Kasım 12 10:01

TSK’YI ZAYIFLATMAK, VATANI SATMANIN ALTYAPISIDIR

 TSK’YI ZAYIFLATMAK,  VATANI SATMANIN ALTYAPISIDIR

Takipçilerimiz gayet iyi hatırlayacaklardır ki, Milli Çözüm Dergimizde;

• Bin yıldan fazladır kutlu vatan yaptığımız Anadolu'da tutunmamız da bağımsızlık ve bekamızı korumamız da “Ordu millet” vasfımızın ve kahraman TSK’mızın hayati önemini ve önceliğini…

• Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin hem Emperyalist Haçlı kiniyle hem de İsrail'in güvenliği gerekçesiyle, TSK'nın sayısının düşürülmesi ve etkisiz hale getirilmesi için sinsi ve şeytani bir gayret yürüttüklerini…

• AKP'nin Millî Görüş’ten ayartılıp iktidara taşınmasının en önemli şartlarının başında da “Orduyu zayıflatmak ve işlevsiz hale sokmak” geldiğini…

• İçinden şimdi hepsi AKP'ye kayan bazı şarlatanların ya hıyanet damarıyla veya ucuz kahramanlık havasıyla, TSK’ya kem söz etmeleri dışında; Erbakan Hocamızın ve Millî Görüş Hareketinin samimiyetle ve ciddi bir gayretle Ordumuza sahip çıktıkları ve onu daha güçlü kılmak üzere ağır sanayimizin ve askeri teknolojimizin geliştirilmesi hedefiyle nasıl çırpındıkları gerçeğini… dile getiren onlarca yazımız yayınlandığı halde…

Birtakım solcu inançsızların, fesatçılık amacıyla ve bazı sağcı inatçıların fırsatçılık damarıyla; bizim de yıllardır samimiyet ve cesaretle tenkit ettiğimiz AKP'nin tahribatları bahanesiyle, Milli Görüş ve Milli Çözüm zihniyetini de AKP ile aynı çizgide göstermek gayretiyle; koyu şeriatçılık kılıfı altında, ABD ve AB uşaklığı ve din istismarcılığı yapan Akit Gazetesi’nin ve Akit TV’nin Haber Müdürü Murat Alan’ın; “O generaller, şimdi eşek gibi oynaya oynaya Erdoğan'ın arkasında (namaz kılmak için) saf tutuyorlar!” küstahlığı üzerine: “Aslında bu kişi tüm siyasal İslamcıların bilinçaltını dışa vurmuşlardır. Çünkü bunların hepsi fırsat buldukça Sevr’in fedaileri gibi davranmaktadır!” sataşmaları da tam bir sahtekârlıktır ve gizli İslam düşmanlığının kusulmasıdır. Önce “Siyasal İslam” gibi uyduruk ve gâvurluk bir kavramla kimler ve neler anlatılmaya çalışılmaktadır? Eğer bununla:

• Din istismarcılığı ve oy avcılığı yapanlar.

• Makam ve çıkar için dinlerini bir araç haline sokanlar.

• Milli ve manevi tahribatlarını örtmek için Ayet ve Hadisleri ve takva gösterilerini bir kılıf olarak kullananlar kastediliyorsa, bu haklıdır ve uyarıcıdır.

Ancak “siyasal İslamcılar!” diye; İslam'ı bir bütün olarak anlayıp, inanıp, hayatlarının her safhasında buna göre düşünmek ve davranmak isteyenler kastediliyorsa… Yani iman ve itikat prensiplerinde de, ibadet ve istikamet disiplininde de, güzel ahlâk ve sosyal hayat ölçülerinde de, ticaret ve alışveriş işlerinde de, hukuk ve adalet kriterlerinde de, yönetim ve siyaset ilişkilerinde de… Yani hayatın her sürecinde ve seviyesinde Allah'ın emirlerine, Hazreti Peygamberin Sünnetine ve sistemine, kısaca İslam'ın hükümlerine göre yaşamayı arzulayan ve amaçlayanlar anlatılmaya çalışılıyorsa, bu tam bir sapkınlık ve saldırganlıktır. Evet, biz Elhamdülillah Müslümanız, Yüce Yaratıcımızın dinine ve düzenine teslim olanlarız… Bundan daha büyük bir şeref ve rütbe tanımamaktayız… Öyleyse mertçe söyleyiniz, “sizler hangi dinin mensuplarısınız?” İslam'ın hukuki, siyasi, iktisadi emir ve hükümlerini gereksiz ve geçersiz sayanlardan… İslam'ı kendi bâtıl ve bozuk ideolojik saplantı ve sapkınlıklarınıza bir aksesuar olarak kullanmaya çalışanlardan iseniz; bu durumda AKP'lilerle, Fetullahçı kesimlerle temelde hiçbir farkınız kalmamaktadır. Zira onlar da İslam'ın birçok hükümlerini lüzumsuz sayıp, “ılımlı bir İslam” anlayışını yerleştirmeye ve Siyonist patronlarının gözüne girmeye çalışmışlardır.

Hiçbir alâkası olmadığı halde; AKP’yi hâlâ Millî Görüş’ün devamı gibi gösterme çabasıyla ve “bunların hepsi de siyasal İslamcı” yaftalamasıyla, kendilerinin haklı ve hayırlı bir yolda olduğunu sanan veya böyle göstermeye çalışan zavallı takımı! Güya Türk milliyetçiliğinin tavizsiz savunucuları sanılan MHP'nin; artık açıkça AKP’nin din ve devlet tahribatına ortaklık yaptıklarına nasıl bir kılıf bulacaksınız?! İşin gerçeği şudur ki; temelde Batı’lı düşüncelerden ve bâtıl ideolojilerden birine bağlı olduktan sonra; solcu, sağcı veya İslamcı takımının bir anlamı kalmamaktadır. Böylece İslam'a ve akla aykırı safsatalardan birine saplandıktan sonra, bu talancı ve tahribatçı iktidarın yanında veya karşısında olmanın da bir farkı bulunmamaktadır. Çünkü haydi diyelim sizin zihniyetiniz ve partiniz iktidara taşındı; siz de AB kriterlerini, faiz ve sömürü ekonomisini, kısaca Batı’lı değerleri esas alıp İslam’ı da yedek lastik ve aksesuar olarak kullanacaksanız, sorunlarımıza ciddi ve gerçekçi bir çözüm üretmeniz asla mümkün olmayacaktır.

Zerre kadar iz’anı ve vicdanı olanların, ülkemizin dört yandan kuşatıldığı… Ekonomik, sosyal ve ahlâki yönden iyice yıpratılıp yıkılmaya çalışıldığı bir ortamda, Haçlı Batı'nın ve Siyonist odakların bize aşıladıkları bozuk ve bâtıl ideolojilerine sarılmak yerine, bizi millet yapan, bize izzet ve haysiyet kazandıran… Bizi kalıcı devlete ve medeniyete ulaştıran… Bizim birlik ve dirlik mayamızı oluşturan İslam'a, bir bütün olarak ve tüm tahrifat ve hurafelerden uzak şekilde sahip çıkalım. Müspet milliyetçiliğin de… Gerçek Atatürkçülüğün de… Örnek laikliğin ve demokrasinin de bu yüksek İslam düşüncesinde önem ve anlam kazanacağını asla unutmayalım.

Ordumuzun genleriyle oynayanlar, kendi geleceklerini karartmaktadır!

15 Temmuz 2016'daki FETÖ darbe girişimi sonrası başlayan, TSK’yı etkisiz kılma ve Türk subayını aşağılama kampanyası böyle giderse, ordu tamamen güdükleşene kadar sürecektir. Çünkü bu, AB’nin ve ABD’nin dayattığı bir projedir. Aslında son zamanlardaki Ordu düşmanlığı, Batı'nın "Türk tarihinin hakkından gelmek" projesiyle birlikte yürütülmektedir. Tarih derslerinin seçmeli hale getirilmesinin arka planında bu sebep sezilmektedir. ABD Türkiye Büyükelçisinin, 15 Kasım 2002'de ülkesine gönderdiği mesajda; "Türkiye'de ordu, bürokrasi ve yargıda bir derin devlet var. Derin devletin merkezinde de ordu bulunmakta. Derin devlet yani ordu, ABD'nin desteklediği reformun önündeki en büyük engeldir" denilmekteydi. 

İşte 15 Temmuz sonrası o engeller kaldırıldı, askeri liseler kapatıldı, daha önce FETÖ'ye teslim edilmiş harp okulları, siyasi denetim altına alındı. Yine de Türk askerinden korkuyorlar. Sevr'de olduğu gibi ordunun büyük kısmını terhis etmek üzere yasa tasarısı hazırlandı. Tarihçi Sinan Meydan, "Sevr'in 152'nci maddesinde istendiği gibi, ordunun polis gücüne dönüştürülmesi yolu açıldı. Son yıllarda yapılan askeri düzenlemelerle iktidar, Sevr'e uygun adımlar atıldığının farkında mıdır?" diye sormaktaydı. İktidar, elbette farkındaydı... Sorun şu ki, milletin bir kısmı hâlâ bu tahribatların farkına varamamıştı.”[1] tespitleri haklıydı ve bu konu üzerinde özellikle durmak lazımdı. Hatırlayınız, Akit gazetesi haber müdürü Murat Alan, Akit TV'de yayınlanan "Ters Kutuplar" adlı programda; "O hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz (var ya)... Hepsi Erdoğan'ın arkasında saf tutuyor. Tabi oynaya oynaya, eşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi varsa, işte bunu AKP iktidarı oturttu" diye küstahlaşmıştı. Türkiye her yönden kuşatılırken, ordu mevcudunu sonunda 200 bine düşürecek, yeni askerlik yasasıyla ilgili kuşkularımız hâlâ dağılmamıştı. Çünkü ordunun 50 bin kişilik bir polis gücüne dönüştürülmesi, Sevr'in maddeleri arasındaydı. Tam da böyle bir süreçte Gaziantep'in Şahinbey ilçesinde İyinacar Camii imamı, bayram namazında "İnönü'de, Sakarya'da şöyle zafer kazandık, böyle zafer kazandık. Hepsi yalan. Keşke o savaşı kaybetseydik, sonra kazanıp Osmanlı'yı yeniden kurardık" deyip zırvalamış, Gaziantep valiliği, imam hakkında soruşturma başlatıldığını açıklamıştı. Daha önce de onları yetiştiren Kadir Mısıroğlu da Kurtuluş Savaşı için, "Keşke Yunan kazansaydı!" diyecek kadar alçalmıştı.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz