Haziran 19 01:36

SİYONİZM’İN SAADET PLANI VE PİYONLARI!

Türkiye’de, Siyonist sömürü çarkının dişlilerini ve küresel sermaye baronlarının işbirlikçilerini değiştirme hesapları… İyice yıpranan ve yorulan siyasi aktörlerin ve partilerin tasfiye edilme ve yerlerine yenilerini getirme çabaları gün yüzüne çıkmıştı. Sağcı Milliyetçi ve Liberal kesim için YAVUZ AĞIRALİOĞLU parlatılırken, Milli Görüş’ün ve güya İslamcı kesimin başına da ABDULLAH GÜL ismi yeniden gündeme taşınmıştı. Bu maksatla; SAADET, DEVA ve GELECEK partileri tek çatı altında toplanacak, başına yeni bir UMUT ve kutlu bir UFUK(!) olarak Abdullah Gül oturtulacak… AKP’den ve diğer partilerden ayartılan Milletvekillerinin katılımıyla bu yeni parti, Erdoğan’ın yerini alacaktı… Bu Siyonist planın uygulanması için önce SP’nin başına, bu birleşmeye razı olacak piyonların taşınması lazımdı!?

Abdullah Gül, 3 Partiyi Birleştirip Genel Başkanlık Koltuğuna mı Oturacaktı?

Uzun bir süredir sessizliğini koruyan ve kameralardan uzak yaşayan Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yeniden aktif siyasete döneceği gündeme taşınmıştı. Kulislerde konuşulanlara göre Gül; DEVA, Gelecek ve Saadet partilerini tek çatı altında birleştirerek Genel Başkanlık görevini üstlenmiş olacaktı. Türkiye’nin eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün siyasi arenaya geri dönme planları hakkında ortaya pek çok kez iddialar atılmış, ancak Gül cephesi haberlere karşı sessizliğini bozmamıştı. Ankara kulisleri yeniden Abdullah Gül ismiyle çalkalanmaya başlamıştı. Gül’ün, siyasi sahneye dönüş için hazırlıklara başladığı konuşulmaktaydı.

Milli Görüş sayesinde 1991-2007 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde beş dönem Kayseri Milletvekilliği yapan ve 2001’de AKP’nin kuruluşunda rol alan isimlerden biri olan Abdullah Gül, 2002’de Başbakan olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 58. Hükümeti’ni kurmuşlardı. 28 Ağustos 2007 tarihinde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı seçilmiş insandı. Siyasi kariyerinde pek çok önemli göreve gelen Gül hakkında TV100 köşe yazarı Barış Yarkadaş, önemli bir iddia ortaya atmıştı.

Abdullah Gül’ün 3 partiyi tek çatı altında birleştireceğini ifade eden gazeteci Barış Yarkadaş, “11. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Kurucusu Abdullah Gül’ün yakın çevresi ‘yeni bir parti’ için düğmeye basınca, 75 koruması olduğu ve devletin 17 aracını kullandığı haberi patladı. Gül’ün yakın çevresi, DEVA, Gelecek ve Saadet Partisi’nin tek çatı altında birleşmesi ve partinin başına da Gül’ün geçmesi için kulis yapıyor. Gül ve çevresi Erdoğan sonrası için pozisyon alıyor. Gül’ün de yeni parti ve siyasete sıcak baktığı konuşuluyor”[1] ifadelerini kullanmıştı.

Diğer partilerin; Saadet çatısı altında, ve MGV’den, Parti birimlerinden yetişmiş, sadakatini ispat etmiş, Milli Görüş’ü ve Adil Düzen’i içselleştirmiş birinin başkanlığında birleşmeleri, elbette hayırlı ve yararlı olacaktı. Ancak SP’nin, Abdullah Gül gibi birinin başındaki karanlık ve kiralık bir oluşuma malzeme yapılması, tamamen Siyonist bir tuzaktı!

a- Oysa; Abdullah Gül başkanlığında herhangi bir parti, AKP’den daha sinsi ve tehlikeli biçimde Siyonist sömürü arabasına katırlık yapacaktır…

b- Erbakan’ın “Milli Görüş’ün tek ve gerçek siyasi temsilcisi Saadet Partisi’dir!” vasiyeti ortadan kaldırılacaktır.

c- Böylece Milli Görüş’ün mirasına beton dökülüp, kökü kurutulmuş olacaktır.

ç- Evet; Abdullah Gül’ün güdümündeki bir parti veya oluşum, resmen olmasa da fikren ve fiilen Siyonizm’in Türkiye’deki taşeronluğunu yapacaktır.

d- Bütün bu hile ve hıyanetlere razı olanların, destek çıkanların ve hatta bunlardan rahatsızlık duymayanların ya iz’anı (akıl ve anlayışı) noksandır veya vicdanı sakattır.

Abdullah Gül, İsrail’i Kınamaktan Bile Sakınmıştı!

İsrail, Filistin halkına karşı açıkça ve küstahça bir SOYKIRIM uygulamaktadır. Uluslararası hukuk kurallarına göre, bir katliamın soykırım sayılması için 2 şart aranmaktadır:

1- Bir toplumu tamamen veya kısmen öldürüp yok etmeye çalışmak.

2- Bu katliamları o toplumun kökünü kurutma ve etkisiz bırakma niyet ve gayesiyle yapmak.

1- Sırpların Bosna Hersek’te 8 bin Boşnak Müslümanı katletmeleri bütün dünyada ve uluslararası mahkeme kararlarıyla soykırım sayılmıştı. Şimdi İsrail bundan onlarca kat fazla katliamlar yapmaktadır. Üstelik Gazze’nin tamamının açlıktan, susuzluktan ve ilaçsızlıktan kırılması için ambargolar uygulaması da bu amaçladır.

2- İsrailli bir Bakanın “Biz insansı hayvanları öldürüyoruz!” sözleri de, Filistin halkını insan bile saymadıklarının ve bu şeytani gerekçe ile soykırım uyguladıklarının kanıtıdır.

İşte Sn. Abdullah Gül’ün; insaflı Yahudilerin, vicdanlı Hristiyan kesimlerin ve diğer farklı ve bâtıl din ve mezheplerin bile şiddetle kınadıkları ve soykırım yapmakla suçladıkları Siyonist katillere, bu son 9 aylık vahşi saldırı ve katliamları süresinde, net bir ağızla İsrail’i lanetleyen bir açıklamasına bile rastlanmaması ve Siyonist Yahudi Lobilerini incitmekten sakınması bunların gerçek ayarını ve amacını ortaya koymaktadır. Sadece 28 Nisan 2024 tarihli X sitesinde, artık dikkat çeken bu tavrına mazeret olarak: “Ben 2010 yılında ABD Columbia Üniversitesinde Türk öğrencilere hitap ederken; ‘Gazze ve Filistin toprakları İsrail’in değildir!’ demiştim.” videosunu yayımlayarak, haklı itham ve itirazlardan kurtulmaya çalışmıştır.

“Chatham House”un Siyonist Markası ve Abdullah Gül’e Olan Alâkası!

İngiltere’nin Yahudi Lobisi ve Derin Devleti olarak bilinen “CHATHAM HOUSE”un meşhur ödülüne 2018 yılında Sn. Abdullah Gül’ü layık bulmuşlardı. Siyonizm’in küresel hâkimiyet projesinin ve GİZLİ DÜNYA DEVLETİ’nin, İngiltere’deki bu merkezinin Sn. Abdullah Gül’e olan sıcak alâkası, acaba nereden kaynaklanmaktaydı?

Şu soruların doğru ve doyurucu yanıtını bilmek, bir vatandaş olarak elbette hakkımızdı:

1- Sn. Abdullah Gül; Siyonizm’in ve ırkçı emperyalizmin, tüm dünyayı kontrolü altına almayı amaçlayan, gizli ve kirli bağlantıları saptanan “Chatham House” gibi bir karanlık kuruluşun hoşuna gidecek ve büyük ödülünü hak edecek, hangi özel hizmet ve gayretleri gâvurların işine yaramıştı? Bu verilenlerin “ödül kılıflı rüşvet” anlamına geldiğinin tarihi tecrübelerle kesinlik kazandığını kendileri de takdir buyuracaklardır.

2- “Chatham House” ve CFR gibi Siyonist örgütleri kuran Yahudilerle Sn. Abdullah Gül’ün herhangi bir yakınlık, akrabalık ve gönüldaşlık bağını halkımız bilmediğine göre, bu ilgi nereden kaynaklanmaktadır?

3- Sn. Abdullah Gül’ün 2010 yılı 10 Kasım mesajında vurguladığı: “Türkiye’nin yeni uluslararası düzende, hak ettiği yeri alması için üstün bir gayret gösteriyoruz” sözleri, “Chatham House” yetkililerine bir mesaj mıydı ve Türkiye’nin küresel emperyalizme yamanması mı amaçlanmıştı?

4- Recep T. Erdoğan’a Başbakanlık yolunu açan CHP ve Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına taşınmasını kolaylaştıran MHP yetkililerinin ve Milletvekillerinin, şu CHATHAM HOUSE’un Masonik ve Siyonist bağlantılarını ve kimlere ne maksatla ödül dağıttıklarını tartışmak ve araştırmak üzere, TBMM’ye soru önergeleri vermelerinin tam zamanıydı… Ama neden hiçbirisinden tıs çıkmamaktaydı? Yoksa perde arkası küresel patronları aynı mıydı?

5- Şu ZAMAN, YENİ ŞAFAK gibi ılımlı İslamcı, şu YENİ AKİT gibi radikal şeriatçı, şu Fetullahçı TARAF gibi öküz altında buzağı arayıcı… Velhasıl hem AKP’ye yandaş hem de laiklik takıntılı, başörtüsü karşıtı ve ulusalcı bütün medya, şu CHATHAM HOUSE’un perde arkasını ve Abdullah Gül’e özel alâkasını niye hiç yazmaz ve kamuoyunu aydınlatmazlardı? Yoksa dışarıda horoz dövüşü yapıp toplumu avutanların, localardaki akıl hocaları ortak mıydı?

 

 

...

 

MAKALEYİ OKUMAK/DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..

 

 

Yorum Yaz