Aralık 03 17:00

SADAKAT; İMANIN SİGORTASIDIR!

SADAKAT; İMANIN SİGORTASIDIR!

Kelime-i Şehadet, aslında Allah’la ve Resulüllah’la yapılan bir anlaşmadır ve sadakat; hayatı boyunca ve her şart altında bu ahdine bağlı kalmak, Allah’ın rızasından ve davasından asla caymamaktır. Ahzab Suresi 23. ayet bu durumu açıklamaktadır.

“Mü’minlerden öyle (mert ve metin) er kişiler vardır ki, Allah üzerine yaptıkları ahde (iman, itaat ve cihad sözlerine) sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirip (Hakk uğrunda canını vermiştir), kimi de (gönülden cenneti ve şahadeti umup) beklemektedirler. Onlar hiçbir vazgeçme ve yan çizme (bedel ve bahane) ile (Allah adına verdikleri sözlerini) değiştirmemişlerdir.”

Cahiliye Toplumunun Sadakat Anlayışı

Sözlerine ve Yeminlerine Sadık Değildirler

Cahiliye toplumundaki insanların sadakat anlayışlarını şekillendiren temel düşünce genellikle çıkarlarıdır. Bu yanlış düşünceyi benimseyen insanlar, menfaatleri uğruna, kime veya neye sadakat gösterilmesi gerekiyorsa bunun gereğini yapmaktadır. Oysa bu, bütünüyle sahte ve samimiyetsiz bir davranıştır. Gösterecekleri sadakatin derecesi, elde edecekleri menfaatin değerine ve büyüklüğüne bağlıdır. Eğer çıkarlarına ulaşabilmenin tek yolu, sadakatli ve itaatli bir şekilde davranmaksa, bunu hiçbir sıkıntı duymadan büyük bir zevkle yaparlar.

Bunun yanı sıra, insanlar arasında yaşanan anlaşmazlık ve uyuşmazlıkların büyük bölümü, birbirlerine verdikleri sözlerde durmamalarından kaynaklanır. Bunun temel nedeni de yukarıda anlatıldığı gibi, bu kimselerin çıkarcı bir bakış açısına sahip olmalarıdır. İman etmeyen bir insan, içinde bulunduğu her durumdan kendine bir çıkar sağlamak istediği için, karşısındaki kişiyi de bu yönde kullanmaya ve gerçek niyetini olabildiğince saklamaya çalışır. Bu çıkarı elde etmenin en güzel yolunun ise, karşısındaki insanın 'güvenini' kazanmakla mümkün olduğunu zanneder. Karşısındakinin güvenini kazanarak, hem o kişinin kendisi hakkında olumlu düşünmesini sağlayacak, hem de bu şekilde ona fark ettirmeden amacına rahatlıkla ulaşabileceği bir ortam oluşturacaktır.

Allah Kur’an'da ayrıca, 'münafık' olarak adlandırılan, kalplerinde hastalık bulunan kimselerin de, imanlarının zayıflığını gizleyebilmek ve mü’minleri, onlar gibi samimi kimseler olduklarına inandırabilmek için, yemin etme yöntemini kullandıklarını hatırlatmıştır. Oysa Allah yolunda dosdoğru bir istikamet tutturmak, Kur’an ahlâkına en güzel şekilde uymak ve insanları Hak dine davet ederken karşılaşılan zorluklara sabredip aşmak, ancak Allah'a güçlü bir iman ve sadakat duygusuyla mümkün olacaktır.

Cahiliye mantıklı insanların birbirlerinin haklarını tanımamaları ve söz verdikleri şekilde hareket etmemeleri, genellikle gösterecekleri sadakatin çıkarlarına ters düşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bu anlayışa sahip olan kimselerle yapılan antlaşmalar genellikle sadakatsizlikle sonuçlanır. Allah'ın, "Onların çoğunda 'verdikleri söze bağlılık' (ahde vefa) bulamadık, ama onların çoğunu (iman ve itaatten çıkan) fasıklar (yoldan sapanlar) olarak bulup (yakaladık. Maalesef her asırda çoğunluk kendi hevâsına ve dünyalık hesabına dalan insanlardı.)" (A’raf Suresi: 102) ayetiyle bildirdiği gibi, bu kimselerin verdikleri sözlere hiçbir bağlılıkları olmadığı için, yaptıkları antlaşmaları ilk fırsatta bozmaya çalışırlar. Allah bu insanların durumunu Kur’an'da şöyle açıklamıştır:

“Bunlar(ın bazısı), içlerinden kendileriyle antlaşma yaptığın kimselerdir ki, sonra her defasında ahitlerini bozup (hıyanete girişeceklerdir). Onlar Allah’tan korkmayan (ve azabından) sakınmayan (kişilerdir).” (Enfal Suresi: 56)

Ayrıca Allah; münafık karakterli bu samimiyetsiz kişilerin, öncesinde Allah'ın rızasını kazanabilmek için fedakârlıktan kaçınmayacaklarına dair Allah'a söz verdiklerini, ancak bu sözlerini de tutmadıklarını vurgulamıştır:

“(Halbuki) Andolsun, daha önce ‘arkalarını dönüp kaçmayacaklarına (ve İslam davasından kaytarmayacaklarına)’ dair Allah'a söz vermişlerdi; Allah'a verilen söz (ahit) ise, (ağır bir) sorumluluktur. (Ahdine vefa etmeyenler belasını bulacaktır.)” (Ahzab Suresi: 15)

Bu ahlâka sahip olan insanlar hayatları boyunca sürekli olarak, Allah'a, elçilere ve çevrelerindeki diğer insanlara karşı 'ihanet' içinde yaşamaktadırlar. Şeytanın ikiyüzlü tavrı, bu yapıdaki insanların ahlâkını ortaya koyan önemli örneklerden biridir. Şeytan insanlara sahte vaatlerde bulunmuş, ancak daha sonra bu vaatlerinin sadece birer yalandan ibaret olduğunu açıklamıştır.

Sahtekâr münafıklar Peygamberimiz (SAV)'den Kur’an'ın değiştirilmesi talebinde dahi bulunmuşlardır:

“Onlara (münafıklara ve inkârcılara); apaçık belgeler olan ayetlerimiz okunduğu zaman, (günahları ve din tahribatları nedeniyle) Bizimle karşılaşmayı (ve huzurumuza çıkmayı ummayan ve) arzulamayanlar: ‘(Bu hükümler ve haberler bize ağır geliyor) Bundan başka bir Kur’an getir, veya (nefsimizin hoşuna gidecek şekilde) Onu değiştir’ derler. (Ey Resulüm!) Onlara de ki: ‘Onu (Kur’an’ın apaçık hüküm ve haberlerini) kendi nefsi tahmin ve tedbirimle değiştirmem asla olacak şey değildir. Ben sadece Bana vahyedilene tâbiyim. Eğer Rabbime isyan ederek (Kur’ani haber ve hükümleri değiştirir ve yanlış mana verirsem) gerçekten büyük bir günün azabından çekinirim.’” (Yunus Suresi: 15)


TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ:

Yorum Yaz