Kasım 29 23:18

3. DÜNYA SAVAŞI VE 1. ve 2. DÜNYA SAVAŞLARININ RÖVANŞI

3. DÜNYA SAVAŞI  VE  1. ve 2. DÜNYA SAVAŞLARININ RÖVANŞI

Kanla kurulan, milyonların canına mâl olan ve bir asırdan fazladır milyarlarca insanı ezip sömürüp duran ve semirdikçe kuduran Siyonist-emperyalist dünya düzeni, yine kanla yıkılacak ve İlahi intikamla hezimete uğratılacaktır. 1. ve 2. Dünya Savaşlarıyla kazandıkları ve sonrasında kışkırttıkları ve insanlığa kan kusturdukları iç çatışmalar, işgale kalkışmalar ve terör olaylarıyla ellerinde tuttukları zulüm saltanatları yine, ama bu sefer haklıların, ahlâklıların ve mazlumların kazanacakları bir savaşla geri alınacaktır. Ama onların yani Şeytani odakların yaptıkları gibi, bu sefer öyle milyonlarca, yüz binlerce, on binlerce insan katlonulmayacak; sadece zulmün elebaşları, savaş karargâhları ve atom başlıklı füze rampaları ortadan kaldırılacak ve çağın Nemrutları, Firavunları ve Şeddatları hizaya sokulacaktır.

Ey bütün bunları hayal sanıp burun kıvıranlar… Eğer gökleri gezip, Dünyamızın onların yanında bir sahradaki futbol topu kadar kaldığı Galaksilerdeki Allah’ın özel ordularının (Bak: Fetih Suresi: 4. Ayet) ışıklı çadırlarının ve intikam hazırlıklarının farkına varsaydınız İsrail, ABD, AB, Rusya ve Çin’in elindeki atom bombaları ve son sistem saldırı silahları yüzünden onları yenilmez ve baş edilmez saymazdınız! 300 milyar galaksinin her birindeki 400 milyar adet güneşin tek ve gerçek sahibi Allah’ın mutlak iktidarına inanıp sığınsaydınız; ne Haçlı kapitalistlerin ne de oraklı sosyalistlerin kapısında uşaklığa razı olmazdınız!..

Çaresi yok, 2. Dünya Savaşı sonunda Karadeniz’in Kuzey kıyısındaki YALTA’da, tüm dünyanın kapitalist ve komünist taşeronlar elinde paylaşılmasını sağlayan Siyonist plan artık yırtılacak… İki kolu Kudüs’te, iki kolu Moskova’da ve üç kolu da Washington’da bulunan “Yedi Kollu Şamdan” kırılıp parçalanacak… Yıllardır kan ağlayan Mescid-i Aksa’dan bu sefer zafer tekbirleri Arş’a çıkacaktır!..

Karadeniz Isınmakta, Akdeniz’e Yığınak Yapılmaktaydı!

Zaten Rusya’yla Ukrayna arasında her an savaş başlayacağına ilişkin yorumlar giderek artmaktadır. ABD ve NATO Karadeniz’e savaş gemileri yığmaktadır. Hâlâ bu savaş ihtimalinin çok yüksek olmadığını düşünenler yanılmaktadır. Ukrayna’da 2014'te Batı yanlısı grupların ihtilal yaparak iktidara taşınmaları ve dönemin Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in Rusya’ya kaçmak zorunda kalması; bunun hemen ardından Rusya’nın Ukrayna’ya kısmi müdahalede bulunmasıyla, iki ülke ilişkileri, kolay düzelmeyecek şekilde yara almıştı. Ukrayna’yla Rusya arasında, başlıca iki sorunlu bölge bulunmaktaydı:

1- Kırım Yarımadası: Şubat 2014'teki ihtilalin hemen ardından Rusya, Ukrayna’nın Kırım Yarımadası’na müdahale edip el koymuşlardı. Rusya’nın Karadeniz Filosu, 1700’lerin sonlarından beridir, Kırım’daki Sivastopol Limanı’nda bulunmaktaydı. 1991'de Sovyetler Birliği dağılıp da Ukrayna bağımsızlığını kazanıp, Kırım da Ukrayna’da kalınca, Sivastopol Üssü’nden yararlanma konusu, Rusya ile Ukrayna arasında krize yol açmıştı. Fakat 1997'de varılan anlaşma sonucunda, Rusya yönetimi, Sivastopol Üssü’nden, kira sözleşmesi çerçevesinde yararlanmaya başladı. Bu sözleşme, 2010'da, yenilenmiş olacaktı. Ancak 2014’te ihtilalle Batı yanlısı gruplar iktidara gelince, Rusya, yeni yönetimin ilk fırsatta bu sözleşmeyi feshedeceğini gördü ve kendisi önce davranarak Ukrayna’da ihtilal sonrası yönetimin de henüz koltuğa ısınamamış olmasından yararlanarak, Kırım Yarımadası’nı işgale kalkışmışlardı.

2- Donbas Bölgesi: Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinden kısa bir süre sonra, Ukrayna’nın güneydoğusundaki Donbas bölgesinde (Donetsk ve Lugansk illerinden oluşur), Rusya yanlısı ayrılıkçı gruplar, Rusya’dan da aldıkları destekle, Ukrayna güvenlik güçleriyle çatışmaya başlamış ve Donetsk ve Lugansk il merkezlerini zaptetmiş durumdalardı. Bu iki il merkezi, yedi yıldan bu yana, ayrılıkçıların denetiminde burada “Donetsk Halk Cumhuriyeti” ve “Lugansk Halk Cumhuriyeti” adlı yönetimler kurmuşlardı. Ukrayna’da kanlı çatışmalar, işte bu bölgede yaşanmaktaydı.

Son dönemde savaş senaryolarından bahsedilmesinin başlıca iki nedeni vardı:

“a) Donbas’ta çatışmaların son aylarda giderek yoğunlaşması. b) Rusya’nın Ukrayna sınırına yığınak yapması” tespitleri haklıydı.

Çünkü Rusya, Ukrayna sınırına yakın bölgelere 28 tabur asker yığmış ve kısa sürede, ek birlikler yollamıştı. Rusya yönetimi, ilk başta yaptığı açıklamada, asker sevkiyatının sadece tatbikat nedeniyle olduğunu söylese de, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Sözcüsü Dmitri Peskov, bunun, “Ukrayna’da başlayabilecek olan bir iç savaşa karşı sınırı güvence altına alma” amacını taşıdığını açıklamıştı. Rusya yönetimi, bir taraftan da Ukrayna’yı Donbas’ta taarruza geçmeye hazırlanmakla suçlamaktaydı.

Rusya’da “Ukrayna’nın genel taarruza girişmesi” iddiaları, birkaç nedenden ötürü gündeme taşınmıştı. Birincisi, Azerbaycan Ordusu’nun otuz yıldır Ermenistan işgali altında bulunan Karabağ topraklarının büyük kısmını geri almasından sonra, Ukrayna’da da bazı kişilerin “biz de benzerini yaparız” demesine yol açmıştı. Fakat bunu savunanlar, tamamen azınlıkta kalmıştı. Zira Ukrayna yönetimi, Rus Ordusu’nun Ermenistan Ordusu’na benzemediğinin farkındaydı. Bir diğer husus ise, Karabağ Savaşı’nda kullanılan Türk İHA’larının Ukrayna’ya da satılması ve bunların Donbas’a getirilecek olması, Rusya’da tedirginlik yaratmıştı. Rus yetkililer, bu konudaki tepkilerini açık şekilde ortaya koymuşlardı.

Aslında, Kuzey komşularımız Ukrayna ve Rusya’nın kışkırtılıp kapıştırılması ve Karadeniz’in iyice karıştırılma hazırlıklarının altında, Türkiye’nin başını belaya sokmak ve burnunu kırmak (!) yatmaktaydı. Zaten bu Siyonist odaklar Osmanlı’yı da 1. Dünya Savaşı’na boğazlardan geçirilen ve Türk bayrağı çekilen iki Alman savaş gemisinin Karadeniz’e açılıp Sivastopol’u bombalamasıyla sokmuş ve parçalamaya bahane yapmışlardı. Ancak bugünkü iktidarın bu sinsi ve Siyonist oyunları anlayacak ve boşa çıkaracak kapasiteden mahrum olması, kuşkularımızı daha da artırmaktaydı.

NATO’nun Düşmanı İslam’dı ve Tarihi Hesaplaşma Kaçınılmazdı!

İngiltere’nin “Demir Leydi” lakabıyla ünlenen muhafazakâr Başbakanı Margaret Thatcher, “düşmansız ideolojilerin yaşayamayacağı” açıklamasıyla aslında NATO’ya yeni bir vizyon belirleme yoluna girmişti ve İslam’ı düşman ilan etmişti. 1991 yılında 1. Körfez Savaşı’nda her ne kadar Irak’a NATO ortak kararı ile harekât kararı alınmamış olsa da bu savaş bir anlamda Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) NATO için istikamet belirleme girişimiydi. O gün adı “Yeni Dünya Düzeni” olan, sonrasında “Büyük Ortadoğu Projesi”ne (BOP) dönüşen planlar Ortadoğu’nun yeniden dizaynını hedeflemişti. Bu arada NATO’nun ABD iradesi dışında hareket etmesinin mümkün olmadığı gerçeğinden yola çıkılırsa, 2003 yılındaki Irak ve Afganistan’ın işgaliyle birlikte gelinen durum ancak bu üst bakış ve BOP gibi bir yol haritası ile anlaşılabilirdi.

Bunun yanında Irak’a komşu tek NATO ülkesi olan Türkiye’nin, 1991 yılında ABD’nin yanında yer alması sonucunda her geçen yıl zemin kaybettiği, bugün çok daha net olarak belirginleşmişti. İstikrarsız hale getirilen bölgede bir de 2011’de Arap Baharı süreci ile Suriye’de ortaya çıkan sonuç, Türkiye’nin güvenlik endişelerini artırıvermişti. 1991, 2003 ve 2011 yılları tarihi dönüm noktaları idi ve maalesef Türkiye bu üç tarihten de zararla çıkmıştı. Bugün yaşanan güvenlik kaygılarının merkezinde işte bu tarihlerin ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar yatmaktaydı.

Bununla birlikte bugün artık Türkiye, NATO için olmazsa olmaz bir ülke olmaktan çıkmıştı. Aslında Soğuk Savaş döneminde Türkiye stratejik konumu ile NATO için Sovyet tehdidine karşı en ileri noktaydı. Türkiye neredeyse NATO’nun tutkalı gibi sunulmaktaydı. Bugün artık köprünün altından çok sular akmıştı. NATO Türkiye’nin kaygılarını dikkate dahi almamaktaydı. Türkiye’nin toprak bütünlüğü başta ABD tarafından tehdit ediliyor durumdaydı. Bütün bunlara sebep de yukarıda sayılan tarihlerde alınan yanlış siyasi kararlardı.

Diğer taraftan bugün Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan gerginliğin arkasında da NATO’nun genişleme stratejileri bulunsa da, asıl hedef Türkiye’yi bir belaya sarmaktı. Ancak Rusya özellikle Putin ile bütün Orta Asya’yı tabiri caizse “Rus Milletler Topluluğu” gibi görmesini de unutmamak lazımdı. Ukrayna’ya sürekli sopa gösteren, “Rusların yaşadığı her yer Rusya’ya aittir” gibi bir ön kabul ile hareket eden Rusya, ABD ve NATO’ya karşı adımlar atmaktan ve stratejiler oluşturmaktan geri durmamaktaydı. Yani NATO’nun genişlemesine tepki koyan ama kendisi olabildiğince genişlemeye çalışan Rusya’nın da son tahlilde Türkiye ile güllük gülistanlık bir süreç yaşamayacağı ortadaydı.

Evet, Türkiye’nin bir kuşatılmışlık sorunu vardı ama bu sadece ABD tarafından yapılmamaktaydı. Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi, Suriye’de kalıcı hale gelmesi, Dağlık Karabağ’a yerleşmesi, Libya’da isyancı General Hafter’e destek vermesi gibi hususlarda Türkiye ile çıkar çatışması alanları vardı ve Rusya da bu anlamda bir kuşatma hesapları yapmaktaydı.

Her ne kadar ABD ve Rusya birbiri ile mücadele ediyor gibi görünse de yarın ortak bir noktada buluşacaklardı. Türkiye’yi onların arasındaki bu pazarlığın içine dâhil etmemek lazımdı. Her ikisinin de Türkiye’nin üzerinde tasarrufta bulunabilinecek herhangi bir ülke olmadığını bilmelerini yeniden sağlamak kaçınılmazdı. Aksi durumda Türkiye her an bir oldubitti ile karşı karşıya kalacaktı. Salgın koşullarının oluşturduğu ekonomik kriz, 1929’daki “Büyük Buhran” ile aynıydı ve 3. Dünya Savaşı’nın altyapısı oluşturulmaktaydı. Evet, ABD’nin Karadeniz ısrarı, Rusya’nın Kırım’ı elde tutmak için Ukrayna ile çatışma hazırlığı da 1. ve 2. Dünya Savaşı öncesi güç mücadelelerini hatırlatmaktaydı.”[1] tespitleri üzerinde durmak lazımdı.

Türkiye’nin Kuzey Irak ve Suriye operasyonları hayati önem taşımaktaydı!

Başta ABD ve İsrail, sonra AB ülkeleri hatta Rusya; maalesef Suriye’deki PYD-PKK’ya özel bir statü ile özerklik kazandırarak Türkiye’nin başına bela sarmak ve bölgede bu teröristleri destekleyip taşeron olarak kullanmak istiyorlardı. Bunu da öyle gizli saklı değil, açıkça ve küstahça yapıyorlardı. Yani Türkiye düşmanlıklarını artık saklamıyorlardı ve ABD bu maksatla F-35 savaş uçakları projesinden Türkiye’yi resmen çıkarmıştı. Üstelik 1 milyar dolardan fazla parasını peşin verdiğimiz F-35’leri de bize satmamıştı.

 

TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ:

 

Yorum Yaz