Mart 31 18:24

MUHAMMED (SAV) SURESİ’NİN KISA MANASI VE MEALİ

MUHAMMED (SAV) SURESİ’NİN KISA MANASI VE MEALİ

MUHAMMED (SAV) SURESİ’NİN KISA MANASI VE MEALİ

 Harun Akgül kardeşimiz rüyasında Erbakan Hocamızı görüyor. Aziz Hocamız kendisine “Ben öldükten sonra bunları Ahmet Hoca’ya ve Necati Akgül’e söyleyeceksin..!” şeklinde bazı sırlar ve talimatlar veriyor. Ancak kendisi Hocamızın vasiyetlerini hatırlamıyor. Bir ağabeyimiz bu durumu merak edip Kur’anı Kerim’den tefaül edince “Muhammed Suresine” işaret ediliyor ve hocamızın müjde ve mesajlarının bu mübarek sure içinde olduğu kalbine ihtar ve ilham ediliyor. Bu nedenle sure-i Muhammed’in (SAV) ibretli ve hikmetli yüce mealini okurlarımızın istifadesine sunuyoruz

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla (Onun yardımına sığınarak ve rızasını kazanmak amacıyla başlıyorum)

1- Onlar ki (Kur’an ahkâmını ve Resulüllahın haklı çağrısını) inkâr ettiler ve (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyup çevirdiler, (işte Allah da) onların amellerini giderip-boşa çıkarmıştır.

2- İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed'e indirilen (Kur'an)a -ki o Rablerinden bir haktır- İman edenlerin ise (Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış, durumlarını düzeltip-ıslah ederek (onları şerefli kılmıştır)

3- İşte böyle; hiç şüphesiz, inkâr edenler batıl olana uymuşlar; ve hiç şüphesiz, iman edenler Rablerinden olan hakka uymuşlardır.(Bilerek ve isteyerek HAKKA tabi ve taraf olanlar Mü’min; BATIL’a tabi ve taraf olanlar da KAFİR sayılmıştır.) İşte Allah, insanlara kendi örneklerini böyle vererek (uyarmaktadır)

4- Öyleyse, inkârcılarla (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun (ve onları susturun); sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki (saldırganlar uslanıp) savaş ağırlıklarını bıraksın (ve teslime yanaşsın). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş) sizleri birbirinizle denemesi için (bir imtihandır). Allah yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allah) amellerini giderip-boşa çıkarmayacak (onları dünyada izzete, ahirette cennetle mükâfatlandıracaktır).

5- Onları hidayete erdirecek ve durumlarını düzeltip-ıslah edip (galibiyet ve medeniyete ulaştıracaktır).

6- Ve (ahirette de) onları, kendilerine tarif edip-tanıttığı cennete sokacaktır.

7- Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah adına İslam’a ve Müslümanlara ve Hak daya) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.

8- İnkâr edenler ise, yüzükoyun-düşüş, onlara olsun; (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmıştır.

9- İşte böyle; çünkü onlar, Allah'ın indirdiğini çirkin (kerih) gördüler, bundan dolayı, O da, onların amellerini geçersiz saymıştır.

10- Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Allah, onları yerle bir etti. Bu kâfirler için de bunun bir benzeri vardır.

11- İşte böyle; çünkü Allah, iman edenlerin velisidir; kâfirlerin ise, (gerçek) velisi yoktur, (olmayacaktır.)

12- Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. İnkâr edenler ise, (bu dünyada geçici olarak) metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler (helal-haram seçmeyip işkembelerini doldurup gafletle dolaşılmaktadır); ateş, onlar için (çok acı ve alçaltıcı bir) bir konaklama mekânıdır.

13- Seni sürüp-çıkaran karyenden (ve kavminden), kuvvet bakımından daha üstün nice memleketler (ve zalimler) vardı ki, biz onları yıkıma uğrattık da kendileri için hiç bir yardımcı bulunmamıştı.

14- Şimdi, Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine 'süslü ve çekici gösterilmiş' ve kendi heva (istek ve tutku)larına uyuvermiş kimseler gibi mi sayılacak (onlarla bir mi tutulacaktır?)

15- Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle ödüllendirilen bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan' kaynar sudan içirilip (alçaltıcı acılar içinde kıvranan) kimseler gibi olurlar mı?

16- Onlardan kimi gelip seni dinler (gibi davranmaktadır). Hattaki yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere: "O biraz önce ne söyledi? Ne demek istedi?" (diye alay konusu yapmaktadır) İşte onlar var ya; Allah, onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır.

17- Hidayeti bulmuş olanlara gelince; (Allah onların) hidayetlerini arttırmış ve takvalarını verip (imani huzur ve olgunluğa ulaştırmıştır)

18- Artık onlar, (inkarcılar ve münafıklar, vaat edilen hezimet) saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmeye başlamıştır. Fakat (bu acı ve alçaltıcı an) kendilerine geldikten sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlayacaktır?

19- Şu halde (kesinlikle) bil ki; gerçekten, Allah'tan başka ilah yoktur. Hem kendi günahın, hem mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile. Allah, sizin dönüp-dolaşacağınız yeri de bilir, konaklama yerinizi de (öyleyse daima huzurda kalın ve mü’mince davranın!)

20- İman edenler(in bazıları), derler ki: "(Savaş izni için) bir sure indirilmeli değil miydi?" Fakat, içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa onlara evla (olan):

21- (Cihat emrine) İtaat ve maruf (güzel) sözdü. Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olacaktı.

22- Demek, 'iş başına gelip yönetimi ele alırsanız' hemen yeryüzünde fesat (bozgunculuk) çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı (ve dava arkadaşlarınızla alakanızı) koparıp parçalayacaksınız, öyle mi?

23- İşte bunlar var ya; Allah onları lanetleyip (hidayetlerini karartmış), böylece (kulaklarını) sağırlaştırmış ve basiret (göz)lerini de kör edip (kapatmıştır.)

24- Öyle olmasa, Kur'an'ı (hükümlerini anlamak ve uygulamak üzere dikkatle okuyup) iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa birtakım kalplerin üzerinde kilitler mi vurulmuş(tu ki, Kur’ani haber ve hakikatlere karşı böylesine ilgisiz ve isteksiz davranılmaktaydı?)

25- Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre ve nankörlüğe) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere (dünyalık gaye ve gailelere) kaptırmıştır.

26- İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ın indirdiğini çirkin karşılayanlara (kâfir ve zalim odaklara): "Size (istediğiniz) bazı işlerde itaat edeceğiz (bunların dışında eskisi gibi Müslüman ve Mücahit görüneceğiz)" diyerek (haince vaatlerde bulunmuşlardı.) Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (sır olarak konuştuklarını) biliyordu (ve elbette hesabını soracaktı).

27- Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman (durumları) nasıl olacaktı?

28- İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazaplandıran şeye (Yahudi Lobilerine) uydular ve O'nu razı edecek şeyleri (Hak davaya sadakati ve istikamet üzerinde sabretmeyi) çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı.

29- Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sanmışlardı?

30- Eğer biz dilersek, sana onları (münafıkları) elbette gösteririz, böylelikle onları (kötü maksatlıları) simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilip durmaktadır.

31- Andolsun, biz sizden mücahit olanlarla sabredenleri bilip ayırıncaya (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız).

32- Şüphesiz (işlerine gelmeyen İslami hükümleri) inkâra kalkışanlar, (insanları Hak davadan ayırıp) Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelerek zorluk ve sıkıntı çıkarıp ayrılanlar', kesin olarak Allah'a hiç bir şeyle zarar veremezler (zafer vaadine ve vaktine engel olamazlar. Allah) Onların amellerini (ve hileli hıyanet düzenlerini) boşa çıkaracaktır.

33- Ey iman edenler, (Kur’an ve Sünnet hükümlerine uymak ve İslam’ı hayata hakim kılmak üzere) Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve (Haktan ayrılıp Batıla yanaşmak suretiyle) kendi amellerinizi geçersiz kılmayın.

34- Şüphesiz, (Hak davayı) inkâr (ve nankörlük) edenler, (insanları) Allah'ın yolundan çevirenler, sonra (bu hal üzere) ölenler; işte Allah, onlara kesinlikle mağfiret buyurmayacaktır.

35- Öyleyse, siz üstün (bir durumda) iken, (Dininiz yüzünden hala size saldıran düşmanlarınızı) barışa çağırmak suretiyle gevşekliğe kaymayın. Allah, sizinle beraberdir; O, sizin amellerinizi asla boşa çıkarmayacak (ve yardımsız bırakmayacaktır).

36- Gerçekten dünya hayatı, ancak bir oyun ve gaflet tutkulu bir oyalanmadır. Eğer (hakkıyla) iman ederseniz ve (kötülükten) sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez (bir Yüce Rabbiniz vardır).

37- Eğer sizden onları(n mallarınızın hepsini Allah yolunda harcamak üzere) isteyip sizi çıplak bırakacak olsaydı, cimrilik yapardınız ve böylece sizin kinlerinizi de ortaya çıkarırdı.

38- İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye (naktiniz ve vaktinizle Hak davayı desteklemeye) çağrıldığınızda; buna rağmen bazılarınız cimrilik yapmaktadır. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik ettiğinden (manevi ziyandadır). Allah ise, Ğaniy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir (ve her halde Allah’a muhtaç) olan sizlersiniz. Eğer siz (Hak davadan ve cihattan) yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar (itaatli ve sadakatli davranırlar).

 

--

Haziran 2014 - Milli Çözüm Dergisi

Yorum Yaz