Mayıs 23 10:58

MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN HİZMET VE İSTİKAMET ESASLARI

MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN HİZMET VE İSTİKAMET ESASLARI

Sonsuz şükürler olsun ki bizler Müslümanız. Allah-u Teâlâ bizlere “Müslümanlar”diye isim takmıştır. Bu nedenle “Müslümanlık”tan daha üstün bir sıfat ve böyle anılmaktan daha güzel bir iltifat tanımayız. Hacc: 78 (son) ayeti bu konuda en kutlu ve mutlu dayanağımızdır: “Allah yolunda, (O’nun rızasına uygun tarzda) hakkıyla cihad edin! O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi ki; Elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a (Kur'an'a) sarılın, sizin Mevla’nız O'dur. İşte, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır. (Ah bilseniz...)  

Bu yüzden yeryüzündeki bütün Müslümanları kardeş sayarız ve “Bütün mü’minler ancak kardeştir” (Hucurat: 10) hükmüne uyar, buna göre davranırız. “İnsanlar, ya Dinde (İslam’da) kardeşiniz ya da yaratılışta (temel insan hakları konusunda) eşitiniz ve benzerinizdir” hadisinin emrine göre davranırız. Biz sadece Müslümanların değil, farklı din ve düşünceden, ayrı köken ve kültürden bütün insanların onurunu ve huzurunu sağlamak şuuru ve sorumluluğuyla, hayırlı ümmet olma özelliği kazanacağımıza inanırız.

“Siz (sadece Müslümanlar için değil, bütün) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. (Çünkü siz, ülkenizde ve yeryüzünde) Ma'rufu (Hak’kı ve hayrı) yürütecek, münkeri (zulmü ve kötülükleri) önleyecek (bir Adil Düzen kurmaya) çalışırsınız. Ve Allah'a (tam) iman edip (bağlanırsınız). Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden (bazı) iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.”[1]

Sadece Müslümanların değil, farklı köken ve kültürden, ayrı din ve düşünceden bütün insanların can, mal ve namus emniyeti, din ve düşünce hürriyeti kutsaldır ve korunmalıdır. Sadece Milli birlik ve dirliğimize ve ülke bütünlüğümüze aykırı kişi ve girişimlere karşı dikkatli ve titiz davranmalı, sesimiz tiz çıkmalıdır. Çünkü nemelazımcılık, geleceğimizi tehlikeye sokacak ve toplumun başına büyük sıkıntılar açacaktır.

Hiçbir Müslümanı ve Ehli Kıble olan insanları asla küfürle suçlamaz ve dışlamayız!

Evet biz Milli Çözüm Ekibi ve Erbakan’ın Milli Görüş takipçisi olarak:

1- Müsnet İslamiyet ve istikameti esas alırız.

2- Müspet ve münasip milliyetçiliğe sahip çıkarız.

Müsnet İslamiyet; sarih (apaçık) Ayetlere ve sahih (gerçek) Hadislere isnat eden, yani sağlam belgeli ve geçerli istikamet anlamındadır. Üzerinde 1400 yıllık on binlerce ulemanın icma ve ittifak ettikleri Kur’an ve Sünnet çizgisi bizim temel ve değişmez bürhanımızdır. Sarih (apaçık) Ayetler “Mutlak delil”; sahih (gerçek) Hadisler ise “Delil”, yani temel ve genel dayanak konumundadır.

Gerekli ve yeterli ilmi donanıma, itikadi ve İslami duyarlılığa sahip âlimlerin, bu delil ve dayanaklara uygun olarak, gelişen ve değişen şartların ihtiyacına göre, akıl ve kıyas yoluyla çıkardıkları sonuçlar-içtihatlar ise “hüküm” makamındadır. Bu hükümler üzerinde İslam uleması ittifak ederse, o zaman “icma=kesin hüküm” oluşmaktadır. Ancak sarih Ayetlere ve sahih Hadislere dayalı “delil”ler (her zaman gerekli ve geçerli değişmez)Mutlak doğrulardır; ama içtihadi kanaat ve kararlar, mukayyet (zamanın ve şartların ihtiyacına göre) değişebilen kararlardır.

Müspet (olumlu ve yararlı) ve Münasip (intisap ve irtibatlı) Milliyetçilik ise; bağımsız ve güçlü devlet olma, ortak vatan ve kalkınma şuuru ve sorumluluğu kazanma, tarihi ve talihli rabıtaları yani dil, kültür ve akrabalık-soydaşlık gibi bağları diri tutma ve müşterek dinamizm kazanma amaçlı gayret ve hamiyet duygularıdır ki, hayırda yarışma heyecanı kazandırır.

Asırlar boyunca ve hayranlık uyandıran bir fedakârlık ve kahramanlıkla İslam’a ve insanlığa gönüllü hizmetkârlık yapmış; üç kıtada Hak ve adaletin ve hoşgörü medeniyetinin sancaktarlığını yapmış aziz Türk milletinin, asalet ve haysiyetine yakışır bir olgunluk ve sorumluluk bilinciyle yaşamak; imani ve insani bir duyarlılıkla davranmak, bu müspet milliyetçiliğin icabıdır.

Din kardeşliği, en sağlam ve kopmaz irtibat ve intisap bağımızdır!

Mezhepleri ayrı, hatta bize aykırı da olsa, kavim, köken ve kültürleri çok farklı da olsa bütün Müslümanları kardeş bilmek, kardeşlik hukukunu gözetmek, onları asla kâfirgörmemek ve İslam dışına itmemek bizim şiarımızdır. Her yıl Hac mevsiminde ve yine Umre ziyaretlerimizde Sünni, Şii, Vehhabi ve Selefi gibi onlarca farklı mezhep mensuplarının… Türk, Kürt, Arap, Fars, Zenci, Malezyalı gibi yüzlerce değişik ırktan Müslümanların… Kadiri, Nakşi, Mevlevi, Rufai gibi tarikat ve cemaatlerin, aynı kıbleye (Kâbe’ye) yönelip saf bağlamaları, aynı imama uyup, aynı Fatiha ve Kur’an’ı okumaları ve aynı Peygamberin ümmeti olarak kullukta bulunmaları anında, nasıl bütün farklılık ve aykırılıklarımızı unutup, kardeşlik duygusuyla birbirimizi bağrımıza basıyor ve kusurlarını bağışlıyorsak, Hac’ın dışında kendi ülkelerimizde ve kendi hizmet birimlerimizde de aynı duyarlılık ve tutarlılıkları devam ettirmemiz şarttır.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz