Nisan 24 03:59

OLGUN İNSANIN VASIFLARI

OLGUN İNSANIN VASIFLARI

Olgun insan, nefsani ve hayvani heveslerini aşmış, onurlu ve sorumlu bir hayatı amaçlamış insan demektir... O, Hakk’a ve hayra inanmış, kendisini huzura ve hürriyete adamış ve başarıya odaklanmış kişidir. İnanan insanın haksızlıktan ve hayâsızlıktan uzak durması, zulüm ve ahlaksızlıkla mücadele yapması tabiidir.

Olgun ve onurlu bir insan olmak için, devamlı bir savaşçı olmak ve en zorlu engellerle kapışmak gerekir. Olgun insan Mücahittir, mücadele eridir. Merhametli olduğu kadar metin, mert olduğu kadar da çetin birisidir. O; zaman zaman yanılabilir, ama asla yamulmayan kişidir. Yorulabilir, ama asla yılgınlığa kapılıp yarışı bırakmayan kimsedir. Çünkü yarışmayı bırakan, yaşama sırrını yitirmiş insan demektir.

Mücahit; ceht, gayret ve metanet gösteren anlamına gelmektedir. Hem kendi nefsinde, hem de yakın ve uzak çevresinde mutlaka iyiliklerin ve güzelliklerin yerleşmesini isteyen ve bu doğrultuda sorumluluk üstlenen kimse, olgunluğa erişir. Evet, olgun insan, savaşçı bir kişidir. Ancak bu savaşı, barışı sağlamak içindir. O, gerektiğinde kavga etmesini de, yerine göre kucaklamasını da bilir. Kimlerle, nerede ve ne ölçüde vuruşacağını da... Ne zaman, ne maksatla ve hangi şartlarla uyuşacağını da iyi bilen birisidir.

Şuurlu ve şerefli insan, nefsani hislerinin ve dünyalık heveslerinin peşinde sürüklenmeyendir. Saplantıların, alışkanlıkların ve bağımlılıkların kölesi değildir. Çünkü o, özgür ve onurlu bir şahsiyettir. Çeşitli korkuların, kuşkuların ve boş kuruntuların esiri olanlar... Uyuşuk, pısırık ve uyumsuz insanlar, filizlenip meyveli bir ağaç olamadan çürüyen tohumlar gibidir. Olgun insan, kötülerle ve kötülüklerle mücadele etmeyi... Toplumu ve tabiatı kirletenlerin üzerine gitmeyi kendisine amaç edinmiştir. Çünkü gerekli ve sürekli bir barış ve bereketin sağlanması için, önce ciddi ve cesaretli bir savaşın kazanılması gerekmektedir. Bu nedenle mücahit, önce kendi nefsiyle kavgaya girişip; benlikten, beleşçilikten, bilgisizlik ve bilinçsizlikten uzaklaşmayı... Her türlü terslikten, tembellikten ve taklitçilikten kurtulmayı hedeflemiştir.

Böyle kendi nefsiyle savaşıp, vicdanıyla barışık yaşamayı beceremeyenler... Yüksek yaratılışına ve yeteneklerine uygun bir kimlik ve uygar bir kişilik geliştiremeyenler, sıradan ve silik birisi olarak tükenip gidecektir. Oysa Mücahit, her yerde varlığı, ağırlığı ve saygınlığı olan kimsedir. Varlığı ile yokluğu belli olmayan, ihtiyaç duyulup aranmayan ve bir işe yaramayan kişi, ruhen ölmüş demektir.

Olgun insan, niçin yaratıldığının, niçin yaşadığının ve niçin savaştığının bilincindedir. Daha doğrusu, savaştığı müddet yaşadığını, mücadele ve mücahedeyi bıraktığı an, hayat imtihanında saf dışı kalacağını bilir... Evet, her insan takdir programının çerçevesinde, sosyal hayatın kendisine biçtiği bir yaşam tarzını haliyle sürdürecektir. Herhangi bir meslek ve mertebede görev yüklenecektir. Önemli olan bu rolde sadece bir figüran mıdır, yoksa bunu şuurla ve onurla mı üstlenmiştir?

Olgun insan için dünya hayatı, bir eğitim ve öğrenim sürecidir. O, her olaydan ders çıkarmaya, her hatadan bir deneyim kazanmaya ve her sıkıntıdan sabırla ve olgunlaşarak kurtulmaya gayret etmektedir. Bunun sonucu kendisine güvenen, çevresine de güven veren bir konuma yükselmiştir. Tabii ve tutarlı tavırları, dürüst ve dengeli davranışları, çevresine sevgi ve saygı aşılayan birer mesaj gibidir. Onun dilinden çok, hali etkilidir.

Olgun mücahit, dayatmacı ve despotik değil, demokrat fikirlidir. Kimseyi hor görmez, hoşgörülü ve hürmetlidir. Saldırgan ve sömürücü olmamak, hıyanet ve hilekârlığa karışmamak şartıyla, farklı düşünceleri, hatta aykırı görüşleri bile bir çeşitlilik ve zenginlik kabul etmektedir. Yaşanabilir bir düzeni ve dünyayı kurabilmek için, herkesin farklı fikirlerine ve hatta fantezilerine katlanmak ve onları kazanmak gereğini bilir... Çünkü dava adamlarını sıradan insanlardan ayıran en önemli özellikleri, bunların insancıl niyetleri ve evrensel hedefleridir.

Bu arada, hoşgörülü olmak ve başkalarına katlanmak demek, kendi doğrularından ve değerlerinden taviz vermek değildir. Her teklife boyun eğen ve her harekete “evet” diyen tiplerin, kendi özgün karakterleri henüz oluşmamış ve oturmamış demektir. Yanlışları reddetmesini ve haksızlıklara “hayır” demesini bilmeyen kişiler, zayıf ve zavallı kimselerdir. Çünkü yerine göre “hayır” demesini beceremeyen ve onurlu bir tavır sergilemeyen kimselerin, “evet”leri de önemsizdir ve rüşvettir.

Çünkü haksız ve ahlaksız tavırları sergileyen kim olursa olsun, bunlara “hayır” diyebilmek, ciddiyet ve cesaret işidir. Fakir ve zayıf kimselerin yanlışlarına tavır koymak, ama zengin ve hatırlı kimselerin yanlışlarına kılıf uydurmak ise yaygın bir karakter zafiyetidir.

Devamını okumak için tıklayınız.

 

Yorum Yaz