Eylül 20 07:28

YURT DIŞI: ADİL DÜZEN KONFERANSIMIZ

YURT DIŞI: ADİL DÜZEN KONFERANSIMIZ

Bizim inancımızda İNSAN AMAÇTIR, İslam ise insanların olgunlaşması ve huzura kavuşması için bir ARAÇ’tır.

Bir insanın veya toplumun huzur bulması ve onurlu yaşaması, şu dört temel ihtiyacının doğru ve doyurucu şekilde karşılanmasına bağlıdır. “4-K” formülü dediğimiz bu doğal ihtiyaçların aksaması ise; çeşitli rahatsızlıklarının, hatta itiraz ve isyanlarının başlangıcıdır. Bunlar:

1- Kafa: Eğitim ve öğretimle, hür düşünce yeteneğini geliştirmekle, bilgi ve birikimle doyar ve olgunlaşır.

2- Kalp: İmanla, maneviyatla, güzel ahlakla ve vicdani duygularla doyarak itminana kavuşacaktır.

3- Karın: Karınlar helâl ve yeterli gıdayla, ülkede milli sanayi ve tarımın kalkınmasıyla ve herkesin insanca yaşayacağı şartların oluşturulmasıyla doyacak ve huzura kavuşacaktır.

4- Kişilik (itibar): Her insan, doğuştan kazanılan ve temel insan haklarından sayılan; can, mal ve namus emniyetine, din ve düşünce hürriyetine sahip olarak yaratılmıştır. Bu nedenle herkes; dinine, kökenine, kültürüne, düşüncesine ve sosyal statüsüne bakılmaksızın “saygın bir varlıktır”, ve itibar görmek onun hakkıdır. Horlanmak ve dışlanmak, gizli bir esaret ve açık bir hakaret tavrıdır.

Bir çocuk dünyaya geldiğinde, önce karnının açlığını gidermek üzere ağlamakta ve kendisine gıda ve bedenine-karakterine maya olacak şifalı sütünden emmek üzere anne kucağına bırakılır. Yani doğal ve doğru olan, öncelikle KARNININ doyurulmasıdır. Ardından; şefkat, merhamet ve sevgiyle KALBİ; yavaş yavaş algılama seviyesine uygun, samimi ve gerçekçi bilgiler, ninniler ve hikâyelerle KAFASI doyuma ve doldurulmaya başlanacaktır. Çocuklara bebeklikten itibaren, sevginin yanında saygı duyulması, ciddiye alınması, itilip kakılmaması, suçlarından dolayı hemen hırpalanmaması… Yani ona bir insan gibi davranılması, kendisine bir kişilik ve onur kazandıracak, özgüveni ve girişim cesareti olan birisi olarak hayata hazırlanacaktır. Yani, İTİBAR ve İTİMAT sahibi olacaktır.

Bu “4-K” formülü; sadece fertler için değil, cemiyetler ve milletler için de gerekli ve geçerli kurallardır.

İşte ADİL DÜZEN, farklı kültür ve kökenden, ayrı din ve düşünceden bütün toplumlara; a- Temel insan haklarını sağlamak, b- Herkese huzurlu ve onurlu yaşama şartlarını hazırlamak üzere olgunlaştırılmış, İLMİ, İNSANİ ve İSLAMİ orijinal bir programdır.

Adil Düzen, 4 ana başlıktan oluşmaktadır.

1- Adil Ekonomik Düzen,

2- Adil Siyasi ve Hukuki Düzen,

3- Adil İlim ve Eğitim Sistemi,

4- Adil Düzen’de Dini ve Ahlaki Kurumların Görevleri.

Adil Düzen: 1- Aklı Selim, 2- Müspet İlim, 3- Tarihi Tecrübe ve Birikim, 4- Vicdani Kanaat ve Tatmin, 5- İlahi Din ve Kur’an-ı Kerim’in ortaklaşa; hayırlı, yararlı, iyi ve gerekli gördüğü “DOĞRU”ları esas alarak… Ve yine bu beş temel ölçünün ortaklaşa; kötü, çirkin ve zararlı bulduğu “YANLIŞ”lardan sakınılarak hazırlanmıştır. İnsanın bozulmamış fıtratı, yani yaratılış ayarı ve vicdanı, iyi ile kötüyü ayıran en önemli bir dayanaktır. Zira Hz. Peygamber Efendimiz, Hicretin 9. yılında gelip Müslüman olan bir zâtın: “Ya Resulûllah; iyilik nedir, kötülük nedir? Bunlar nasıl bilinir ve ayırt edilir?” sorusunu, sağ elinin üç parmağını onun göğsüne (kalbi üzerine) bırakıp, şöyle yanıtlamıştır: İyilik; onuişlediğinde, senin iç dünyanı (fıtri duygularını ve vicdanını) huzura kavuşturan ve sana mutluluk ve manevi rahatlama hissi yaşatan davranışlardır. Kötülük ise; başka insanlar o konuda sana fetva verseler bile, onları yaptığında iç dünyana (fıtratına ve vicdanına) huzursuzluk yaşatan ve sende mutsuzluk oluşturan tavır ve yaklaşımlarındır!..”

