Bu NATO, Bosna’da katliamcıların yanındaydı. Bu NATO, Gazze soykırımında Kuduz İsrail’in tarafındaydı. Bu NATO, şanlı 1974 Kıbrıs Harekâtımızda Rumların ve Yunanistan’ın safındaydı ve parasını peşin verdiğimiz silahlarımıza bile el koymuşlardı. Bu NATO, Trump’ın haksız ve ahlâksız İran saldırısına fiilen katılmasalar da fikren destek çıkmışlardı. Özetle, gâvur her zaman gâvurluğunu yapmaktaydı ve asıl ahmaklar gâvurlardan medet umanlardı!
NATO Sekreteri Yahudi Rutte’nin İran Küstahlığı!
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara’daki NATO zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırılarını savunmuşlardı. Rutte, saldırıların “kesinlikle gerekli” olduğunu söylerken, Avrupa ve Kanada’nın savunma harcamalarını artırmasını da “Trump için kazanım, Putin için kayıp” diye yorumlamıştı. Rutte daha sonra, İran’ın ateşkesi ihlal ettiğini öne sürerek ABD’nin “güçlü bir yanıt vermesinin kritik ve gerekli olduğunu” söyleyip küstahlaşmıştı.
Milli Çözüm’ün İktidara ve Cumhur İttifakı’na yönelik “İsrail” sorusunu Yahudi Rutte yanıtlamıştı!
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Türkiye ile NATO ülkesi olmayan İsrail arasında çıkabilecek olası bir çatışmada, İttifak’ın izleyeceği politikanın ne olacağına dair soruyu yanıtlamıştı. NATO’nun 5. maddesi, bir üye ülkeye yapılan silahlı saldırının İttifak’taki tüm üyelere yapılmış sayılmasını şarta bağlamıştı. Ancak Türkiye’nin aksine İsrail, NATO’ya üye olmamıştı.
Sky News Arabia’ya konuşan Rutte, yanıtına şu ifadelerle başlamıştı:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan son derece bilge bir Cumhurbaşkanıdır. Erdoğan Türkiyesi kontrolden çıkacak bir durumun içine girmekten kaçınacaktır!.. 7 Ekim 2023’te HAMAS’ın İsrail’e düzenlediği korkunç saldırıyı unutmayalım. Çünkü bu süreç İsrail tarafından başlatılmadı!..”
Yani: Türkiye İsrail’e saldırsa veya İsrail Türkiye’ye saldırsa biz NATO olarak İsrail’in yanında duracağız!.. Zaten bu sözler “Trump; İsrail’e ciddi ve caydırıcı bir hamleye kalkışmadığı için Sn. Erdoğan’a övgüler yağdırmıştır.” gerçeğinin NATO Sekreteri tarafından itirafıydı…
NATO’da savaş riski artmıştı!
Rutte’nin açıklamaları, Ankara zirvesinde NATO’nun; İran, Rusya ve Ukrayna başlıklarında daha saldırgan bir hatta yerleştiğinin kanıtıydı. ABD’nin İran’a saldırılarını savunan Rutte, aynı konuşmada NATO içinde askeri harcamaların artırılmasını ve Trump’ın yük paylaşımı politikasını da sahiplenmiş durumdaydı. Böylece NATO Genel Sekreteri, Washington’ın askeri hamlelerini yalnızca desteklemekle kalmamış, Trump yönetiminin ittifak içindeki taleplerini de “NATO’nun kazanımı” olarak tanımlamıştı.
Zirve öncesinde Trump’ın, müttefikleri İran savaşında ABD’nin yanında yeterince durmamakla suçladığı, Grönland üzerindeki iddialarını tekrarladığı ve Avrupa’daki Amerikan askeri varlığına dair tehditler sıraladığı ise unutulmamalıydı. Ankara’daki tablo, NATO’nun “birlik” söyleminin arkasında ABD’nin savaş politikalarına uyum ve Avrupa’nın daha fazla silahlanması başlıklarının öne çıktığını ortaya koymaktaydı. Ve Türkiye, maalesef “ucuz ve kolay harcanacak müttefik” konumuna sokulmaktaydı.
Ankara Zirvesi ve ABD’nin Tehlikeli İsrail Hamlesi: Türkiye İki Ateş Arasında mıydı?
O dönemde uluslararası siyaset sahnesinde arka arkaya yaşanan iki kritik gelişme, Türkiye’nin güvenliği ve bölgesel geleceği açısından hayati bir önem taşımaktaydı. Bir tarafta ABD Kongresi’nde yasalaşmayı bekleyen ve İsrail ile Pentagon’u âdeta tek bir askeri gövdeye dönüştürmeyi amaçlayan 2027 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) tasarısı vardı.[1] Diğer tarafta ise Ankara’da düzenlenen ve savunma sanayimizi tamamen Batı’nın askeri vizyonuna entegre etmeyi hedefleyen NATO 3.0 deklarasyonu imzalanmıştı.[2] Bu iki tablonun birleşimi, Ankara için ciddi bir egemenlik sıkıntısının ve hayatta kalma sınavının yaklaştığının kanıtlarıydı. Sn. Devlet Bahçeli’nin NATO zirvesinin kerametlerini sıralayan cafcaflı lafları, ancak halkımızı avutup uyutmaya yarayacaktı!..
...
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ...