Nisan 25 15:20

SİYONİST REJİMLE, PİYONİST YÖNETİM BİRLİKTE Mİ YIKILACAKTI?

SİYONİST REJİMLE, PİYONİST YÖNETİM BİRLİKTE Mİ YIKILACAKTI?

İsrail’deki Siyonist ve ırkçı emperyalist Netanyahu rejimiyle, Türkiye’deki işbirlikçisi, piyonist Erdoğan’ın “Tek Adam Yönetimi” birlikte çökeceğe benziyordu. Sn. Recep T. Erdoğan 31.08.2016 tarihinde 6743 sayılı kanunu imzalayarak, Siyonist ve işgalci zalim İsrail’le resmen normalleşme anlaşmasını yapıyor ve tüm baskı ve uyarılara rağmen, İsrail’e verdiği söze sadık kalıyordu!?

Ortadoğu’nun ikizleri: Netanyahu ve Erdoğan mıydı?

İsrail’de günlük çıkan Haaretz gazetesinde yayımlanan bir yazıda, Erdoğan ve İsrail Başbakanı Netanyahu arasındaki benzerliğe dikkat çekiliyordu:

“Ülkelerinin Adını Kötüye Çıkarıyorlardı…”

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz’de yayımlanan bu yazıda, Erdoğan ile Netanyahu, ülkelerini yönetme biçimlerindeki benzerlikler nedeniyle “ikiz” olarak tanıtılmış, “her ikisi de demokrasinin özünü tahrip ederek, ülkelerinin adını kötüye çıkarıyor” denilerek kınanmışlardı.

“İkiz Gibi Davranıyorlardı!”

Haaretz gazetesinde yayımlanan yazıda, Erdoğan ve bir dönem “düşman” ilan ettiği, ardından “ihtiyacımız var” dediği, İsrail Başbakanı Netanyahu arasındaki benzerlikler şöyle sıralanmıştı:

“Erdoğan ‘Türk Tipi’, Netanyahu ‘Yahudi Tipi’ Ama Aynı Prensipli Politikalar İzliyorlardı!”

Erdoğan “Türk tipi ve demokratik devlet” diyordu, ancak “Türk kısmını” öne çıkarıyordu. Ve tabi aslında Haçlı AB kriterlerini uyguluyordu… Netanyahu da “Yahudi tipi ve demokratik devlet” diye konuşuyor, onun da öne çıkardığı demokrasi değil, Yahudilik oluyordu.

“Erdoğan HDP’li Kürt Vekilleri, Netanyahu Arap Vekilleri Eleştirip Irkçılık ve İstismarcılık Yapıyorlardı!”

Erdoğan, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde adı konulmamış sıkıyönetim ilan edip, seçilmiş Kürt vekilleri tehdit ediyordu. Netanyahu da aynısını İsrail’deki Arap toplumuna ve İsrail Parlamentosu Knesset’teki Arap kökenli milletvekillerine yapıyordu. Aslında her ikisi de ırkçılık ve istismarcılık yapıyordu.

“Her İkisi de ‘Tek Adam’ Sistemine İnanıyorlardı!”

Hem Netanyahu, hem de Erdoğan yönetimde “tek adam” sistemine inanıyor ve ülkeyi öyle yönetiyorlardı.

“Hem Netanyahu, Hem de Erdoğan Medyayı Kontrol Ediyorlardı!”

Türkiye’deki medyanın büyük bölümünü bizzat Erdoğan yönlendiriyordu. İsrail’de de durum farklı değil; Netanyahu İletişim Bakanlığı aracılığıyla medya organlarının “yaşam sürelerine karar veriyor”, bu konuda “Türk ikizini” yakından takip ediyordu.

“İkisinin de Washington’la İlişkileri Görünüşte Berbat Durumdaydı; Ama Gerçekte Aynı Siyonist Odaklardan Talimat Alıyorlardı!”

“Hem Netanyahu’nun, hem de Erdoğan’ın ABD ile ilişkileri, izlenen politikalar nedeniyle çok büyük sıkıntı yaşıyor.” diyen Yazar haksız mıydı? Bunları biz yazsak, iftira iddiasıyla mahkeme açarlardı. Ama İsrail Haaretz yazarsa iltifat sayarlardı!

Siyonist Herzog’un Erdoğan’a iltifatı!

Sn. Erdoğan’ı, Cumhurbaşkanlığını tekrar kazanmasından dolayı telefon ederek en samimi tebriklerini iletenler arasında, özellikle işgalci zalim İsrail’in Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da vardı. Erdoğan’ın, daha önce Sarayı’nda ağırladığı Siyonist Herzog’un; “Bu seçim sonuçlarının Türk halkı için en hayırlı olacağına inandığını” belirtmesi enteresandı!?

BOTAŞ, Ertelenen Doğal Gaz Borcuna Karşılık Rusya’ya mı Satılacaktı?

Enerji sektörünün saygın bilim insanı Ali Arif Aktürk, Rus GAZPROM’un borç karşılığında Türkiye’den BOTAŞ’ı isteyebileceğini iddia etmişti. AKP iktidarı, Genel Seçim öncesinde Türkiye’nin Rusya’ya olan gaz borcunun ertelenmesini istemişti. Rusya’nın da kabul etmesiyle ödeme konusunda yeni bir planlamaya gidileceği belirtilmişti. BOTAŞ eski Gaz Alımı Daire Başkanı Ali Arif Aktürk, “duyumlarına” dayanarak dikkat çeken bir iddiayı gündeme getirmişti.

GAZPROM, BOTAŞ’ı Devralacak İddiası

Aktürk’ün iddiasına göre GAZPROM Başkanı Miller’in, Türkmenistan ve Özbekistan gibi ülkelere yaptığı gezilerde, seçim sonrasında BOTAŞ’ın borçlarına karşılık BOTAŞ’ı devralabileceklerini söylediği belirtildi. Twitter’dan paylaşım yapan Aktürk, paylaşımlarında şu ifadeleri kaydetmişti:

“GAZPROM Başkanı Miller, Türkmenistan ve Özbekistan gibi ülkeleri geziyor. Seçim sonrasında BOTAŞ’tan alacakları karşılığında BOTAŞ’ı devralabileceklerini ve bunu konuşacaklarını, Mavi Akım ve diğer borç ve alacaklarla ilgili müzakerelerle birlikte ele alacaklarını ifade etmiş. Eğer mevcut Erdoğan yönetimi devam ederse kapalı kapılar ardında bunlar konuşulacak. Benden söylemesi.”

Gündeme gelen iddiaya ilişkin henüz bir açıklama yapılmasa da Putin’in geçen yıl “Türkiye’yi bir gaz merkezi” yapmak istediği öngörülüyordu. Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ise sık sık Putin’le yakın dost olduklarının altını çiziyordu!?

AKP, Seçimler İçin Borcu Erteletmiş Durumdaydı.

Genel Seçimden önce, 600 milyon dolarlık borç 2024’e ertelendi. Uzmanlar, bu miktarın 4 milyar dolara kadar çıkabileceğini ifade etmişti. İktidar, seçimlere çok az bir süre kala dövizdeki dalgalanmayı durdurabilmek için son bir ayda 90 milyar dolarlık ‘arka kapı’ satışı yaptı. Bu nedenle swap hariç net rezervler eksi 90 milyar dolara dayanmış gibiydi.[1]

Bundan daha da tehlikeli ve endişe verici olanı, Akkuyu Nükleer Tesisleri’nin de tüm çevre birimleri ve arazileriyle birlikte, biriken borçlara mahsuben Rusya’ya devredilmesi girişimleriydi!

Kılıçdaroğlu: “Bunlar iktidarda kalırsa şu acı sonuçlar doğacak” diye uyarmıştı!

– Milyonlarca sığınmacı daha Türkiye’ye doluşacak,

– Dolar beş-altı ay sonra 30 liraya fırlayacak,

– Ekmek 10 liraya çıkacak,

– Kaçaklar suç makinesine dönüşecek, yağmalar başlayacak,

– Şehirler sığınmacıların, mafyaların, çetelerin kontrolüne alınacak,

– Genç kızlar ve kadınlar sokaklarda kendi başlarına rahat dolaşamayacak,

– Domuz bağı ile insanları öldürenler iktidar ortağı olacak,

– Terörün her türlüsü azdırılacak, diyordu.

“Sn. Erdoğan, sen parmağında tek yüzükle iktidara taşındın. Ama şimdi kendini, aileni ve etrafındakilerin yedi sülalesini süper zenginliğe ulaştırdın! Bunları nasıl başardın?” diye soruyordu.

“Buradan ilan ediyorum, beytülmale el uzatanın gözünü çıkaracağım…”

“Sen değil misin, terör örgütleriyle kapı arkalarında gizli gizli pazarlıklar yapan? Ey Erdoğan, sen ülkenin sınırlarına, namusuna sahip çıkmadın. Ben iktidara gelir gelmez tüm mültecileri evlerine gönderecek şartları oluşturacağım!..” diye haykırıyor, ama kimse duymuyordu…

“Kendi Meselesine-Problemine Bigâne Kalmak” Hastalığı!

“Çoğunluk” ile “haklılık” arasında net bir ilişki olmadığını hatırdan çıkarmamak gerekir, ki bunu hatırlamak da demokrasinin bir tür “emniyet supabı” vazifesini görecektir. Netice itibarıyla, milyonlarca farklı insanın; düşünce, kafa yapısının çeşitli ikna ve algı teknikleri ve propaganda marifetiyle “tek bir potada eritilmesi” ve belli bir gerçeğe inanması/inandırılması, demokrasi adına beraberinde zorlukları ve riskleri de getirir. Bu risklerden arınabilmek için zaman zaman yapılan işlemlerin sağlamasını yapmak gerekecektir. O da ancak toplumu oluşturan tüm kesimlerin birbirleriyle güvene ve saygıya dayalı, sağlıklı bir iletişim kurmalarından ve meseleleri medeni şekilde tartışabilmekten geçmektedir.

Bunun olması için de öncelikle “kutuplaşma”, “kamplaşma” gibi ucube yaklaşımlardan, siyaseten kazanç sağlayan ama hem insani hem de imani yönden veballi tavırlardan uzaklaşmak gerekmektedir. Kitlelerin öfke ve kin duygularının devamlı surette kışkırtılması, gerginlik ve tansiyonun artırılması, akıl, mantık ve sağduyu yerine anlık coşkular ve hamasi tavırlar üzerinden topluma karşı bir dil kurulması, bir yerden sonra herkese zarar verir. Bu zarar görme halinden tüm mekanizmalar gibi siyaset de etkilenecektir. Yönetim sistemi de bundan zarar görür hale gelir. Toplumun meşru iradesi de lekelenir. Sürekli olarak kışkırtmak, germek, öfkeyi körüklemek, düşman üretmek, sistemi de içten içe yer bitirir. Bu tavır ve yaklaşımdan acilen uzaklaşmak gerekir.

 

...

 

MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

 

Yorum Yaz