu mücadelenin önderlerinden midir? Bahsedilen nasıl bir mücadeledir? Detaylı bilgi veriniz.

 

   CEVABEN: Ben daha önce ilişki ve irtibatımı anlatmıştım. Onun dışında sistemli ve sürekli bir münasebetimiz yoktur. “Eşkıyalık” tabiri, bir kısım medyanın yargı kararları kesinleşmemiş bir sürecin başında; hem ahlaken hem hukuken masum sayılması gereken kişilere karşı bir karalama kampanyasına işarettir. Ulusal Kanal’a, sadece masonik merkezlerin ve dış güçlerin ülkemizi yıkma faaliyetlerine karşı uyarıları sebebiyle ve bize ters düşen bir takım görüş ve düşüncelerini kabul etmemek kaydıyla ve sadece bu tanışıklık münasebetiyle telefon açıp cüzi bir yardım talebine karşı bir nezaket ifadesidir ve hepsi bundan ibarettir. Ne adli kurumlarımızı ne de şerefli polis teşkilatımızı böylesine alçakça bir sıfatlamadan utanırım. Benim tepkim kasıtlı medyanın taraflı ve kışkırtıcı tavırlarına yöneliktir. Hatta bizim tepkimiz ve nefretimiz Avrupa ve Amerika halklarına karşı değil; Avrupa ve Amerika’da siyasete ve sermayeye hükmeden bir kısım masonik merkezleredir. Bunların sinsi Türkiye hesaplarına, NATO toplantılarındaki haritalarla ülkemizi parçalama planlarına ve hain saldırılarına karşı olumlu ve onurlu mücadeleye katkı sağlayan, sağdan veya soldan her kişi ve kuruma; milletim, tarihim ve geleceğim adına bir minnet duygusu taşımam da normaldir, ama ölçüm ve çerçevem bundan ibarettir. 

 

   SORULDU: Görüşmenizde katıldığınızı belirttiğiniz özel toplantının içeriği ve katılımcılar hakkında detaylı bilgi verin.

 

   CEVABEN: Ben öyle gizli bir toplantıya falan katılmadım, herkese açık bir programa çağrıldım. Televizyonlarda gösterilen ve ismi geçen Kemal ALEMDAROĞLU’na yüzlerce katılımcı içinde: “Başörtüsü bahanesiyle AKP’ye sataşmalarının bir çifte standardı yansıttığını, hatta bunun toplumun geneline bir saldırı sayıldığını, çünkü kendisinin şimdi başkanlığını yaptığı İstanbul Rotary kulüplerinin, önceki başkanının da AKP İstanbul kurucu il başkanı ve şimdi AKP’nin önemli bir adamı olduğunu”, yüzlerine karşı söylemiş bir insanım. Benim bunlarla gizli ve kirli ilişkilerim olmadığını ve şimdi sığındıkları Kemalizm noktasında da samimiyet noksanlıklarını; “Atatürk’ün kapattığı mason localarına niye karşı olmadıklarını?” sormakla kanıtlamışım. (Katıldığım bu konferansın bütün kayıtları elinizde bulunmasına rağmen, hala niye katıldığımı sorgulayıp, ama neler konuştuklarımı atlamanız, nasıl bir komplo ve karalama ile karşı karşıya olduğumun göstergesidir. Kaldı ki bu toplantının video kaydını ve orada benim neler konuştuklarımı izleyen savcı, haklı olarak bizi serbest bırakma kararı vermiştir.)

 

   SORULDU: İstanbul ilinde Talat Paşa Komitesinin düzenlediği ve Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan ve tutuklanan şahısların da katıldığı toplantıya Milli Çözüm Dergisi olarak katılma sebeplerinizi açıklayınız? 

 

  CEVABEN: Amacımız, ülkemiz adına hayırlı bildiğimiz doğruları söyleyip uyarmak, zararlı gördüğümüz yanlışları hatırlatmaktır. Bu nasıl bir soru şeklidir ki, o toplantıda yaptığım konuşma bana bu soruyu yöneltenleri mahcup edecek, milli ve haysiyetli bir içeriğe sahip olduğu için hiç değinilmemiştir. Oraya niçin katıldığımın cevabı, zaten yaptığım konuşmanın içeriğindedir.

 

   SORULDU: Görüşmede ismi geçen Hasan ÜNAL kimdir? Görüşmenin içeriği hakkında bilgi verin. 

 

   CEVABEN: Hasan ÜNAL Gazi Üniversitesinde Uluslararası ilişkiler konusunda uzman, görüşlerine dünya çapında değer verilen şahsiyetli bir aydınımızdır. Türkiye'de çok farklı kurum ve kuruluşların onun bilgisine ve görüşlerine başvurduğu bilinen bir bilim adamımızdır. 

 

   SORULDU: Konya ilinde düzenlenen ve sizin organize ettiğiniz anlaşılan konferansın organizasyonu için ne kadar harcama yapılmıştır. Konferansın yapıldığı yer ile ilgili ödeme kimin adına fatura edilmiştir. Bu harcamalar kim ya da kimler tarafından finanse edilmiştir. Detaylıca bilgi veriniz? 

 

   CEVABEN: Herhangi bir konuşmacının davet edildiği ildeki hazırlıkları ve onu ağırlama masraflarını, kimin yaptığını sorması ve bilmesi, sorulduğu zaman bunlara cevap vermesi, hangi kanuni ve ahlaki kanunun gereğidir? Bu soru Ahmet AKGÜL'den başka kimlere yöneltilmiştir? Bunlarla ilgili her şey ilgim ve bilgim haricindedir. 

 

  SORULDU: İsmet SEZGİN'in Nevzat GÜNDÜZ aracılığı ile size gönderdiği paranın karşılığında herhangi bir alışverişiniz oldu mu? Paranın size gönderilme sebebi nedir? Açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Bir soruyu aynı soruşturma kapsamında defalarca sormak, eğer bir kavrayış kusuru değilse; kasıtlı bir yönlendirme ve isnatları mecburen kabul ettirme yöntemidir. Ben Elazığ'da oturan bir insanım. Milli Çözüm yazılarını kontrol eden, defalarca düzeltip değiştiren ve yazıların bir kısmını mecburen para karşılığı bu işi bilenlere yaptıran, her hafta onlarca dergi ve yeni kitap okumak, olayları yakinen takip etmek mecburiyetinde olan bir insanım. Bütün bunlar muhakkak önemli bir külfet getiren çalışmalardır. Benim emekli maaşımla, kendi idarem yanında, bütün bunları karşılama imkânım olmadığından, öyle sürekli ve sistemli değil, arkadaşlarımın da zaten bildiği bazı durumlarda, ekip dayanışması ruhu ile bazı kardeşlerimizin bu masrafları karşılama gayretidir. Zaten özgeçmişimde de yanlış hatırlamıyorsam 6.000 YTL civarında bankada param olduğunu, onunda bir ev değişiminden arta kaldığını, aslında gayet mütevazı bir hayat yaşadığımı, bunun dışında ne benim üzerime, ne de eşimin üzerine hiçbir mal varlığımın olmadığını söylemiştim. Ben böyle kirli menfaat ilişkileri içerisinde bulunmadığımı söylüyorum. 

 

   SORULDU: Görüşme yaptığınız Ali ÇAĞIL isimli şahıs kimdir, ilişki ve irtibatınızı anlatınız. Ayrıca AKP’ye karşı açılmış olan kapatma davasını eleştirdiği söylenen Şevket KAZAN isimli siyasetçiye niçin öfkelenip hakaret içeren sözler sarf ediyorsunuz? Sizce kapatma davasının eleştirilmesi alçaklık ve Yahudilik midir? Detaylı bilgi verin. 

 

   CEVABEN: Şevket Kazan denen kişi daha önce Tayip Erdoğan’ı ve Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL ve adamlarını Milli Görüş davasına sokan ve yine Milli Görüş’le hiçbir alakası olmayan Abdullatif ŞENER’i Sivas’tan milletvekili ve bakan yapan, bunları partide en yetkili konumlara taşıyan, ancak yine bu davaya zarar vermek için bu kişileri dışlayıp, kışkırtıp partiden ayrılmalarına bahaneler açan kişi olmasına rağmen; şimdi tekrar demokratik bir gayret görüntüsü ile, AKP'nin kapatılma davasına karşı çıkarak, bu çok endişe verici çifte standartlarını içime sindiremediğimden ve aslında AKP’nin dağıtılıp kapatma sürecinin yaklaştığını teşkilatlarda söyleyip, AKP’den arta kalanlar ile yeniden parti kuracağından iddia etmesi yüzünden, böyle şahısları sevmemekteyim. Daha önce de hiç ilgim ve bilgim bulunmayan, aynı düşünceye mensup gençlerin birbirine kışkırtılıp kavgaya tutuşturulması ve ardından da bir organize suç çetesi gibi bunun sorumluluğunun bana yüklenilmeye çalışılması, ancak savcı ve yargıçlarımızın sırıtan bir sahtekârlığı fark edip böyle bir iddiaya rağmen benim ifademe bile başvurmayı gereksiz sayması, (bunların karışık ve münafık kişilikleri) konusundaki kanaatlerimi de güçlendirmektedir. 

 

   SORULDU: Yine bahsettiğiniz Milli Derin devletin Türkiye'deki alt yapısı ile dünya çapındaki bağlantıları hakkında ve dış güçlerin hileleri ile işbirlikçilerin hıyanetlerini dizginleyip ülke lehine kullanmak için yaptığı faaliyetler hakkında detaylı bilgi verin. 

 

   CEVABEN: Bizim kanaatlerimiz devletimize ve milletimizin asaletine güvenmenin bir neticesidir. Yeryüzündeki hiç de arzu etmediğimiz bir kısım sıkıntı ve saldırıların pençesinden bölge halkının ve insanlığın yeniden milletimizin himayesiyle kurtulabileceği sevinci ve beklentisidir. 

 

  SORULDU: Yukarıdaki yazınızda; Milli Derin Devletin nasıl organize edildiği ve bu yapının devlet-millet yakınlaşmasını nasıl sağladığı, sabataist kadroların etkinliğini ve direncini nasıl kırdığını detaylıca anlatınız. Ayrıca Sabataist kadrolar olarak kastettiğiniz kişilerin kim oldukları hakkında detaylı bilgi verin. 

 

   CEVABEN: İşte o milli diriliş ve hizmetlerin canlı bir örneği 54. Refah-Yol hükümetinin, bütün zalim güçleri ve işbirlikçileri telaşa düşüren hizmet ve gayretleridir. Ben gizli bir dernek ve oluşumdan değil, demokratik usul ve yollardan gelmiş milli hükümetten ve onu devre dışı bırakan kirli güçlerden bahsediyorum. Kavramların daha iyi anlaşılmasına güzel bir örnektir. 

 

   SORULDU: Milli Çözüm Dergisinin 2005 yılı Nisan sayısında yazdığınız Barbar ABD batıyor başlıklı yazınızda; 

 

  • Hala, bu Amerika'ya ve arkasındaki Siyonist odaklara güvenen;
  • Aydın ve gözü açık geçinen kalpleri kör, kafası kiralıkların,
  • AKP gibi izansız ve insafsız iktidarların,      
  • Yahudi Lobilerinden beslenen ve Amerikan karşıtı rol üstlenen, radikal İslamcı münafıkların,
  • "Amerika'nın ve uşaklarının Irak'taki işgalini ve vahşetini kınıyorum."
  • "İsrail'in, masum ve savunmasız Filistin halkına yönelik haksız ve ahlaksız, saldırı ve soykırımı kabul etmiyorum."

 

   Gibi, değil şuurlu ve sorumlu bir Müslümanın, hatta her onurlu insanın bile haykırması gereken bir açıklamayı dahi yapamayan, Hoşgörü Hocalarının ve Dinlerarası Diyalog davulcularının, tarihi bir darbe ile derbeder olmaları da yakındır.

 

   Kimlik Bunalımı başlıklı bölümünde;

 

   Atatürk'ten sonra rayından çıkarılan ve sadece batılı efendilerine hizmete amade seri robotlar üretmeyi amaçlayan bu sistem; Ya yeni bir Kuvayı Milliye devrimiyle ortadan kaldırılacak... Veya bu gidişat bizi tarihin mezarlığına taşıyacaktır!... dediğiniz tespit edilmiştir.

 

   Şimdi: Yukarıdaki yazınızda; yakın olduğunu belirttiğiniz tarihi darbe ile Kuvayı Milliye devrimi hakkında detaylı bilgi verin.