Ayrıca Adil Düzen’de Kapitalist ve Sosyalist sistemlerin yararlı ve yapıcı yönleri de alınmış, ama bunların zararlı ve yıkıcı yönleri ayıklanmıştır. Örneğin; Sosyalizmin faizi yasaklaması yararlı, ama hür teşebbüsü ve özel sermaye girişimini kaldırması zararlıdır. Bunun gibi Kapitalizmin özel sermaye girişimini desteklemesi yararlı, faizi yaygınlaştırması zararlıdır.

İnsanlardaki "çalışmadan kazanma, üretmeden tüketme ve yorulmadan yaşama" arzu ve isteğini, zararlı halden yararlı hale çevirmek için; ADİL BİR DÜZEN ve DİSİPLİN’e ihtiyaç vardır. İşte Adil Düzen’deki "mülkiyet sistemi" bunu gerçekleştirmiştir. Bu sistem "herkesin ancak ürettiği kadar tüketmesi" esasına dayanır. Buna göre; her fert helâl ve meşru yoldan, gücü ve aklı yettiği kadar çalışıp kazanmak, yani “üretmek ve çalışıp ürettiği kadar da tüketmek” hakkına sahip olacaktır. Öyle ise kim daha iyi yaşamak ve daha çok tüketmek istiyorsa, o halde daha çok yorulmak ve daha fazla üretmek zorundadır. Hiç kimseye "üretmeden tüketme" veya"ürettiğinden daha fazla tüketme" hakkı ve fırsatı verilmeyecektir. Bu sistemi; düzenlemek, denetlemek ve disiplinize etmek ise Adil Devletin görevidir.

Toplumdaki her bireyin ne kadar ürettiğini belgeleyen ve çalışıp kazanarak topluma teslim ettiği malın miktarını gösteren bir "senete" ihtiyaç vardır ki, buna da PARA denir. Yani para; insanlara, ürettiği kadar tüketme hakkı ve imkânı sağlayan geçerli ve resmi bir belgedir.

Toplumda bu ekonomik dengenin ve Adil Düzen’in korunması için "herkesin ürettiği kadar tüketmesi" esası yanında bir kurala daha ihtiyaç vardır. O da; "önce üretme, sonra tüketme" esasıdır. Çünkü; önce tüketip sonra üretme durumunda "borçlu yaşama" düzeni ortaya çıkar ki, bu durum toplumun dengesini bozacaktır. Özellikle FAİZ, borçlu yaşama düzenini doğurmaktadır. Faizle kredi alan kişi, henüz üretmediği bir malı tüketmeye başlamış sayılır. Bu durum ekonomide doğal dengeyi bozacaktır. Faiz ve borçlu yaşama düzeniyle bir ülke; önce kendi milli servetini tüketip harcayacak, sonra da mecburen dış ülkelere borçlanmaya başlayacak ve sonunda çözülüp çökmek kaçınılmaz olacaktır.

Faiz ise, insanlara "üretmeden tüketme hakkı" vermektir. Daha doğrusu çalışıp üretenlerin hakkını, çeşitli hilelerle alıp başkalarına peşkeş çekmektir. Örneğin; bankaya bir milyon koyup, yıl sonunda bir buçuk milyon alan kişi, fazladan aldığı bu yarım milyonu hak edecek hiçbir üretimde bulunmamıştır. Faiz olarak alınan bu yarım milyon lira, ya çalışarak üretenlerin hakkından kesilerek kendisine ödenecektir ki, bu açıkça bir zulüm ve haksızlıktır. Veya karşılıksız para basılarak kendisine verilecektir ki, bu da paranın değerini ve alım gücünü düşüreceği, enflasyon ve pahalılığı körükleyeceğinden yine haram ve haksızlıktır.

Adil ekonomideki herkesin ne kadar mal ve hizmet ürettiğini ve bunun karşılığında ne kadar tüketmeyi hak ettiğini gösteren bir senet durumundaki "sağlam para" adalet ve saadetin anahtarıdır.

A- Adil Düzen’de PARA:

a. Ya arsa ve tarlanın,

b. Ya tesis ve fabrikanın,

c. Ya üretilen standart bir malın,

d. Ya da altın ve döviz karşılığı Milli varlığın olacaktır.

B- İstenildiği anda mal paraya, para mala çevrilebilir durumdadır.

C- Ekonomik ve ticari hizmet ve girişimlerde herkese adil muamele yapılacak ve tam bir fırsat eşitliği sağlanacaktır.

D- Fiyatlar arz ve talebe dayalı kriterlere göre, serbest piyasa ekonomisi içinde tabii olarak ayarlanacaktır.

Görüldüğü gibi Adil Düzen'de para; sadece üretilen bir malın "değeri"dir ve değişim (alışveriş) için gereklidir. Kalkınma için önce para lazım değildir. Örneğin; bir ekmek üretmek için"buğday, un, su, tuz, maya, odun (pişirici) ve insan emeği" yeterlidir. Para ise; ancak ekmek üretildikten sonra, onu üretenlere "ürettiği kadar tüketme hakkı tanıyan" bir devlet belgesidir.

Bazı insanların; "iyi güzel amma, bu Adil Düzen projelerini uygulayacak parayı nereden bulacaksınız?" sorusu, doğal ekonomiyi bilmemelerindendir.

Hatırlayınız; 2. Dünya Harbi sonunda Almanya'da bir çorap, yüzlerce marka alınacak şekilde paranın değeri düşmeye başladı. Almanya, elindeki bu kâğıt parçalarıyla kalkınmadı. Yer altı ve yer üstü kaynaklarını kullanarak, kalifiye ve kaliteli insan gücünü devreye sokarak, çalışma ve üretme şartlarını hazırlayarak ancak yeniden ekonomisini düzeltmeyi başarmıştır.

Siyonist ve Kapitalist sömürü sistemlerinde ise; "Kalkınma için önce sermaye (para) lazımdır" şartı koşulmaktadır. Çünkü "Para"yı Siyonist sermayedarlar basıyor ve bu kâğıtları bankada bloke ederek bunları "faizli kredi" olarak girişimcilere dağıtıyor ve böylece insanlığın alın terini ve emeğini sömürüyor. Bugün "Dolar" diye Siyonist merkezlerin bastırdığı trilyonlarca liralık karşılıksız paranın, (daha doğrusu yeşil boyalı kâğıtların) insanlığın kanını nasıl emdiğini herkes biliyor.

Bu HAK ölçüsü PARA’nın; Kapitalist köle düzenlerindeki kâğıt banknottan, bir diğer tabirle; durduğu yerde eriyen "buz paradan" ve diğer senet çeşitlerinden üstün farkları şunlardır:

a. Sağlam para, asla değerini kaybetmeyen bir paradır. Çünkü para hak ölçüsüdür. Paranın değerini düşürmek, helâlinden kazanılmış haklara tecavüzdür. Emeğe ve alın terine saygısızlıktır. Bir nevi hırsızlık ve kalpazanlıktır.

b. Bu senedin (sağlam paranın) üzerinde, karşılığında hangi tür malın alınacağı yazılmamıştır. Sadece alım gücü miktarı yazılan bu senetle, kişi istediği malı alabilecek durumdadır.

Yani para, aynı zamanda ortak bir değer ölçüsüdür. Aslında para, hem kişilerin“ürettiğine karşılık, tüketme hakkını belgeleyen bir senet” olmakla beraber, hem de malları birbiriyle karşılaştırıp ölçebilen ortak bir araç konumundadır.

c. Paranın diğer senetlerden bir farkı da karşılığının her çeşit mağazadan ve istenilen cins maldan tahsil edilebilme olanağıdır.

d. Paranın diğer bir özelliği de üzerinde ödeme tarihinin bulunmaması, her zaman ve her yerde devamlı geçerli sayılmasıdır.

e. Paranın diğer senetlerden bir farkı da bu senedin bir kere ödenmekle bitmemesi, karşılığı ödendikten sonra da yine "senet ve kıymet" olarak kalması ve fonksiyonunu yürütmüş olmasıdır.

f. Bu paranın mevcut senetlerden farklı bir üstünlüğü ve önemli bir özelliği de şahsa yazılı olmaması, yani borçlu ve alacaklının üzerine yazılmamış olmasıdır. Bu senet bir nevi hamiline yazılıdır ve kim taşırsa ona ait sayılır.

Yalnız şu durum vardır ki, paranın üzerinde özel borçlu ve alacaklı belirsizdir ama genelde "bütün borçlularla bütün alacaklılar" bellidir, o da toplumun ve milli servetin kendisidir. Bu para karşılığında ödenecek mallar ise, ülke piyasasında ve mağazalarda zaten mevcuttur. Çünkü o toplumda, ancak üretilen toplam mal kadar para bulunmaktadır. O halde, bir bakıma herkesin her parada hissesi vardır.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz