Kasım 29 23:38

Üstad Ahmet Akgül Hocamızın: “Kim Sabrederse, Zafere O Erişecektir.” (Hadis-i Şerif) SOHBET NOTLARI

Üstad Ahmet Akgül Hocamızın:  “Kim Sabrederse, Zafere O Erişecektir.” (Hadis-i Şerif)  SOHBET NOTLARI

Kutlu ve mutlu sonuçlara, hep zorlu ve uzun çabalarla ulaşılır. Büyük başarılar, büyük fedakârlıklarla kazanılır. Olumlu ve onurlu zaferlere ise; ancak sorumlu ve şuurlu hedeflerin, planlı ve kararlı seferlerin sonucunda varılacaktır. “Ucuz etin işkenesi olmayacağı” gibi, uyuz ve uyuşuk tiplerin de kâşanesi (köşkleri) kurulmayacaktır.

Kâfir ve zalim Nemrut’un ateş tuzağından Allah’ın inayetiyle kurtulan Hz. İbrahim AS. Rabbimizin izniyle Urfa civarından Filistin topraklarına ve Kenan diyarına hicret buyurmuşlardı. Uzun yıllar geçmesine rağmen çocukları olmayınca mübarek hanımları Hz. Sare’nin de izni ve teşvikiyle Hacer validemizle evlenince; fıtrat damarı ve şeytanın kışkırtmasıyla Sare validemiz Hz. Hacer’i ve oğlu İsmail’i kıskanmaya başlamıştı. Aile fertlerini muhtemel kötü girişimlerden korumak isteyen Hz. İbrahim, yine Allah’tan aldığı hikmetli bir işaret üzerine, eşi Hz. Hacer’i ve sevgili oğlu Hz. İsmail’i alıp Hicaz bölgesine götürerek; tabiri caizse, kuş uçmaz, kervan konaklamaz… Dört tarafından yüzlerce kilometre civarında yerleşim merkezi bulunmaz… Simsiyah kayalıklar ve çorak kumsallarla kaplı ıssız ve susuz MEKKE vadisine bırakmıştı. Bebeği İsmail’le; bazı sürüngen, böcek ve haşerattan ve yırtıcı çöl canavarlarından başka bir şey bulunmayan böyle bir ortamda kendilerini yalnız bırakıp ayrılan Hz. İbrahim’e Hacer validemiz: “Bu senin çaresizlik tercihin mi, yoksa Rabbimizin hikmetli bir emri mi?” diye sorup, “Bu Mevla’mızın bir kararıdır ve bizim imtihanımızdır!” yanıtını alınca rahatlamış ve: “O zaman sorun yok, sıkıntı yok… Şayet Allah bu şekilde, açlıktan, susuzluktan ve bunaltıcı sıcaklardan helak olmamızı takdir etmişse, bize teslimiyetle razı olmak yaraşır; çünkü bunun sonunda O’nun rızası ve rıdvanı vardır. Yok eğer, yaşamamızı murad etmişse sebeplerini de yaratıp bize sahip çıkacaktır!” diyerek kocasını teselli etmeye çalışmışlardı. “Sen nasıl bir vicdan taşıyorsun? Bu ıssız ve acımasız vadilerde bizi bebeğimizle nasıl aç-susuz yalnız bırakıyorsun? Hiç mi üzülmüyor, hiç mi endişe etmiyorsun?” gibi itirazlara kalkışmamıştı. Çünkü Hz. İbrahim’in Allah’ın Nebisi olduklarına, O’nun emri ve izni dışında haksız ve hayırsız işlere kalkışmayacağına inanıyorlardı ve nice mucizelerine şahit olmuşlardı…

“(İbrahim:) Rabbimiz gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını (Hz. İsmail’i ve annesi Hacer’i) Beyt-i Haram (Kutsal Ev’in-Kâbe’nin) yanında, ekini olmayan (ıssız ve çorak) bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar (ve devamlı ihtiyaç duyup Sana yalvarsınlar) diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları (dünyanın her tarafında yetişen çeşitli) ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.” (İbrahim Suresi: 37 ayeti) bu olayı anlatmaktadır.

Evet, aslında Mevlâ’mız kutlu Mekke’nin imarını, Kâbe’nin inşasını ve Rahmeten lil-Âlemin olan Hz. Muhammed Aleyhisselama zemin hazırlanmasını murad buyurmuşlardı.

Hz. İbrahim onları ıssız Mekke vadisinde Allah’ın rahmet ve himayesine havale edip ayrılmasından sonra, Hz. Hacer validemiz, kul olarak sebeplere başvurmak, sa’yü gayrette bulunmak gerektiğini bildiği için, bebeği Hz. İsmail’i MERVE tepesinde bırakıp SAFA tepesine doğru yiyecek ve içecek aramak ve bu sa’yü gayretiyle Allah’ın rahmet ve nimet kapısını çalmak üzere koşuşturarak gidip gelmeye başlamıştı. Ve 7’nci gidiş gelişinin sonunda sürünerek birkaç metre öteye giden Hz. İsmail’in topuklarıyla vurduğu yerlerden ZEM-ZEM suyunun kaynadığına şahit olmuşlardı.

İslami kaynaklarda Hz. Hacer’in Mısırlı ve Kıbti krallarından birinin kızı olduğu belirtilir. Babasının Menfis halkının eşrafından sayıldığı nakledildiği gibi, Hz. Hacer’in Hz. İbrahim’in Mısır’a varışında iş başında bulunan firavunun cariyelerinden olduğu da rivayet edilmektedir. (Taberî, I, 245) Ebû Hüreyre’den nakledilen bir hadiste Hz. Peygamber Efendimiz (SAV), “Hz. İbrahim’in eşi Sare ile birlikte zalim bir hükümdarın yönetimindeki bir şehre uğradıklarını, hükümdarın Sare’ye göz koyduğunu, fakat Allah’ın onu koruduğunu, sonunda da bu melikin Sare ile birlikte Hacer’i de kendisine hediye vererek geri gönderdiğini” bildirmektedir. (Buhârî, Büyû, 100; Hibe, 28, 36) Diğer taraftan Resûl-i Ekrem (SAV) şunu tavsiye etmiştir: “Mısır’ı fethettiğinizde halkına iyi davranın; çünkü onlara karşı ahdimiz ve onların bizimle akrabalığı vardır.” (Müsned, V, 174; Müslim, Fezailü’s-sahâbe, 227)

TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ:

Yorum Yaz