Ağustos 25 22:09

SİYASİ MÜCADELEDE STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI

SİYASİ MÜCADELEDE STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI

SİYASİ MÜCADELEDE

STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI

        

Büyük Liderler hem hazırlık sürecinde hem de iktidar döneminde, kendilerinden yararlanmak üzere farklı kadrolar yetiştirmek veya mevcutları değerlendirmek durumundadır. Bunları:

A- Teşkilat kadrosu,

B- Bürokratik kadro,

C- Teknik ve akademik kadro,

D- Stratejik kadro,

E- Kiralık ve vitrinlik kadro.

Şeklinde sıralamak ve sınıflandırmak mümkündür.

A- Teşkilat Kadrosu: Bir davaya inanmış insanlardan, teşkilatın değişik kademelerinde görev alıp sorumluluk yüklenenlerdir. Bu hem hizmet görmelerini hem teşkilat bünyesinde eğitilip pişirilmelerini hem de bazılarının dökülüp elenmelerini netice verir. Bu bakımdan teşkilatlar, staj görme ve çıraklıktan ustalığa geçme mektepleri gibidir. Bu kadrolar statik (durgun) yığınları ve samimi taraftarları, diri ve dinamik bir hale getirmek için de önemlidir.

B- Bürokratik Kadro: Milletvekilliği, Bakanlık, Belediye Başkanlığı, Müsteşarlık, Genel Müdürlük gibi siyasi ve idari görevler ve yetkiler, hizmete yatkınlığı ve harekete yakınlığı olan kimselere verilir. Böylece; kendilerinin birikim ve deneyimlerinden yararlanıldığı gibi, bilgi ve başarı oranları da anlaşılır. En önemlisi de samimiyet ve sadakat ayarları belirlenir, daha ağır görev ve sorumluluklar için hazır hale getirilir. Nasıl ki, yeni üretilen bir ilacın insan yerine önce fare, tavşan gibi bir hayvan üzerinde denenmesi gerekir. Çünkü aksi tesir yaparsa, zarar gören insanın telafisi mümkün değildir. Bunun gibi, özellikle stratejik görevlere getirilecek insanların da iktidar döneminde devlete zarar vermemeleri için, parti sürecinde test edilmesi oldukça önemlidir.

C- Teknik ve Akademik Kadro: Bunlar, kendi sahalarında yetişmiş uzman kimselerdir... Hem geçiş sürecinde hem de iktidar döneminde bu hazır teknik ve akademik kadrolar, karakter ve kabiliyetleri doğrultusunda değerlendirilir. Yetişmiş hiçbir elemanı israf etmek doğru değildir. Öğretmen, mühendis, doktor ve teknisyen gibi her dalda yetişmiş bütün kadrolar; verimli ve düzenli yeni bir sistem disiplini içerisinde, en hayırlı hale getirilir. Düşünceleri ve yaşam biçimleri ne olursa olsun, dürüst ve dengeli olmak şartıyla, herkese hizmet imkânı verilir.

D- Stratejik Kadro: Bunlar bir davaya tam ve sağlam inanmış... Defalarca denenmiş ve sadakatini ispatlamış… Hem dışarıdaki muarızların hem teşkilattaki münafıkların siyaset ve hıyanetlerini herkesten önce kavramış ve onlara uygun mücadele metotlarını başlatmış çok seçkin kimselerdir. Bunlar, öyle tayin edilerek ve resmi görev ve yetkiler verilerek belirlenmeyecektir. Herkese, açık fırsatlar ve çok ağır şartlar içerisinde ve tabii bir süreçte yetişip olgunlaşmalarına imkân verilecektir. Belki uzun zaman öne çıkarılmayacak, hedef haline getirilip yıpratılmalarına müsaade edilmeyecektir. Bunların sayısı çok azdır, ama özgül ağırlığı olan bir ekiptir.

Böyle özel ve stratejik bir kadroya sahip olmayan Liderler ve hareketler, devrimleri gerçekleştirseler bile, onların sürekli ve sistemli bir medeniyete dönüşmesini sağlamaları mümkün değildir. Bunlar davanın ve devrimin sigortaları hükmündedir. Bunlar, kısa zamanda ve hak etmeden yükselenler ve sonra çark ederek düşenler ve değişenler gibi değildir. Bunlar, başkalarının hizmeti ve alın teri üzerinden şöhret ve etikete ulaşmış bedavacı tipler de değildir.

Bir hareketin geleceği ve güvencesi; az ve öz de olsa, böylesine seçkin ve seviyeli bir ekiptir. Çünkü “Kem âlât ile kemâlât olmayacağı” kesindir. Yani kötü ve çürük malzeme ile, olgun ve sağlam eserler meydana getirilemeyecektir. Çürük tahtanın çivi tuttuğu görülmemiştir.

Büyük Liderler, herkesten kendi marifet ve meziyetleri ölçüsünde yararlanmasını bilir. Başkalarının bilgi ve becerilerini kendi hayırlı hedefleri için değerlendirir. Bu nedenle “Akıllı adam; sadece kendi aklını, çok akıllı adam ise başkalarının da aklını kullanır” denilmiştir. Hatta münafık ve marazlı tipleri bile ya zararlarını defetmek ya kontrol altında tutup rakiplerini frenlemek gibi hikmetlerle, en yakın çevrelerine kadar getirip, önemli yetkiler verebilir.

Ancak sadık ve seçkin elemanlarını vaktinden önce ortaya çıkarmak ve hedef yapıp yıpratmak ve hele bir yerde toplamak elbette doğru değildir.

Akıllı bir satıcının bile, sağlam yumurtalarının hepsini aynı sepete koyması beklenmemelidir. Hırsızların dikkatini ve iştahını çekecek yerlere elmas saklamak, onlara davetiye göndermektir. Ve hele; dava hırsızlarının, teşkilatın damına çıkarıldığı bir ortamda, elmaslardan daha kıymetli elemanların, kem gözlerden uzak tutulması daha da önemlidir. Bu seçkin elemanların zahiren dışlanmış zannedilmeleri ve hor görülmeleri de onların pişmesi ve yetişmesi için gereklidir. Yoksa, huysuz itlerin her havladığı insan, elbette hırsız değildir. Bu mahlûklar niye bağlanmıyor diye sorulursa, cevabı “Gem vurulan itlerin, kendilerini at zannetmemesi içindir.” Ve tabii yerine göre “İtlerle dalaşmaktan ise, çalıyı dolaşmak”daha akıllıca bir harekettir.

Velhâsıl, İslam ve insanlık adına büyük değişimlere öncülük eden Liderler, Allah’a herkesten daha fazla iman ve itimat ederler. Ama yine bu imanları gereği her türlü tedbiri ve kulluk görevini yerine getirirler. Kapılarını ve kasalarını açık bırakıp tevekkül perdesi altında, hâşâ Allah’a bekçilik teklif etme gafletine düşmezler. Ellerindeki imkân ve elemanları, ucuz ve lüzumsuz girişimlerle israf etmezler. Kuvvet gösterisi yapıpokunu kuştan çok öteye atma ile avını kaçırmanın aynı şey olduğunun da bilincindedirler.

Kötü huyları ve huzursuzlukları artık değişmez karakterleri haline gelmiş marazlı tipleri, teşkilatta etkili ve yetkili noktalarda ve kontrol altında tutmak, bunların yularını uzatmak, bazı tahribat ve tahrifatlarına (kasıtlı yıkım ve yozlaştırmalarına) ve hatta Lidere yakınlık ve bağlılık istismarlarına ve suistimallerine göz yummak ve böylece sonunda, ya sağlıklı bünyede eriyip bitmelerini, veya kendiliğinden ayrılıp gitmelerini sağlamak... Ve hatta bu tiplerin, acımasız saldırıları ile seçkin ve stratejik ekiplerin yetiştirilmelerinde, bir nevi antrenör rolü üstlenmelerine ve onların savunma mekanizmalarını geliştirmelerine zemin hazırlamak, ancak büyük Liderlerin başarabileceği bir bilgelik örneğidir.

Çünkü bu Liderler “Köy değişmekle huy değişmeyeceğinin” bilincindedir. Ama herkesin kendi ayarında ve diyarında idare edilmesi ve yararlı hale getirilmesi gerekmektedir. Yoksa bir insanın çıkarılacağı köşk ne denli yüksek olursa olsun, onun yine kendi kalçası üzerine ve kendi kafasıyla oturacağı değişmez bir gerçektir.

a- Peygamber Efendimizin başından itibaren davetinin açık olmasına karşılık, siyaset ve stratejisini sürekli saklaması.

b“Dar-ül Erkam” örneğinde olduğu gibi, özellikle geçiş sürecinde örgütlenmesini gizli tutması.

c- Mekke’den Habeşistan’a hicret edenlerin hepsinin Medine’ye dönmelerini istemeyerek, her ihtimale karşı yedek bir “İhtiyat Birliğini ve Emniyet Merkezini”geride bırakması.

d- Kendisinin ve yakınlarının, zulmü önlemek ve fitneyi defetmek için, gerektiğinde “bir gerçeği, doğru bir sözle gizleme” yoluna başvurması.

Örneğin Hicret sırasında, Hz. Ebubekir’e rastlayıp onu tanıyan bir adam, Efendimizi işaret ederek: “Peki bu yanındaki kimdir?” diye sorunca, Hz. Ebubekir: “Bu şahıs bana yol gösteriyor.” cevabını vermişti. Hz. Ebubekir bunu: “Gördüğün zât benim hidayet rehberimdir.” manasında söylemiş, o kişi ise, yolculuk kılavuzu şeklinde anlamıştı.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz