Aralık 03 04:56

Erdoğan İktidarıyla İlgili: YENİ SORULARIMIZ VE 10 YIL ÖNCEKİ UYARILARIMIZ

Erdoğan İktidarıyla İlgili:  YENİ SORULARIMIZ  VE  10 YIL ÖNCEKİ UYARILARIMIZ

Merkez Bankası’ndan Dağıtılan ve Kayıtları Ortaya Konulamayan: “128 Milyar Doları Alanların İsimleri Amerika'nın Elinde mi Bulunuyordu?”

“Bildiğiniz gibi Merkez Bankası devlet adına bankacılık işlemlerini yönetir ve para basma yetkisine sahiptir. Bu bağlamda Merkez Bankası her gün döviz alabilir ve döviz satabilir. Her gün, herhangi bir özel banka ile yüzlerce defa bu işlemi yürütebilir. Ancak bütün bu alışverişlerin şeffaf yürütülmesi mecburidir. Yani Merkez Bankası piyasaya “Ben 1 milyon dolar satıyorum, kotasyonum budur” diyerek fiyatı belirler. Birisi de gelir “Alıyorum” der, alıverir. Bu, para piyasalarının tabiatında olan bir işlemdir. Merkez Bankası bir milyar da satabilir 11 milyar da satabilir. Ancak bunların şeffaf olması gerekir. Yani, siz Dolar 7 lira iken, 4 liraya sattığınız zaman piyasa allak bullak olur ve sizin ne yaptığınızı herkes bilir. İşte iktidar yetkililerinin bunu bypass etmek ve hileli satışlara kılıf bulabilmek için Merkez Bankası ile Hazineye özel bir sözleşme yaptırdıkları görülmektedir. Oysa aslında, Hazine Merkez Bankası'nın da sahibidir. Hazinenin Merkez Bankası'ndaki hesabına peyderpey ve belirli bir süreç içerisinde bu paralar geçilmiştir. Ardından bu paralar Hazine tarafından da 3 kamu bankasına geçilmiştir. Kamu Bankası olarak da Ziraat, Halk ve Vakıf Bank seçilmişlerdir. Oysa devlet bu bankalara döviz satacak ise Merkez Bankası direkt satabilir. O gün kaç para ise, diyelim 1 milyara mı ihtiyacı var Ziraat'in? O zaman, Türk lirasını verir, 1 milyar doları alır, hiç sorun değildir. Ama işte bunu bypass etmek için bir sözleşme yapma mecburiyeti hissedilmiştir. Ve bu sözleşmeyi de son 22 güne geri dönüp gerçekleştirmişlerdir. Hazine ile Merkez Bankası arasında 22 gün eskiye dönen sözleşme akdedilmiştir. Çünkü Hazine bunu 3 bankaya özel olarak zararına satıvermiştir. Ancak toplamda 128 milyara varan paranın ne zaman ve kimlere kullandırıldığı ise önümüzdeki zamanlar içinde mutlaka ortaya dökülecektir!?

720 Ton Altın Palavrası Niye Atılıyordu?

Şimdi çıkmış şu anda görevde olan Merkez Bankası başkanımız: “Türkiye'nin 720 ton altını vardır. Daha önce yıllardır 120 ton altını bulunmaktaydı. 2021’de biz devlet olarak altın almaya başladık ve 2020’de 720 tona çıkardık!” palavrasını sıkmaktadır ki, bu kocaman bir yalandır. Çünkü 720 ton altın ve öyle bir alım bulunmamaktadır. “Nereden biliyorsunuz?” diye sorarsanız açıklayalım: Biliyorsunuz, Halkbank'ın şu anda mahkeme başlamadan önceki son bir teknik dokunulmazlık itirazları görülüyor New York'ta. O dosya elimdedir. Bu dosya özel bir bilgi değil kamuya açıktır, siz de alabilirsiniz. Bu dosyanın 6’ncı sayfasından okuyorum: Halkbank, İran'ın petrol gelirlerini aklamakta görev yapmıştır! Ve Türkiye'yi ilgilendiren altın kısmına geliyorum: 2011 senesinde Türkiye İran'a 55 milyon dolarlık altın satmıştır, ihracat yapmıştır! Makul; 55 milyon dolar aşağı yukarı 1 ton civarındadır. 2012'de Halkbank-Sarraf operasyonları devreye alınmıştır. Ve Türkiye İran'a 6,5 milyar dolarlık altın satmıştır ve parasını aklamıştır. Yani 2011’deki satışın yaklaşık 100 katıdır. Türkiye aynı zamanda Birleşik Arap Emirlikleri'ne de 2011 senesinde 280 milyon dolarlık altın satmıştır. Bu operasyonlardan sonra, 2012'de Birleşik Arap Emirlikleri’ne bu sefer 4.6 milyar dolarlık altın satmıştır! Bunlar, Amerika Birleşik Devletleri’nin New York Başsavcısının Halkbank davasındaki saptamalarıdır. Şimdi burada nasıl bir altın spekülasyonu ve oyunu döndüğünü Amerika Birleşik Devletleri Savcılığı bu kişiler aleyhine açtığı davada dosyaya yazdırmıştır. Ve bu dosyanın içinde de zaten yargılanıp hapis yatan bir beyefendi vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 2011 sonuna kadar 120 ton altın rezervine sahip durumdaydı. Ve bu altınlar Amerika'da, İngiltere'de, İsviçre'de değişik devletlerin kasalarında saklanırdı. Güya bu altınları paraya çevirmek istediğiniz zaman satması kolay olsun diye böyle yapılırdı. İşte Halkbank’ın bu altın operasyonları ve Rıza Sarraf olayı başlamadan önce Türkiye bütün altınlarını Ankara'ya toplamıştır. Ama o günden sonra her ne hikmetse Türkiye’nin birden sözde altınları ortaya çıkmıştır. Merkez Bankası Başkanı çıkmış ve: “Biz, 2012’den bugüne kadar 600 ton altın aldık” iddiasını ortaya atmıştır. Ama hesaplar birbirini tutmamaktadır. Aynı konuyla, 128 milyarla ilgili Sayın Cumhurbaşkanı da kamuoyuna, “Şunu yaptık, bunu yaptık” diye bilgilendirme yapmış, ama ağzından altın alımıyla ilgili tek kelime çıkmamıştır. Bütün Türkiye'nin dikkatini çok çekmiş olan 128 milyar dolarlık reel bir eksi varken, Cumhurbaşkanı bile bu konuya beyanat verip açıklık getirme ihtiyacı hissederken, Sayın Cumhurbaşkanı neden “600 ton altın aldık” falan demekten kaçınmıştır? Burada önemli olan şey şudur: Bu altın Türkiye'ye neden getirildi? Daha doğrusu, neden Türkiye'de gösterilme ihtiyacı hissedildi? Tabi ki bunlar, şu anki iktidarın cevaplaması gereken sorulardır. Ardından Merkez Bankası: “Altın cinsinden rezerv varlıkları %4,3 azalarak 38 milyar dolara düştü” açıklamasını yapmıştır. İşte bütün bunlar 600 ton altının olmadığının kanıtıdır. Merkez Bankası'nın ilk açıklaması ile 3 gün sonraki açıklama birbirini tutmamaktadır. Burada vahim olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Merkez Bankası'nın, Hazinesinin rakamlarının birbiriyle tamamen çelişkili olmasıdır. Bugüne kadar bu 128 milyar dolarla ilgili olarak; eski Başbakan Yardımcısı açıklama yaptı, Merkez Bankası Başkanı açıklama yaptı, Sayın Cumhurbaşkanı açıklama yaptı, ama bunların hiçbirindeki rakamlar birbiriyle uyuşmamaktadır. Yani: “Bu dolarların yerine bakın altın aldık, orada o var, burada bu var, ona yatırdık, buna yatırdık” diyerek halkımız avutulmaktadır. Şimdi bu noktada kritik bir isim olarak Ali Babacan ortaya çıkmaktadır. O dönemlerden 2015’e kadar Bakanlık yapmış, sonra AKP’den de ayrılmış, kendi partisini kurmuş bir siyasi Genel Başkandır. Şimdi kendisi çıkıp bu konuya mutlaka açıklık getirmesi lazımdır. Bu altınlar neden Türkiye'ye taşınmıştır? Bu Halk Bankası operasyonları gibi başka operasyonlar da yapılmış mıdır? Üstelik Rıza Sarraf zaten, Amerika'da verdiği ifadesinde: “Ben bütün bu işlemleri Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bilgisi ve talimatı ile yaptım!” itirafında bulunmuşlardır.

 

TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ:

 

Yorum Yaz