 

   CEVABEN: Ben bunun yanıtını ABD ve AB yetkililerine haykırmak üzere veriyorum! Tarihin en karanlık dönemlerinde bile yeniden dirilmeyi ve insanlığa yön vermeyi başarma şerefini taşıyan bu milletin ve devletimin, daha mutlu ve daha umutlu yarınlara imza atacağını, bu sözlerimle müjdeliyorum. Bunun içeriğini ve inceliklerini ise işbirliği yaptığınız CIA ve MOSSAD’dan sorup öğrenebilirsiniz.

 

   SORULDU: Milli Çözüm Dergisinde 2006 yılı Ocak sayısında yazdığınız Darbeler mi Tehlikeli, Demokrasi Derebeyleri mi? başlıklı yazınızda; Darbeleri geride bırakmış Türkiye'nin bugününe bakıldığında ise darbeyi özleyenden çok "özleten" bir siyasi kadronun iş başında olduğu görülecektir. Yani AKP icraatlarıyla bir darbeyi adeta davet etmektedir.

 

  • AB merkezli bir görüntü çizilip "AB'ye Uyum Süreci" içinde toplanan parsanın "küresel güç odakları"na akıtıldığı bir dış politika çizgisi,
  • Bir küresel tefeci olan IMF ve dava arkadaşlarına ciro edilmiş bir iflas ekonomisi...
  • DP İktidarı'nın ithalat çılgınlığına bir de özelleştirme çılgınlığını ekleyerek "yağma" mantığını meşrulaştırmaya çalışan bir milli servet tasfiyesi...
  • Etnik kartları soğutarak oyun dışı bırakacağına sürekli ısıtarak sabotaj malzemesi haline getiren ahmakça bir parçalama stratejisi,
  • AB'ye Uyum tezgâhı üzerinden başta "terör" olmak üzere birçok stratejik noktada pasifize edilen Anayasal Düzlem'i köklü bir değişime uğratabilmek adına var gücüyle çalışan köstebeklerden oluşan bir siyasi hıyanet felsefesi,
  • MGK'nın sivilleştirmesi gibi başlangıç hamlelerinin akabinde YAŞ Kararları'nın yargıya açılması gibi Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tamamen saf dışı bırakacak talimatları AB Masalı üzerinden uygulamaya koyan bir ruh sefaleti,
  • Ve tamamen duygusal etkili bonuslar vasıtasıyla ehlileştirilen medya üzerinde yürütülen çürütme operasyonunu YÖK ve RTÜK gibi önemli kurumlar ile sürdürerek kendilerine bağışlanan koltuğun hakkını vermeye çalışan bir sözde "baş"bakan... resmi. Dolayısıyla bu noktada "Acaba darbeyi özleyen mi çok, yoksa zorla özleten ve davet eden mi?" diye sormak fazla yadırganmamalıdır.

 

   Şimdi: Yayınladığınız Milli Çözüm Dergisi aracılığı ile derginizi takip eden kitleyi ülkemizde bir darbenin gerekli olduğuna inandırmak istemenizin sebebi nedir? Yapılacak olan bir darbeden sizin ne gibi bir beklentileriniz vardır? Detaylı bilgi verin. 

 

   CEVABEN: Bu soruyla aslında, Milli Çözüm Dergisinin gerçek suçunun: AB ve ABD hıyanetlerine karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliğini ve bekasını savunma gayretimiz olduğu kesinlik kazanmıştır. Üstelik kasıtlı bir çarpıtma değil ise, bir beyin fukaralığı sırıtmaktadır. Çünkü o yazıda açıkça “darbelerin ülkemize verdiği zarar kadar, darbeleri meşrulaştıran ve bir nevi mecbur hale sokan iktidarların da suçlu olduğunu” hatırlatıp darbe heveslilerine fırsat ve ruhsat vermememiz gerektiğini savunuyor ve sahip çıkıyorum. 

 

   SORULDU: Milli Çözüm dergisi bünyesinde yayınlanan bu tür yazılar ile yasal zeminler içerisinde varlığı kabul edilemeyecek olan derin devlet olgusunun sürekli olarak işlenme amacı nedir? Niçin ülkemizdeki çeşitli görev ve sorumlulukları olan resmi ve tüzel kişi ve kuruluşlar böyle bir olgu ile kamplaştırılmaya çalışılmaktadır? Derginizde sıkça işlenen derin devlet oluşumdan ne tür bir beklenti içerisine girilmektedir ve bu oluşumun nasıl bir görev üstlenmesi arzulanmaktadır? Sizler de Kuvayı Milliyeci olarak Milli Derin Devlet içerisinde mi yer almaktasınız? Yukarıda tespiti yapılan konu hakkında detaylı bilgi veriniz. 

 

   CEVABEN: Öyle kastedilen şekilde bir derin devlet veya gizli organize istemekten uzak ve öte, Türkiye Cumhuriyeti devletimizin bekasını ve bağımsızlığını devam ettirme sorumluluğundayız. Kurtuluş savaşımızdaki Kuvayı Milliye diriliş ve direnişine karşı çıkıp İngilizlerle, Yunanlılarla, Fransızlarla veya Ruslarla iş birliği yapan soysuzlar ve fırsat buldukça bizi bağrımızdan bıçaklayan bazı azınlıklar ne kadar hainse, bu gün de AB’ye eyalet, İsrail’e vilayet yapılmamız için BOP projesine taşeronluk, işte o kadar sakıncalı ve sancılı bir durumdur. 

 

   SORULDU: Yazılara bakıldığında tek kalemden çıkmış ve tek merkezden yönlendirilmek suretiyle yazılmış gibi gözükmekte ve yazılarda ortak konular olarak; Ülke yönetiminde bulunan Hükümet ve onu destekleyenler Kirli Cephe, Hükümetin karşısında olanlar ise Kuvayı Milliyeciler nitelendirmesi ile Asker ve Sivil bütün olarak Milli Cephe diye ikiye ayırarak kamplaştırma yapıldığı, ülkede hükümet tarafından ihanete varan art niyetli ve kötü bir yönetim olduğu, yine ülkede gerek suikastlar gerekse ekonomik krizlerle bir kaos ortamının yaşanacağı, sivil oluşumlar ve TSK’nın birlikte hareket ederek mevcut hükümeti devre dışı bırakması gerektiği, bunun için de gerekirse darbelerin, gerekirse de harplerin yapılabileceğini, yine TSK’nın hükümeti devirmek için darbe yapmaya hazır olduğu ve zamanının çok yakın olduğu, emekli askerlerin de bu oluşumun içinde yer aldığı ısrarla ve yoğun biçimde açık açık vurgulanmaktadır. 

 

   İstanbul C. Başsavcılığınca Ergenekon terör örgütüne yönelik yapılan soruşturma kapsamında elde edilen Ergenekon Analiz isimli belgede gösterilen şemanın incelenmesinde, sivil oluşumlar ile sözde TSK’dan emekli olmuş subayların birlikte hareket etmesi gerektiği vurgulanmakta olup, bahse konu belgede geçen bu değerlendirme ile Milli Çözüm Dergisinde yayınlanan yazılarda empoze edilmeye çalışılan fikirlerin birebir örtüştüğü görülmektedir. Ülkede bir kaos ortamı oluşturmak ve bunun sonucunda da askeri bir darbe yapılmasını sağlamak amacıyla yukarıda belirtildiği gibi bir yayın politikası izlemenizin gerçek sebebi nedir? Bu konu ile ilgili derginize yüklenmiş bir misyon- görev mi vardır? 

 

   CEVABEN: Benim o sözlerimden böyle bir netice çıkarmak; yüzlerce zoraki yorumlarla, “bizi gizli bir çete ve tehlikeli bir organize” gibi gösterme çabasına ve böylece ABD ve AB kâhyalığını ve işbirlikçi iktidarları masum gösterme amacına yönelik bir tavırdır. Asla kabul etmiyorum, nedenlerini de daha önceki sorularda açıklamış bulunuyorum. Böyle yapılacağına: ABD, AB ve İsrail’e karşı olanların tümünü çete üyesi kabul edip, hatta Türkiye’nin etrafına tel örgü çekip, ülkenin tamamının bir açık hava hapishanesine çevrilmesi daha uygun olur diye düşünüyor ve üzülüyorum. AB’ye girdiğimiz gün bağımsızlık ve hükümranlık haklarımız zaten Bürüksel’e devredileceğinden, Türkiye Yunanistan’a eyalet haline geleceğinden, iç ve dış politikamız onların güdümüne gireceğinden, şanlı Çanakkale savunmamızı ve kutlu kurtuluş savaşımızı bir nevi boşuna yapmış olacağımız için, bu korkunç neticeler kendiliğinden meydana gelecektir. 

 

   SORULDU: Yukarıdaki yazınızın 8. paragrafında bahsettiğiniz ulusal zeminin tanımlamasını ve içerisinde TSK’nın da bulunduğunu belirttiğiniz ulusal zeminde kalan güçlerin hangi kişi veya kurumlar/kuruluşlar olduğunu açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Daha önceki bütün ifadelerimde Türkiye Cumhuriyetinin resmi ve sivil kurumlarının dış baskılardan ve masonik kuşatmadan temizlenmesi gerektiğini vurgulamıştım. Yoksa milli derin devlet, kendi devletimdir. Asla kişisel heveslerle karanlık ilişkilerle ifade edilen terörist yapılanmaları, hayatımız boyunca kabul etmedik bundan sonra da etmeyeceğiz. 

 

   SORULDU: Yine 9. paragrafta; Görev ve sorumlulukları Anayasa ve yasalar ile belirlenmiş olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin misyonunun belirleyicisi olarak Bursa Nutkunu göstermenizin sebebi nedir? Yine klasik darbe yapma eğiliminde olmadığını belirttiğiniz TSK’nın yasal olmasa dahi bir darbenin kaynağı ve tarafı olmak konusunda tereddüt etmeyeceğini belirtmenizin sebebi nedir? 

 

   CEVABEN: (Bu soru) Bursa nutkunu veren Mustafa Kemal Atatürk’le ve milli mücadele şuuru ile hesaplaşmak ve Türkiye’mizi ayakta tutan iki temel dinamizm olan: Atatürk milliyetçiliğinden ve saf İslam düşüncesinden kurtulmak isteyen hıyanet şebekelerinin milli çözümden duydukları rahatsızlığın bir ifadesidir. 

 

   SORULDU: Yine 11. paragrafta Savcılar, mahkemeler görevini yapmalıdır. Her vatansever bazı riskleri artık göze almalıdır sözüyle yargı gücünü hangi riskleri alarak nasıl bir göreve çağırıyorsunuz? Açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Yargımızın temel ve genel dayanağı olan ve meşruiyet kaynağını oluşturan: aziz milletimizin ve milli menfaatlerimizin korunması ve kollanması noktasındaki anayasal görev ve sorumluluklarını, daha özgür ve daha güvenli yapabilecekleri şartların oluşturulmasında her sınıf ve seviyeden insanımızın duyarlı davranması gerektiğini temenni ve teklif ediyoruz.

 

   SORULDU: Milli Çözüm Dergisinde yayınlanan yazı ve şiirlerin tarafınızdan yazılmasına rağmen sanki diğer yazarlarca kaleme alınmış gibi göstermenizin sebebi nedir? Bu konuda bir uygulama için kimden talimat alıyorsunuz? Detaylıca açıklayınız. 

 

   CEVABEN: Bu yazıların ve şiirlerin nasıl hazırlandığını ve nasıl yayınlandığını daha önce belirtmiştim yeni bir açıklamaya gerek görmüyorum. Üstelik Müstear - takma isimle yazı yazmak yayın tarihinde asla suç sayılmadığı bilinen bir gelenektir. Bunu bir suçmuş gibi bize isnadını da anlayabilmiş değilim. 

 

   SORULDU: Milli Derin Devlet kavramını sürekli işleyerek, darbe için gerekli kaos ortamının oluşturulmasında rol alacak illegal oluşumların mutlak surette gerekliliğine kamuoyunu inandırmaya çalıştığınız; dolayısıyla ülkemizde bir darbe yapmak ve ülkemizi yeniden yapılandırmak amacıyla faaliyet gösteren Ergenekon terör örgütünün bu güne kadar deşifre edilmiş eylem ve faaliyetleri ile paralel bir yayın politikası izlemiş olduğunuz ve Ergenekon Terör örgütünün Alt yapılanması olan Lobi faaliyetlerinin içerisinde iletişim ve propaganda alanında faaliyet gösterdiğiniz anlaşılmaktadır. Bu konu ile ilgili detaylı ifadenizi veriniz. 

 

   CEVABEN: Bu iddiaların tamamının kasıtlı bir çarpıtma ve saptırma olduğu kanaatimi uzun uzun belirtmiştim. İddiaların tam aksine gizli veya açık hiçbir ilgim ve bilgim bulunmayan Ergenekon yapılanması gibi kirli hareketlerin vücut bulmaması için gayret göstermişim. Hele ordu ile hükümeti karşı karşıya getirme niyetine ve gücüne sahip olmadığım gibi, “ordunun şerefli mensuplarına sahip çıkmamı ve saygı duymamı bile, Amerikan Emperyalizmine hıyanet gibi” algılayan bir düşünce yapısının, şimdi de; “orduma sahip çıkıyor görüntüsü vermesi” çok sinsi ve tehlikeli bir tuzak gibidir. Biz iktidarlara da diğer meşru kurumlara da, görebildiğimiz kadar yanlışlıklarını da başarılarını da hatırlatmak gibi bir milli sorumluluk bilinci ile hareket ettik. Bütün bu yakıştırmaların İsrail Siyonizm’ine, Amerikan emperyalizmine, Haçlı Avrupa hevesine uşaklık yapanların kirli oyunlarına projektör tutmuş olmamızın verdiği bir panikle hazırlandığı bellidir. Bu suçlamaları asla kabul etmiyorum. 

 

   SORULDU: "Size ait olduğu anlaşılan ve disket üzerindeki yazıdan ulusal TV de yapılacak bir röportaj olduğu anlaşılan yazının Ali ÇAĞIL'da bulunma sebebi nedir? Yazılan bu metni kim hazırlamıştır? Ayrıca size atfedilen bu yazıda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına ve Milletvekillerine ağır şekilde hakaret edilmesinin sebebi nedir? 

 

   CEVABEN: O yazının bir noktası bile bize ait değildir. Yayınlandıktan aylar sonra bile tekzip edildiğine rastlamadığımız meşhur SESAR internet sitesinden alındığı, o yazının altında dip not olarak gösterilmiştir. Kaldı ki Cüneyt ZAPSU’nun Amerika’daki Yahudi lobilerine, Recep Tayip Erdoğan’ı kast ederek: “bunu çöp deliğine süpürüp atacağınıza, hazır elinize geçmişken tepe tepe kullanınız” dediğini onlarca gazete ve dergi manşet yapıp defalarca sayfalarına taşımasına rağmen, herkesin AKP’nin ve Başbakanın sağ kolu olarak bildiği bu adamı çağırıp, bu sözü söyleyip söylemediği, söylemiş olsa bile tekzip etmesi gerektiği basına bile yansımamış ve kimse duymamıştır. Hükümetin ve Recep Tayyip ERDOĞAN beyin manevi şahsiyetini koruyanlar, önce uzun zaman sözde baş danışmanlığını yapan Cüneyt ZAPSU’dan bunun hesabını sorsunlar ve önce Cüneyt ZAPSU’ya hakaret davası açsınlar. (Kendi kendilerini hakaret ve rezalet batağına atıp çırpınanlara düşmanlık yapılmaz, sadece acınır ve kurtarılmaya çalışılır. Çünkü zaten belasını bulmuşlardır.) 

 

   SORULDU: İkametinizde yapılan aramada Hakkında İstanbul 6 Nolu DGM tarafından 22.12.2000 tarih ve 2000/756 Müt sayısı ile hakkında toplatma kararı bulunan Abdullah ÖCALAN “nasıl yaşamalı” isimli kitap elde edilmiştir. Konu ile ilgili olarak ifadenizi veriniz. 

 

   CEVABEN: Bu kitabın yasaklandığından ve toplandığından ilk defa haberdar oluyorum. Keban cezaevinde yatarken solcu siyasi mahkûmların bulunduğu koğuştan savcılık müsaadesi ile hoş geldin ziyaretine gelen Diyarbakırlı ve Erganili iki kişinin Abdullah Öcalan’ı kurtuluş rehberi gibi göstermeleri ve onun gerçek hürriyetçiliğinin bahsedilen kitapta izah edildiğini söylemeleri üzerine, bu terör elebaşının asıl mahiyetini ve kirli heveslerini bizzat o kitaptan okuyarak, onları ve başka kapılmış insanları uyarmak ve aydınlatmak için ihti

Yorum Yaz