Ağustos 08 13:31

HAYATIN METAFİZİKİ VE RÜ’YALARIN MERTEBELERİ

HAYATIN METAFİZİKİ VE RÜ’YALARIN MERTEBELERİ

 

Giriş:

Rü’ya; Arz’dan Arş’a doğru yolculuğu başlayan mü’min kulun, Yüce Rabbine ve sonsuzluk iklimine varmak için geçtiği BERZAH tünellerinden birisi sayılır ve MİSAL ÂLEMİ’nin ruh ekranımıza yansımalarıdır. Ve yine rü’yalar; Rahim ve Rahman olan Rabbimiz Teâlâ’nın, biz kullarına bazı UYARI, DUYURU ve ÇAĞRI mesajlarıdır. Evet rü’yalar, sonsuz kudret ve kusursuz marifet sahibi Cenab-ı Hakk’ın, tek bir NOKTA’ya sıkıştırdığı ve Nur-u Muhammedi’nin tecelli ve tezahürleri olarak yarattığı; HÜLYA, ATOM (KUARK), DÜNYA, UZAY ve UKBA gibi âlemlerden, çok sırlı bir hikmet ve rü’yet kapısıdır. Çünkü RÜ’YA’lar; Allah’ın varlığının, yaratıcılığının, kudret ve san’atının… Ve tüm mahlûkatın bir görüntü olduğu hakikatinin ispatlarıdır…

Cenab-ı Hak sadıklarla münafıkları eleyip seçmek üzere, İMTİHAN gereği, ŞEYTAN’lara da insana fitne-fesat aşılayıcı ve kalpleri-beyinleri karıştırıcı bazı filmler göstermesine fırsat tanımıştır. Ancak bu Rü’yaların RAHMANÎ mi, ŞEYTANÎ mi? olduklarını anlamak için KUR’ANÎ ve NEBEVÎ ölçü ve öğütler mihenk taşıdır… Akla, ahlâka, vicdana, toplum yararına ve İslam’ın genel kurallarına aykırı Rü’yalar hemen anlaşılır. İnsanı kulluk sorumluluğundan, ibadet ve hizmet şuurundan uzaklaştırıp, nefsî hevalara ve ermişlik iğvasına kaptıran Rü’yalar, iblisin tuzaklarıdır.

Rü’yada Filizlenen Yaratılış Sırları

Arz bir bodrum kattır. Aşağıların en aşağısı olan bir tabakadır. Evrenin tünel asansörüne bindiğimizde, ucunda Arz dışında kalan sonsuzluk kulesinin zemin katı olan Süper Uzay ile tanışılır. Süper Uzay, madde ile soyut maddenin bir karışımıdır. Örneğin Geonlar, hem düş kadar takyondur, hem de bir “Evren” oluşturacak kadar maddidir. Dinimizde Süper Uzay, “Cisimlere en yakın âlem” diye tanıtılmıştır.

Gerçekten de burası; evrenler fabrikası sayılır, bir nevi Kâinatlar çiftliği konumundadır ve âlemlerin kuluçka makinesidir. Çünkü SONSUZ İHTİMALE BAĞLI SONSUZ PARALEL EVREN oluşturmaya müsaittir ve Yüce Yaratıcı irade ettiğini gerçekleştirir. Süper Uzay, Sonsuz Özünlü NUR Enerjinin farklı dalgalanmalarından oluşmaktadır. Bir başka deyimle saf “MUTLAK SONSUZ ÖZENERJİNİN” yalın olduğu durumla, saf “MUTLAK SOYUT MADDENİN” yalın olduğu enerji durumu arasında, gerilim farkı ya da termodinamik dengesizlik olduğunda, uzayda boşluk sanılan, ama ışık dalgalarının yol almasını sağlayan görünmez, havadan çok daha esnek olan “Esîr”den manevî ve maddî her şey yaratılmaya müsaittir. Var olmak yokluğa tercih edilir. Ama zaten her şey Kader=takdir edilmiş olarak vardır, bu sonsuz ihtimali barındıran Süper Uzay’da; yaratılmayı beklemektedir.

Sonsuz öz enerji azalacağına sürekli artmaktadır, termodinamiği ters olduğundan soğuktan sıcağa doğru akmaktadır. Zaten Nur’un “Soğuk bir ışıma” olduğu, “Alev, nâr” denen bizim enerjimiz gibi “sıcak-yakıcı” olmadığı anlaşılmıştır. Nur; alev, kuant ya da termonükleer enerjiden çok farklıdır.

“İnsanların ‘Nur’ izharını, nurani ve ruhani varlıkları veya Melek takımını görmeye dayanamayışları”, sonsuz enerjinin yakıcılığından değil, Nur’un Nar’dan (yalın ateşten ve elektrik enerjisinden) daha şiddetli oluşundandır. ALLAH’IN KUDRET eseri olan, meleklerin de bedenini oluşturan “Nur” yukarıdan aşağıya bir termodinamik yönünde hep alta patlar. Sonsuz şiddetteki Allah Kudreti, giderek her katta hafifleyerek, evrenin katmanlarına, sonsuzluk kulesinin katlarına, yukarıların en yukarısından, aşağıların en aşağısına doğru hafifleyerek ulaşır.

Nur; en altta ise bize Kuantum (Atom altı enerji parçacıkları) olarak yansır. Çünkü Nur’un bu etkisi, Arş’tan Arz’a; yukarıdan aşağıya sarkmaktadır. Bu Kudretin kaynağı; yaratılış tekilliği olup, yukarıların yukarısında (Arş’ın ver’asında) diye tarif olunan; zamandan, mekândan ve her türlü şekil ve kalıptan münezzeh olan Cenab-ı Allah’ın Zatı ve O’nun Kudret sıfatıdır. “Kadir” ve “El Nur” isminden çağlayan gibi dökülenler O’nun San’atıdır. Bu kudret eserleri böylece “Arş”tan aşağı doğru patlar ve en aşağıya ulaşır. En aşağıya da sığmaz ve aşağıların aşağısı olan maddeyi yaratmak üzere kuantlaşır. “Arz” terimi en güzel Kur’an anlatımıyla gerçek anlamına ulaşır.

“Aşağıların” yani dünyanın ve dünya semasının bir yukarısında ise “Süper Uzay”ın bulunduğu bilinmektedir. Her noktasal cisim, aslında bir boyutsuz koordinat değil (on boyutlu uzaydaki rezonanslar olarak Hilbert Uzayı’nda saklı) tüneller biçiminde düşünülmelidir. Bu tünellerden birinde; en başta, bizim evrenimizin yaratılış patlaması gerçekleşmiş, sonsuz küçüklükteki bir tek noktadan, bütün paralel evrenler zuhur etmiştir.

Buna benzer biçimde, her bir noktadan da sayısız paralel evren türemiştir. Bütün bu âlemleri birbirine BERZAH (Boğaz=Kıstak) denen tünellerin bağlandığı belirlenmiştir.

Demek ki, Süper Uzaydaki SOYUT eylem ve etkiler, Rabbi’l-âlemin’in iradesiyle somut madde üretecek güçtedir. Bu bakımdan, Süper Uzay’a “Kâinatlar Tarlası” denir. Her tohumdan bir evren yeşermektedir, ya da yeşermeden, sonsuz ihtimalden BİRİ olarak beklemektedir.

Yeşeren ve üretilen evrenleri “Cisim” diye biliyoruz ve tanıyoruz. Elbette cisimler yalnızca bizim evrenimizde yer almıyor: Örneğin Arş, Kürsi, Levh-i Mahfuz, sur borusu, kalem, Cehennem, Cennet ve Cennet’in sakinleri olan Huri-Ğılman denen hizmetkârları ve türlü yaratıklar, yine bizler kadar cismanidir. Tümü de bizim evrenin, yani yedi tabaka gökler âleminin dışındadır. Hatta yedi yer katındaki yaratıkları da tanımıyoruz. (Bunlardan birileri de Yecüc-Mecüc olabilir.)

Cisim olarak yeşermeyen ve tohum olarak kalan Süper Uzay tünelleri, “Esir” denen Takyonik kuvvet alanlarını oluşturdukları anlaşılmıştır. Her bir tohum (Geon) evrendeki bir ihtimalin karşılığıdır ve hepsi bir tünelle temsil edilerek, Süper Uzay’da yer alır. İrade edilirse, her bir tohumdan, tohumun temsil ettiği sonsuzda-bir ihtimali temsil eden bir evren daha çıkacaktır. Cenab-ı Hakk’ın Kudret ve Rahmet sıfatları sonsuz olduğundan yaratılış ihtimalleri de sonsuz olacaktır.

“Andolsun, Sana ve Senden öncekilere vahyolundu (ki): ‘Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette Sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın.’

‘Bilakis Sen (sadece bir tek) Allah’a ibadet ve dua et ve (O’nun hükümlerine riayetle) şükredenlerden ol (ki kurtulasın).’

(İnkârcılar, münafıklar ve DEİST sapkınlar) Onlar Allah’ın kadr-u kıymetini hakkıyla takdir edemediler. (Yaratılış sırrını ve kulluk imtihan programını bilemediler.) Oysa kıyamet günü yer (Dünya) bütünüyle O’nun (kudret) avucundadır; gökler de (film şeridi gibi) sağ eliyle dürülüp bükülmüş (bulunmaktadır. Yani bütün hayat, tabiat ve kâinat, ruh ekranımıza yansıtılan kader filminin görüntüleri olmaktadır.) O (Allah CC), onların şirk koştuklarından münezzeh ve yüce konumdadır.

(Kıyamet geldiğinde) Artık Sur’a üfürülmüş; böylece Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıvermiş olacaktır. Sonra bir daha ona (Sur’a) üfürülecek, ardından (bütün insanlar), onlar ayağa kalkmış durumda (şaşkınlıkla etrafına) bakınacaklardır.

(Hesap günü) Yer (mahşer yeri veya yeryüzü), Rabbinin nuruyla (ve sahibinin zuhuruyla aydınlanıp) parıldayacak; (orta yere) Kitap (Kur’an ve amel kayıtları) konacak (herkesin hayat VCD’si hazır bulunacak); Peygamberler ve şahitler getirilip aralarında Hakk ile hüküm verilmiş olacak, onlar asla haksızlığa uğratılmayacaklardır.

(Böylece herkese ve) Her bir nefse (dünyada iken) yaptığının (ve amaçlayıp çabaladığının) tam karşılığı verilmiş olacaktır. Çünkü onların (hangi niyetle ve neler) işlediklerini en iyi bilen O (Allah’tır).” (Zümer Suresi: 65-70)

İşte insanın her gün uykudan ve Rü’yadan uyanması, bir nevi ahirete ve mahşere kalkışının provasıdır!..

 

...

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ...

 

 

Yorum Yaz