Gaflet olmazsa kul, azabilir mi
Kalemler rahmetin, yazabilir mi
“Bir damla deryayı, bozabilir mi”
Tevbe ya Rab Tevbe, tertemiz eyle
İlahi gönlüme, tecelli eyle…
“ARZ-I CEMAL DİLERİM” şiirinden alıntılanan bu benti ve bir arkadaşımızın yorumunu okuyunca kalbime A’raf Suresi 16. ayetin meali ve manası ilham olmuştu.
“(Şeytan) Dedi ki: ‘Madem öyle, (Hz. Adem’e secde etmek gibi nefsime ağır gelen bir imtihana tâbi tutmakla) beni azdırmana karşılık; ben de onları (Ademoğullarını saptırmak için) Senin (İslamiyet ve) istikamet yolunun üzerinde oturup (tuzak kuracağım. Her dönemdeki en haklı ve hayırlı davanın ortasında pusu kurup duracağım).’”
Şeytanın buradaki küstahlığı ise “mademki Sen beni azdırdın, mademki Sen beni saptırdın…” idi. Şeytan burada kendinden bir kusur bulmayıp, kabahati Hz. Allah’a (hâşâ) yıkmakta ve tevbeye yanaşmamaktaydı.
Oysaki yukarıdaki şiir bentinde insan ancak GAFLET halindeyken azabilir ve isyana gidebilir. İnsan öncelikle nefsinin kötülüklerinden, imtihanının sırrından gafil olursa azma yoluna gidebilir ve akabinde ise yine Hz. Allah’ın rahmetinden gafil ise tevbe etmeden, bu gafletinin neticesinde ısrarcı olabilir. Ve Şeytan bu günahının ve küfrünün neticesinden suçu, kabahati kendinden bilmeyerek küfründe inat etmiş ve “Bir damla deryayı, bozabilir mi” diye düşünmeden tevbe etmemiştir.
Şeytanın ve şeytanlaşmış kimselerin küfre çıkış noktaları ve akabindeki stratejilerini, bu kimseleri tespit ve teşhis metotlarını en iyi açıklayan A’raf Suresi 16. ayetinin manasını merkeze alan yorumları, Üstadımız Ahmet Akgül’ün eserlerinden faydalanarak derlemeye çalıştım.
A’raf Suresi 16. ayet, İblis’in (Şeytan’ın) Allah’a isyanından sonra insanoğluna karşı izleyeceği yıkım stratejisini kendi ağzından deşifre eden, “stratejik sabotaj” ve “içten çökertme” taktikleri açısından muazzam bir kriz ve tehdit beyanıdır.
Bu ayeti, zamanımıza göre 3 ana başlık altında yorumlamamız ve değerlendirmemiz uygun düşer:
1- Kendi Başarısızlığını; Lidere, Teşkilat ve Sisteme Yansıtma ve Sorumluluktan Kaçış: Ayet, Şeytan’ın şu sözüyle başlar: “(Şeytan) Dedi ki: Madem öyle, (Hz. Adem’e secde etmek gibi nefsime ağır gelen bir imtihana tâbi tutmakla) beni azdırmana karşılık…”. Şeytan, aslında kendi kibrinden ve narsist tutumundan (kendini her şeyden üstün ve vazgeçilmez görmesinden) dolayı Hz. Adem’e secde emrine karşı gelmiş ve imtihanı kaybetmiştir. Ancak; hatasını itiraf edip tevbe etmek yerine, yanlış bir kıyas yaparak Yüce Yaratıcı’yı haksız karar vermekle suçlamakta, Hz. Allah’ın (CC) takdirine ve taksimine itiraz ederek ve kendi azgınlığının faturasını sisteme-kuruma ve bu kurumun Şahs-ı Manevisine kesmektedir. Zaten zamane dünyasında ve kurumlarında da durum benzerdir. Kötü niyetli ve kibirli profiller, bir organizasyonda kendi liyakatsizlikleri veya egoları yüzünden başarısız olduklarında asla sorumluluk almazlar. Kendi hatalarını kabul etmek yerine, organizasyonun kurallarını, yöneticisini veya vizyonunu “kendilerini başarısızlığa itmekle” suçlayıp yıkıcı bir intikam duygusuna bürünürler.
2- Hedefin Stratejik Seçimi; Marjinal Alanlar Yerine “Merkeze” Pusu Kurmak: Şeytan, intikam planını açıklarken hedefinin neresi olduğunu net biçimde ifade eder, “…ben de onları (Ademoğullarını saptırmak için) Senin (İslamiyet ve) istikamet yolunun üzerinde oturup tuzak kuracağım.” Yani Şeytan, zaten yoldan çıkmış, ahlâki çöküntü içindeki kimselerin ve onların yaşadıkları karanlık sokaklarda değil; doğrudan doğruya “sırat-ı müstakim” (dosdoğru yol) üzerinde, en haklı ve hayırlı davaların tam ortasında pusu kuracaktır. Bir şirket-i maneviye ve teşkilatların içinde de bu tip kimseler, sizin zaten zayıf, önemsiz veya başarısız kişi ve alt teşkilatlarınızla vakit kaybetmezler. Doğrudan, en çok güvendiğiniz ve stratejik olarak önem verdiğiniz, teşkilatın kalbi olan başarılı çalışmaların, en sağlam ekiplerin “tam ortasına” sızarak pusu kurarlar. Şeytanın insanlara açıktan açığa değil, “pusu kurarak” sinsi bir şekilde yaklaşacağını bizzat bu ayette itiraf etmesi, güvenlik tehditlerinin her zaman dışarıdan açık bir cephe savaşı olarak gelmeyeceğinin, aksine en güvenilen süreçlerin içine sızarak gerçekleşeceğinin ve cerahatin içeriden dışarıya doğru oluşacağının da kanıtıdır.
3- Amacın “Nankörlük ve Şükürsüzlük” Üretmek Olması: A’raf Suresi 16. ayetin hemen devamındaki 17. ayette şeytan, pusu stratejisinin nihai hedefini tamamlar. İnsanlara; sağdan, soldan, önden ve arkadan sokularak onların çoğunu “şükredici (sahip oldukları nimetlere ve değerlere sadık)” bırakmayacağını söyler. Dosdoğru yol üzerinde pusu kurmanın temel amacı, sistemi kaba kuvvetle yıkmak değil; o yolda yürüyenleri içten içe tatminsiz, nankör, sürekli şikâyet eden ve sadakatsiz hale getirmektir.
Şeytanın ve şeytanlaşmış kişilerin bu “doğru yol üzerinde pusu kurma” stratejisinin en tehlikeli ayağı, bu sabotajı dışarıdan soyut bir varlık olarak değil, içimize sızmış “insan suretli şeytanlar” (münafıklar) ve “Hannas” (kötülüğü iyilik kılıfında sunan, bilgiç ve dindar görünümlü kimseler) aracılığıyla yapmasıdır.
“Hannas” karakteri, teşkilatların kalbine sızarak sistemi içten içe çürüten, ancak bunu yaparken son derece saygın ve sadık bir görünüm sergileyen sabotajcı profilinin tam karşılığıdır. Bu kavram, Hak dinden ve verilen sözden geri dönen, önemli ve öncelikli hizmetleri erteleyip kitleleri hayali kuruntular ve ucuz kahramanlıklarla oyalayan, gerçek niyetini ve mahiyetini çok iyi kamufle eden kişi anlamına gelmektedir. Teşkilatlarda bu tip profiller, çevrelerine karşı sadakat ve takva ehli, en sadık ve ikinci adam, liderini, ağabeylerini (sözde) koruyan ve kollayan, çok bilgili, iyilik ve istikamet timsali, seçilmiş ve sivrilmiş bir teşkilatçı görünümüyle hareket ederler. Allah “Hannan” (çok acıyan ve şefkat duyan) iken, bunlar “Hannas”tır; yani acıyor ve şefkat gösteriyor görüntüsü altında kitleleri aldatıp kendi çıkarlarına kurban ederler.