Aralık 03 05:00

DİYANET VAKFI’NIN:FAİZ’E FETVA ARAYIŞLARI MI?

 DİYANET VAKFI’NIN:FAİZ’E FETVA ARAYIŞLARI MI?

Konuya dindar kahraman olarak hava atan iktidarın, ortağının ve yandaşlarının gerçek ayarını ve amacını ortaya koyan çarpıcı bir saptama ile başlayalım. 2021 Ramazan Bayramı namazına giden mü’minler belki farkına bile varamamışlardı; ne namaz öncesi (Elazığ’da) Müftü Bey tarafından yapılan vaazü nasihatte ne de Hoca Efendilerin okudukları hutbede, hatta maalesef ondan sonraki Cuma hutbesinde; Kudüs’te ve Filistin’de yaşanan korkunç katliam ve saldırılarla ilgili olarak, soysuz ve kuduz İSRAİL kelimesi dahi yer almamıştı. Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan iktidarınca Diyanet Başkanlığına özel talimat verilerek mel’un Yahudi’lerin ve Siyonist İsrail’in kesinlikle ve ismen suçlanmaması ve sadece “zulmeden bir topluluk” denilerek geçiştirilmeye çalışılması için sıkı bir tenbihat yapılmıştı. Zaten günlerdir yandaş medya yorumcuları ve yazarları da; “Bütün bu vahşetlerin, Netanyahu’nun oy devşirme telaşı ve çabası olduğu kanaatini” işleyip durmakta, işgalci ve zalim İsrail’in Siyonist amaçları ve Türkiye’mizin de yarısını içine alan Büyük İsrail planları, kasıtlı olarak unutturulmaya uğraşılmaktaydı. Yoksa yandaş Abdurrahman Dilipak’ın da itiraf ettiği gibi, kuruluş aşamasında Sn. Erdoğan’a iktidara taşınmak karşılığında dayatılan: “İsmen ve resmen İsrail ve Siyonizm aleyhtarlığı yapmama” şartına mı uyulmaktaydı!? Elbette bu Kur’ani ve tarihi gerçeklerin ve fiili cinayetlerin perde arkasını gizleyip saklamaya ve Siyonist odaklara ve onlara destek çıkan Haçlı Amerika ve Avrupa’ya yaranmaya çalışanlar, kesinlikle Allah’ın, meleklerin ve mü’minlerin lanetine ve kahrına uğrayacaklardı. Tarih böyle bir korkaklığa ve kuklalığa şahit olmamıştı.

“Gerçekten, apaçık belgelerden (ibaret emirler olarak) indirdiklerimizi (Kur’ani hüküm ve hakikatleri) ve insanlar için Kitapta açıkça beyan ettiğimiz hidayeti (şeriat ve istikamet prensiplerini) gizlemekte olanlar (güç odaklarının vereceği zarardan korkarak veya onlardan makam ve menfaat umarak, Kur’ani gerçekleri kısmen veya tamamen örtmeye çalışanlar var ya); işte onlara, hem Allah lanet etmektedir, hem de (bütün) lanet ediciler(in bedduası onların üzerinedir).” (Bakara: 159)

Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları arasında 323. sıra numarasıyla çıkarılan ve 4 kişilik bir profesör heyetine hazırlatılan İLMİHAL Kitabı, 2. Cilt 12.06.2005 basımı, 420-426 sayfalarında; Müslüman halkımıza, ekonomik ve ahlâki yüzlerce belanın asıl kaynağı ve çok tehlikeli ve tahripçi bir zulüm ve sömürü aracı olan ve bu nedenlerle şiddetle yasaklanan FAİZ batağından kurtulma çareleri arama gayreti ve mes’uliyeti kazandırma yerine; tam tersine, “Bu hâkim şartlar ve mecburi ihtiyaçlar karşısında onu mübah ve caiz gören âlimler de vardır…” marazlı mantığı sıklıkla ve aktarım kılıfıyla hatırlatılarak beyinler bulandırılmaktadır. Şimdi şu alıntıları dikkatle ve ibretle okuyalım:

Faiz Konusunda İslam Bilginlerinin Tavrı

Kur’an’da ve Sünnet’te faiz (ribâ) açıkça yasaklanmış olup bu konuda bütün İslam bilginleri fikir birliği içindedir. Ancak fıkıh bilginleri faizin kapsamı ve faizli işlemlerin hukukî sonuçları konusunda farklı tavır ve görüşler ortaya koymuşlardır.

Bir grup bilgine göre; faizin her türü haram olduğu gibi, faiz şüphesi taşıyan veya faize yol açabilen her türlü ticari işlemler de yasaktır. Bu konuda bir ayırım ve derecelendirme yapmamak gerekir. Gerek ayetler ve gerek hadislerin şiddetli bir üslupla faizi yasaklaması böyle anlaşılmalıdır. Ancak ölüm tehlikesi gibi zaruret hallerinde diğer haramlar gibi faizi alıp vermek de mübah olabilir.

Diğer bir grup bilgin, faiz konusunda bir ayırım ve derecelendirmeye giderler. Bunlara göre asıl haram olan, vadeden kaynaklanan faiz yani “ribe’n-nesîe”dir. Peşin mübâdelelerdeki fazlalığın (ribe’l-fadl) faiz sayılması ise “faize yol açma” tehlikesi sebebiyledir. Elbette ki bir şeyin bizzat haram olması ile dolayısıyla haram olması arasında fark vardır. Bundan dolayı da vadeden doğan faiz ancak zaruret halinde câiz olabilirken, fazlalık faizi (ribe’l-fadl) ihtiyaç halinde de mübah olabilir.

Özellikle son devir Mısır bilginlerinden bir kısmı ise, Kur’an’da yasaklanan faizin Cahiliye dönemi faizi olduğunu, yani “alacağın vadesi gelip de ödenmediğinde vadesini uzatıp miktarı arttırma” şeklindeki katlı veresiye faizi olduğunu, ilgili ayetteki “ed’âf-ı mudâafe” kaydının da (Al-i İmrân 3/130) bunu ifade için sevk edildiğini ileri sürüp malı baştan veresiye verirken veya parayı ödünç verirken belirlenen bir fazlalığı bu yasaklanan faizin kapsamında görmezler. Bir grup İslam âlimi, kredi faizlerini emek-sermaye ortaklığının değişik bir nevi olarak değerlendirmekte, bir başka grup ise günümüz toplumlarında şartların değiştiğinden, faizli kredi kullanımında zaruret ve kamu yararı bulunduğundan söz etmektedir. Bu arada, tüketim kredisinden alınan faizi haram görüp üretim ve yatırım kredisinden alınan faizi haram saymayanlar, devletle vatandaşı arasında faizin cereyan etmeyeceğini söyleyenler toplumsal kalkınma ve sosyal adalet noktasından, düşman ülkesinde faizli işlemleri câiz görenler de Müslümanın bundan kârlı çıkacağı noktasından hareket ederler.

TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ:

Yorum Yaz