Ekim 26 06:30

NÜZHET DEDE’DEN İLM-İ LEDÜN (MANEVİ HİKMET) MESAJLARI

NÜZHET DEDE’DEN İLM-İ LEDÜN (MANEVİ HİKMET) MESAJLARI

Bir rüya âleminde ve maneviyat ikliminde Cenabı Hakk’ın tecellisine ve Hz. Resulullah’ın (SAV) tezahürüne şahit olan Nüzhet Dede Hz.leri, bu vuslat halini şiir diliyle ve her beytin sonunu ilgili ayetlerle beyan buyurmuşlardır. Tam hafız ve Kur’an tefsirine vakıf olmayan bir Zat’ın, Allah kelamının bütününden süzülen bu mübarek ayetleri; hem şiirin hikmet ve hedefine, hem de kafiyeye böylesine uygun yazabilmesi, ancak İlhamla ve İlmi Ledün’e vakıf olmakla alakalıdır.

1. Dönem Ergani Milletvekillerinden, Milli Mücadelenin ve Cumhuriyetin samimi destekçilerinden, Harput erenlerinden İmam Efendi Hz.lerinin sadık bendelerinden olan hikmet şairi ve irfan bilgesi Çemişgezekli Nüzhet Dede’nin (1860 – 1942) muhterem torunu E. Edebiyat Profesörü Erhan Saraçoğlu Beyefendi, Üstadın 18 Beyitlik bir divanını bize gönderip, bunların izahını ve yorumlarımızı arzu buyurmuşlardı. Yani böylece bu hikmet öğütlerinden bizim de istifade etmemizi sağlamışlardı.

 

(Fâ i lâ tün / Fâ i lâ tün / Fâ i lâ tün / Fâ i lün)

 

1- Dost gelür ebvâbınaa“Et-taaibune’l abidun.” 1
 Khemb düşer mihrabına, “Er-rakiune’s-sâcidun.” 2

 

Açıklaması: Sana dost olan; küfür ve kötülükten samimi bir pişmanlıkla tevbe edip ibadete koyulan mü’min kulların, rahmet kapılarına gelip sığınırlar… Her emrine ve hükmüne gönülden eğilip boyun bükmüş olarak inayet mihrabına rükû ve secde edip dururlar…

 

2- Oldu hüsnün bostanı, “İndehû hüsnü’s-sevâb.” 3
 Gerd-i lâlinc aşkına, oldu “Fîhâ fâkihun.” 4

 

Açıklaması: Kusursuz güzelliklerinin tezahür ve tecelli bostanı ve harika sanat eserlerinin sergi sarayı olan bu dünyada yapılan her türlü iyilik ve ibadetin karşılığı da Senin katındadır. Lal (bir çeşit kırmızı elmas) misali, nur yüzündeki mübarek dudakların aşkına etrafında pervane dönenler, her türlü nimet ve fazilet ortamında ve gönül huzurundadır.

 

3- Dûşç O lâlden, “Kâsırâtu’t-tarfiy” çeşmin fendine
 Dılded aşkın cûşe eder, “Kelmuhli yağliy fi’l bütun.” 6

 

Açıklaması: (Ey Sevgili!) Dün gece rüyamda aşk ve hayranlık bakışlarım o elmas dudakları barındıran nur yüzünü seyre dalmış, manalı gözlerin çekici cazibesine takılmıştı. Gönülde ise aşkın coşup dalgalanmış, muhabbet ve hasretin iç dünyamı kaynatıp kavurmaya başlamıştı.

 

4- Haymelerf çekmiş kaşın, etraf-ıg bağ-ı hüsnüne
 Sayelerğ salmış cemâlin, üzre zülfün bilfünûnh

 

Açıklaması: (Ey sevgili, en şerefli, tek sevgili!) Mübarek ve münasip kaşların, o güzellik bağının etrafına kondurulan sultan çadırlarını andırmaktaydı. Yüzünün iki tarafından sarkan saçların, nur cemalin üzerinde gizemli gölgeler oluşturmaktaydı.

 

5- Gamı sırâtından geçip, geldi gül firdevsine
 Girdi her derviş-i dılrişi, oldu “Fîha halidun”. 7

 

Açıklaması: Gam sıratından; kederli ve mihnetli imtihan yollarından aşıp, gül firdevsine; o misilsiz güzellik cennetine ve rü’yetine ulaşan sadıklar… O Hak sevdasıyla kalbi yaralı dervişanlar… Sonsuzluk yurduna ve huzuruna kavuşacaklardır.

 

6- Kâmetinj arzı, koparmıştır kıyâmet anlara
 Geldiler sâf sâf yekûn, olmuş “Kıyâmün yenzurûn”. 8

 

Açıklaması: O mükemmel bedenin ve boyunla arz-ı endam edip aşık-ı sadıklarına görünmen, onların aklını başından alıp kıyametlerini koparmıştır; ve hepsi saf saf olup ayakta ve hayranlıkla bakışır durumda gelip huzurunda sıralanmışlardır. 

 

7- Samt ü hâmuşk oldu diller, hubb u demsâzl eylemez
Vî enîsâ bir su’âl et, “Mâlekûm lâ tantikûn”. 9

 

Açıklaması: (Nur cemalini ve pür kemalini görünce) Bütün diller hayret ve hayranlığından, lal ve suskun kesilip kalmıştı; öyle ki sırdaş ve yoldaş olanlar birbirleriyle sohbet ve muhabbeti unutmuşlardı… Ve ey sevgili dost, lütfedip bir sor hele, “ne oldu size, niye konuşmuyorsunuz?” Çünkü orası dil ile değil “dıl” (gönül) ile anlaşma diyarıydı…

 

 

8- Ömrünü taracam verdi, ehl-i dıller dünki dün
Meğer kim nesh olunmuşn, hükmü “La yestakdimun”. 10

 

Açıklaması: Gönül ehli, dün geceki rüya ve tecelli âleminde ömrünü Hak yolunda yağma kıldı. Meğerki “ecellerin bir saat bile öne-geriye alınmayacağı” hükmü kaldırılıp, âşıklar sonsuzluğa ulaştı… 

 

 

9- Dahl ederlero âşıkânı, özre vâ’izler niçün
Bir sorun, “Em ebremu emren, fe innâ mubrimûn”. 11

 

Açıklaması: Özürlü ve kıt anlayışlı vaizler-Hoca efendiler, Hak âşıklarına ve hakikat erbabına çatıp laf sokuştururlar. Zalim dış güçlere ve hain işbirlikçilere yaranmak için fetva uydurup, gerçekleri yazıp konuşanlara sataşırlar. Bu zavallılara sorup hatırlatın: “Yoksa kâfirler, işi sıkı tutup, zulüm düzenlerini sağlam kurduklarına ve asla yıkılmayacaklarına mı güveniyorlar? Şüphesiz Biz de işimizi (takdir projemizi ve ilahî tedbirlerimizi) sıkı tutanlar ve sonunda mutlaka intikam alıp galip olanlarız.” (Zuhruf: 79) ayetini unutmuşlar mıydı, yoksa inanmıyorlar mıydı? Mü’minlere cihat ruhu ve zafer umudu aşılamak sorumluluğundan niye kaçıyorlardı? 

 

 

10- Bu mecâzö tâc u tesbihi, nidersin ey sofîyâ
   Hırka pûşp olmak yeter, “İn entüm illâ tekzibûn”. 12

 

Açıklaması: Bu özenti ve gösterişçi külah-tesbih (sarık-cübbe) ile nereye varacağınızı sanırsınız, ey sofilik ve dervişlik taslayanlar?.. Böyle hırka örtünmek, kılık kıyafetle riyakârlık etmek; yalancılığınızı ve sahtekârlığınızı ispata yeterli bir tavırdır... 

 

 

11- Ehl-i ta’ânar ben gerek, Yârin câhimin gösterem
   Söyleyem; “Hâzellezi, küntüm bihi teddeun.” 13

 

Açıklaması: İrfan ve iz’an ehlini kınayıp horlayan Hoca ve tarikat takımına, benim gibi birinin çıkıp Allah’ın riyakâr münafıklar için hazırladığı cehennemi göstermesi; “İşte bu sizin herkesi sakındırdığınız ama kendiniz inanmadığınız, sürekli hatırlatıp çağırdığınız şeydir” demesi lazımdır.

 

12- Kon beni kim baş eğem, ebrû-yi dosts mihrabına
  Siz tutun öz dininiz, “Lâ-â’büdü, mate âbüdun.” 14

 

Açıklaması: Artık bırakın beni ki, kaşı-endamı çok güzel ve mükemmel olan Dost’un mihrabına başımı koyup, secde ile miraca varayım… Ey zahirperest taklitçi takımı, siz Din diye bu ruhsuz ve şuursuz şekilciliği tutup kalın… Oysa Ben “Sizin taptığınız (hurafata ve tağutlara) asla tapınacak değilim” (Kâfirun: 2) ayetinin tercümanıyım… 

 

13- Dâmen-i dostuş eğer ben, ahzedemt yevmü’l hesâb
   Zâr edem; afvet, “Fe in üdnâ, fe innâ zâlimun”. 15

 

Açıklaması: Eğer nasip olur da, hesap gününde ve mahşerde Yüce Dost’un eteğini tutabilirsem; “Ya Rab ne olur, dünyaya dönmek ve yeniden imtihan edilmek üzere bir fırsat daha ver, eğer tekrar küfür ve kötülüklere dönersek o zaman gerçekten zalimlerden oluruz ve azabını hak ederiz” (Müminun: 107) diye zar edip ağlayarak yalvarırım. 

 

14- Nâr-ı aşka zulm ile, bir defâ yanmış âşıkan
   Var ümidim rûz-i mahşeru, bir dahi “Lâ yuzlamûn”. 16

 

Açıklaması: Kendi nefislerine zulm eden âşıklar, bir kere (zaten dünyada) aşk ateşine yanmışlar; Ümidim var ki, mahşer gününde bu âşık-ı sadıklar: “Artık hiç kimseye asla zulüm ve haksızlık yapılmayacaktır” (Bakara: 281) hitabıyla afvu mağfiret buyrulacaktır. 

 

15- Âyet-i ilm-i ledünden, ne bilsün her denîü
  İnne fi zâlik leayatin, li kavmin yetefekkerun”. 17

 

Açıklaması: İlmi Ledün (Rabbani Hikmet) ayetlerinden ne bilsin, bilgiçlik taslayan aşağı tabiatlı gafil ve cahil takımı… “Hâlbuki bunlar düşünen bir topluluk için ibretli ayetler ve hikmetler barındırmaktadır.” (Rum: 21. ayet)

 

16- Mû be mûv şerh eyledik, esrâr-ı hikmetteny size
   İşte tebliğ eyledik, “İnnâ ileyküm mürselûn”. 18

 

Açıklaması: İşte kılı kırk yararcasına, hikmet sırlarını sizlere açıkladık. Böylece tebliğ ve tavsiye görevimizi yaptık. “Hakikaten biz size gönderilmiş Hak elçilerinin” (Yasin: 16) varisleri, hikmetin öğütçüleri ve öğreticileri makamındayız… 

 

17- Bizdedir canım beher, i’tikadatü’s-sahihz
   Hak tarik üstünde bil, “Veşhed bi enna müslimûn”. 19

 

Açıklaması: Ey can dostum, her konuda, sahih (doğru ve sağlam) inanç ve ahlak esasları bizde bulunmaktadır. İtikadımızın bozuk olduğu iddiaları bir iftiradır. Bil ki, biz Hak yol üzerinde durmaktayız; “Öyle ise bizim sadık Müslümanlardan olduğumuza şahit ol” (Al-i İmran: 52) ki, bu bizim samimi ilan ve ikrarımızdır. 

 

 

18- Bu mîsâfirhanede, gafil gezme bul necat
   Sen de tez Mevlâya gel, “Küllün ileynâ râciun”. 20

 

Açıklaması: Geçici bir misafirhane olan bu imtihan dünyasında, gafil ve tembel gezip dolaşma, manevi huzur ve kurtuluş kapılarını bulmaya çalış… Bir an evvel Kur’an’ın ve Resulûllah’ın kutlu yoluna ve Hz. Mevla’nın huzuruna ulaşmaya bak ki; “Hepsi ve herkes bize döneceklerdir” (Enbiya: 93) ayeti bu gerçeği hatırlatmakta ve bizleri uyarmaktadır. 

 

Dipnotlar:

1- “Tevbeye yönelip ibadet edenler.” (Tevbe: 112. ayet) 2- “Rükü ve secde edenler.”(Tevbe: 112. ayet) 3- “Sevabın (mükâfatın) en güzeli O’nun katındadır.” (Al-i İmran: 195. ayet sonu) 4- “Her türlü nimet ve fazilet içindedirler.” (Yasin: 55. ayet) 5- “Cennette etraflarında muhabbet bakışlarını eşlerine çevirmiş iri gözlü hanımlar (vardır).” (Saffat: 48. ayet) 6- “Batınlarında (iç dünyalarında) kaynayıp durur.” (Duhan: 45. ayet) 7- “Orada sonsuz kalacaklardır.” (Araf: 42. ayet sonu) 8- “Ayakta dikilip, (şaşkınlık ve hayranlıkla)bakışacaklardır.” (Zümer: 68. ayet sonu) 9- “Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?” (Saffat: 92. ayet) 10- “Ecelleri bir saat bile öne-geriye alınmaz.” (Araf: 34. ayet sonu) 11- “Yoksa zalimler, işi sıkı tutup (zulüm düzenlerini sağlam kurduklarına)mı güveniyorlar? Şüphesiz Biz de işimizi (takdir ve tedbirimizi) sıkı tutanlarız.” (Zuhruf: 79. ayet) 12- “Siz ancak yalan söyleyen (ve riyakârlık eden) kimselersiniz.” (Yasin: 15. ayet) 13- “İşte bu sizin davet edip(gerçekse başımıza gelsin dediğiniz) şeydir.” (Mülk: 27. ayet sonu) 14- “Ben sizin taptığınız(Batıl tanrılara ve tağutlara) asla tapacak değilim.” (Kâfirun: 2) 15- “Eğer yine (inkâra ve isyana)dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz.” (Mü’minun: 107. ayet sonu) 16- “(Mahşerde hiç kimseye) Asla zulüm ve haksızlık yapılmayacaktır.” (Bakara: 281. ayet sonu) 17- “Şüphesiz bunlar düşünen bir topluluk için ibretli ayetler ve hikmetler barındırmaktadır.”(Rum: 21. ayet) 18- “Muhakkak biz size gönderilmiş elçileriz.” (Yasin: 16. ayet) 19- “Bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol.” (Al-i İmran: 52. ayet) 20- “Hepsi ve herkes Bize dönecektir.” (Enbiya: 93. ayet)

 

Lügatçe:

a-Ebvâb: Kapılar, b-Khem: Eğilip bükülmek, c-Gerdi Lâl: Kırmızı dudakların etrafında,   ç-Dûş: Dün gece-görülen rüya, d-Dıl: Gönül, e-Cûş: Çoşmak, f-Hayme: Çadır, g-Etraf: Çevre, ğ-Saye: Gölge, h-Bilfünûn: Fenler ve cilveler ile, ı-Gam: Keder, üzüntü, i-Dılriş: Kalbi yaralıj-Kâmet: Boy, endam, k-Samt u hâmuş: Lal ve suskun, l-Demsâz: Arkadaş, sırdaş, m-Tarac:Yağma, talan, n-Nesh olunmak: Yürürlükten kaldırmak, o-Dahl etmek: Karışmak, dokundurmak, ö-Mecâz: Gerçeğin zıddı, benzetme, p-Hırka pûş olmak: Hırka örtmek-giymek,r-Ehli Ta’an: Kınayan, dedikodu yapan takım, s-Ebrûy-i Dost: Kaşı endamı güzel sevgili, ş-Dâmen-i dost: Dostun eteği, t-Ahzetmek: Tutmak, u-Rûz-i Mahşer: Mahşer günü, ü-Denî:Aşağı, bayağı, v-Mû be mû: Kılı kırk yararcasına, y-Esrâr-ı hikmet: Hikmet ve hakikat sırları (İlm-i Ledün), z-İ’tikadatü’s – sahih: Doğru ve uygun iman esasları.

 

 

“İlm-i Ledün” Kavramı ve Kapsamı

“Ledün”; Kur’an’da, Kehf suresinde, Hz. Musa ile Hz. Hızır meselesinde geçen Arapça bir kavram olup, kelime olarak: “de, da, yanında, katında, zamanda…”manalarını taşıyan zaman ve mekân zarfıdır. Ama tasavvufta ve hikmet ulemasınca “Allah tarafından tecelli aynası nurani gönüllere ilham ve ilka olunan özel bilgi ve yorumlar” İlm-i Ledün olarak tanımlanır. Aslında sınırsız ve noksansız tam “ilim”Allah’a ait bir sıfattır. Hakkıyla Alîm olan, her şeyi, geçmişi ve geleceği bütün ayrıntıları ile kayıtsız şartsız bilip duran, gaybı ve şehadeti (görünen ve görünmeyen her nesneyi, her hadiseyi ve herkesi) aynı anda görme ve bilme sıfatıyla bütün kâinatı kuşatan ve ilmi sonsuz olan Allah’tır. Kur’an-ı Kerim’de“(Ne var ki) Gaybın (bütün) anahtarları (şifreleri ve projeleri) Allah’ın katındadır. Onları Allah’tan başkasının bilmesi (imkânsızdır. Sadeceseçtiği nebilerine ve velilerine dilediği kadarını gösterip aydınlatır.) O, karada ve denizde(büyük küçük) ne varsa hepsini bilip durmaktadır. Onun ilmi (ve iradesi) dışında bir yaprak bile dalından kopmamaktadır. O, yerin (derin ve gizli) karanlıkları içindeki (en küçük bir tohum) tanesini bile bilip (her şeyi kudret avucunda tutmaktadır). Yaş ve kuru (DNA hücrelerinden galaksilere kadar âlemde) ne varsa her şeyin (plân ve programı) bir Kitabı Mübin’de kayıtlıdır. (Allah

Yorum Yaz